Röportaj: Zeki Ordu
Geldiği günden beri mesleğindeki temel duruşu kaybetmeden farklı bir kimliğe sahip
olduğunu düşündüğümüz Ünye Müftüsü Mustafa Bilgiç ile başta mesleği olmak üzere değişik konular üzerine sohbet ettik. Ünye’deki 3 yıllık görev süresi içinde başarılı çalışmaları ile Ünyelilerin takdirini kazanan Müftü Bilgiç sorularımıza içtenlikle cevap verdi.
Müftü Bilgiç’ten ilk olarak kısaca kendisini tanıtmasını istedik. Kendi ifadeleriyle özgeçmişini anlattı.
“1969 Samsun Havza doğumluyum. İlköğretim ve imam hatibi Havza’da bitirdim. Konya İlahiyat Fakültesini kazandım. Sonra Konya’nın Karapınar ilçesinde bir yıl imam-hatiplik yaptım. Haseki Eğitim Merkezinde üç yıl müftülük konusunda ihtisas kursuna katıldım, dereceyle bitirdim. İki buçuk yıl Konya’nın Çumra ilçesinde vaizlik yaptım. 1999 yılında Van’ın Gürpınar ilçesinde sonra Sinop Gerze ilçesinde, şu anda da Ünye’de ilçe müftüsü olarak görev yapmaktayım. Evliyim ve 2 evladım var. “
Kendisini kısaca tanıttıktan sonra Müftü Bilgiç’e sorularımızı yönelttik. Sorularımız dedikse öyle soru cevap gibi sıkıcı bir durum değil yani. Müftümüzle sohbet ediyorduk. Kendisine Farklı bir kimliği olduğunu söyledik. Çünkü eski tarz müftülerden farklı bir üslubu vardı. Biz kendisine bu durumu hatırlattığımız da her zamanki mütebessim çehresiyle sorumuza açıklık getirdi.
“Aslında bizim tarzımız yeni sayılmaz. Geçmişimizde birçok örnekleri var, hitabet sanatımızda… Söylediklerimiz; içeriği anlaşılması noktasında, örnek aldığım şahsiyet: Mehmet Akif’tir. Bütün vaazlarına, şiirlerine, hayatına baktığınız zaman; problemleri sadece Kur’an ekseninde, hadis ekseninde algılamaz. Çağın bütün ilimlerinden istifade eder. Mehmet Akif hakikatin iki yüzü olan hem vahye hem de Kur’an ve sünnete; aklını ve gönlünü açık tutar. Bunu şiirlerine, makalelerine, vaazlarına yansıtır. Aktüel ve yaşayan bir hocadır. Bugün olduğu gibi yarın da yaşayacaktır. Bugün biz de Mehmet Akif’i keşke taklit edebilsek, anlayabilsek. İnsanların sorunları karşısında sadece Kur’an bilgisi sünnet yeterli değil. Şunu kastediyorum. Allahın ayeti sadece Kur’an değildir, sünnet değildir. Kâinat da, insanın kendi doğası ve psikolojisi de Allah’ın ayetidir. Her insan Allah’ın ayetidir. Sosyoloji, psikoloji uluslararası ilişkiler de Allah’ın ayetidir.
