Röportaj: Esma Gürel
Eğer geçmişinizle hesaplaşma yoluna gidip “keşke hep çocuk kalsaydım” diyorsanız, 23 Nisan’da yılda bir kez de olsa çocuklaşmaya ne dersiniz? Sizler için hem çocuklara hem de büyüklere bazı sorular sorduk. Kimi zaman gülmek, kimi zaman düşünmek, kimi zaman da kendimizi sorgulamak için…
“Bir çocuğun gülüşüyle canlanır kâinat
Çiçeğin dallarına su yürür
Güneş zerrelerine dek ısıtır toprağı
Arılar daha bir coşkuyla bal taşır peteğe
Kurt kuzuyla dost
Yaşam bile yaren olur ölüme
Evren mest olur, doyulmaz bu neşeye”
Adresimiz Ünye Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu. Okul bahçesinde özellikle birinci sınıf öğrencilerini bulup onlarla sohbetimize başlıyoruz. Minikler cıvıl cıvıl sesleri ve hareketleriyle bizlerden ilgisini esirgemiyor. Kendilerine soru soracağımızı söylediğimizde pek hoşlanmasalar da; “soruların yanlış cevabı yok” dememizle yüzleri tekrar gülüyor ve içlerinden biri; “Öğretmenimizin sorduğu sorulara benzemiyor yani” diyerek, ilk soruyu kendisine sormamızı istiyor.
Miniklere ilk olarak 23 Nisan’da neler yapmak istediklerini soruyoruz. Kimi “şiir okumak”, kimi “şeker toplamak” istediğini belirtirken, bir öğrencinin sınıf başkanı olduğunu söyleyerek söze başlayıp; “şeker dağıtır, büyüklerimin ellerini öperdim” demesi arkadaşları tarafından alkışlarla, bizler tarafından da tebessümle karşılandı.
Minik öğrencilere, ayakkabıların konuşabilseydi neler söylerdi? diye sorduk. Kimi ayakkabısını dışarıda bırakacağını, kimi ayakkabısıyla sohbet edeceğini, kimi de ayakkabısına susmayı öğreteceğini söyledi. “İnsanlar gerektiğinde susmayı tam anlamıyla öğrenememişken, zamane çocuklarına böyle bir soru yöneltirsek tabii ki cevabı böyle olur” diyerek diğer sorumuza geçiyoruz.
Eve gittin ve en sevdiğin kitabını kardeşinin yırttığını gördün. Ne yapardın? Bu sorumuza sağduyulu olup “uyarırdım” diyenler çoğunlukta olurken, “döverdim” diyenler de oldu. Tabi “anneme ve babama söylerdim” diyenleri de unutmamak lazım.
Sorularımıza içtenlikle cevap veren minikler, sence çocuk olmak ne demek? sorusuna “Okula gitmek, ders yapmak, oyun oynamak” derken, aynı dili konuşmayan iki kişi nasıl anlaşır? sorusuna ise bir hayli ilginç cevaplar verdi. “İnce konuşur, sessiz konuşur, parmaklarıyla konuşur, yavaş konuşur.”
Güzel bir gün nasıl olur? Anlatır mısın? dedik ama minikler anlatmaya pek yanaşmıyor. Kısa cümlelerle sorularımızı yanıtlamak istiyorlar. Cevapları mı? “İyi olur, güneşli olur.”
Maksat çocuklaşmak olsun diyerek, bu kez de çocuklara, görünmez olsaydın neler yapardın? sorusunu soruyoruz. Kahraman olmak isteyen biri; “Hırsızlık yapanları polise söylerdim” derken diğeri herkesi gözetlerdim diyor. “Eve sessizce girerdim” diyen bir öğrencinin de, neden eve sessizce girdiğini merek ettik ama cevabını maalesef alamadık.
Ağaçların yaprakları sonbaharda niçin dökülür?, “Sarardığı için, rüzgâr sert estiği için.” sorumuzu sorduk, cevabımıza da aldık. Ancak aralarından biri ısrarla konuşmak istiyor, tabi onunla da sohbet ediyor, ardından da cevabını alıyoruz. “Neden olacak, sonbahar olduğu için.” Fazla söze ne hacet…
Minik öğrenciler, canlıların en küçüğüne ne ad verilir? sorusuna da birbirinden şirin cevaplar verdi; “Cüce, böcek, koyun, yavru.”
Çocuklarımıza sorduk; Dünyada en çok sahip olmak istediğin şey nedir? Öyle malda mülkte gözleri yok. Sizinde tahmin ettiğiniz gibi çocukça şeyler istediler… “Çikolata, bebek, elbise, uzaktan kumandalı uçak veya araba.”
Başka biri olabilseydin, kimin yerine geçmek isterdin? sorusuna neredeyse görüştüğümüz yaklaşık 40 öğrenci “arkadaşımın yerine geçmek isterdim” dedi. Nedenlerini merak edenler için açıklayalım; Bazılarının dersi iyi, bazılarının daha çok oyuncağı var… Kolay olmasa gerek az oyuncağa sahip olmak…
Minik öğrencilere okul bahçesinde, İyi bir öğretmen nasıl olur? diye de soralım dedik. Hiç düşünmeden cevap verdiler. “Yumuşak olur, dövmez, iyi ders öğretir.” İyi öğrenci nasıl olur sorumuza ise gülerek; “İyi ders çalışır, ödevlerini yapar, söz dinler” cevabını verdiler. Görevlerinin bilincindeler…
Öğrencilere sorduğumuz birkaç soruyu büyüklere de soruyoruz. “Dünyada en çok sahip olmak istediğiniz şey nedir? Sezai Yılmaz, “Ülke ve dünya barışının sağlanmasını isterim” derken, Güler Şahin; “Zayıfı koruyacak, her zaman doğruyu destekleyecek insanların varolduğu bir dünyanın olmasını arzu ederdim” dedi. Zeki Ordu ise; “İmanlı olarak ölmek” isterdim cevabını verdi.
Başka biri olabilseydin, kimin yerine geçmek isterdin? sorusuna ise Sezai Yılmaz, “Yine kendi yerimde olmak isterdim” derken, Zeki Ordu; “Kanuni, Bakî, Mecnun’un yerinde olmak isterdim. Biri cihan sultanı, biri söz sultanı. İkisinden biri olmazsan geriye Mecnun kalır” yanıtını veriyor.
Ünye’de muhtarlık yapmış 78 yaşındaki Nail Birben kısa ve öz konuşuyor; “Memleketime fayda sağlayacak insanların artmasını bir de sağlıklı olmak isterim.” Ünye’de terzilik yapan 66 yaşındaki Bekir Gazezoğlu da; “Kimsenin yerinde olmak istemem. Ben halimden memnunum” diyenlerden.
Bugün bakın şöyle bir çevrenize. Tüm acılara, mutsuzluklara, açlığa, işsizliğe karşın çocukların bakışlarındaki mutluluğu, karşılıksız sevgiyi, öğrenme coşkusunu görebilirsiniz. Gelin her 23 Nisan’da biz de çocuklar gibi şen olalım; çocuklara saflıklarını, dürüstlüklerini yitirmemelerini öğütleyelim. Geleceği çocukların temiz ellerine bırakalım.
“Bir çocuğu sevmek
İnsanlığı sevmektir aslında
Bir çocuğu sevmek
Tüm yaratılmışı sevmektir Yunusça
Bir çocuğu sevmek
Güzelliği, barışı, sevgiyi sevmektir
Dahası
Kendini sevebilmektir
Sevebilmekse;
Her yaşta
Çocuk güzelliği ile kalabilmek demektir…”