Bilgide Metot Önemli
Dolayısıyla bütün bu verilerden istifade etmek gerekir. İnsanın kendisini tanıması, kendisini algılayabilmesi, kendisi olabilmesi; bütün bu verilerden istifade ederek olabilir. Bu verilerden istifade edemezse, insan kendini tanımadan mezara girer. Dolayısıyla ne kadar Kur’an ve sünnet bizim için değerli ise; aynı zamanda diğer ilimler de bizim için değerli. Çünkü bütün ilimler Allah’ın ayetidir. Kâinat Allah’ın ayetlerindendir. Bu Kur’an’ın ifadesidir. Arı gibi bunların her birinden istifa edip, doğru bilgiyi, doğru zamanda, doğru insana, doğru metotla vermek bizim en büyük sevdamız ve hülyamızdır. Bu günceliği, aktüel bakışı yaşayabilirsek bundan keyif alırım. Bizim için cennet; sadece ahiretteki cennet değil. Allah önce cennet ve cehennemi bu dünyada yaşatıyor, tecrübe ettiriyor. Bunu yaşayabilirsek anlayabilirsek ne mutlu…”
Aslında müftümüzün sözlerine müdahil olmak istemiyoruz. Keyifle dinliyoruz. Ancak bir yandan da diğer mevzular sırada bekliyor ve biz bunları neşretmek istediğimizden fırsatını bulup araya giriyoruz. Kendilerine vaaz ve sohbetlerinde yerli yabancı ilim adamı ve edebiyatçılardan da söz naklettiğini hatırlatıyoruz. Sohbetlerini yakından takip ettiğimiz anlamış olmalı ki gülümsüyor ve devam ediyor;
“Ne konuştuğumuz kadar nasıl algılandığımız da önemli. İnsanların ezberini bozmak, ön yargılarını yıkmak kadar zor. Einstein’in (Aynştayn) dediği gibi, atomu parçalamaya benziyor. İnsanların beynine çakılmış paslı çivi gibi, genel ön yargılarımız var. Genel ön yargılarımız, beraberinde bireysel ön yargılarımızı doğuruyor. Gerek bireysel, gerekse genel ön yargıları ben ‘paslı çiviye’ benzetiyorum. Bunları çıkarmak çok zor... Bilgi, ilgi ve takip bütünlüğünü önemsiyorum. Bununla beraber bir anne gibi samimi olmak lazım. Anne çocuğunun hem başarılı hem de mutlu olmasını ister ve hiçbir karşılık beklemez. Kendi çocuklarına hizmeti kıskanmaz. Bunlar gibi olmak zor ama benzemek kolay. Çünkü bunlar bir model.”
“Siz kolay anlaşıldınız mı” diye sorduk, bir an durakladı ve devam etti;
“İlk geldiğimde Ünye insanının ve personelimin beni vaazlarda anlaması zor oldu. Çünkü kitap okumayı sevmemden kaynaklanan; yeni kavramlar, yeni kelimelerle önce kendim tanıştım, sonra tanıştırmaya çalıştım. Öyle olunca insan bilmediği bir kelime, bilmediği bir kavram olduğu zaman biz anlamıyoruz, anlamadıktan sonra kime anlatıyor bu vaazı noktasına geldi.”
Cemaat sizi anlayabildi mi?
“ Önce cemaat şöyle anladı: Müftü bize soru soruyor, ya bilemezsek ayıp olmaz mı? Aslında bizim soru sormamızdaki maksat oradaki cevabı beklemek değil de, cemaatimizin uyanık olmasını sağlamak. Yani vaazlarımızı körler sağırlar birbirini ağırlar gibi olmasını engellemek. Benim için her kelime canlı bir organizma gibi. Her bir kelime insan kadar değerli… En değerli cümleyi, kelimeyi ortaya koyayım diye gayretim oldu.
İyiyi güzeli bulma hakikati arayışı; şüpheden başlar. Önce cemaat şüphe etti, tereddüt etti. Yargıladı, sorguladı. Önceleri, cemaatin vücut dilinden, anlaşılmakta zorluk çektiğimi anladım. Ama sonra daha profesyonel, daha dikkatli, daha hassas davranarak bu sorunu aştık.
Ruh Zehirlenmesi
Esnaf ziyaretleri yaptık. Metanetle gittik. Allah yardım etti. Sonra, cemaat önemli ve farklı şeyler söylüyor dedi. ‘Ruh zehirlenmesi’ olan monotonluktan sıradanlıktan önce kendimi; sonra cemaati kurtarmaya çalıştım. Çıtayı yükseltince cemaatin içinde dinleyicilerin çıtasında da yükselme oldu.
Özelikle sizin pazarda malınızı ihtiyacı olan alır. Cemaat de öyledir. Söylediklerinizi herkes anlayamaz. Ben de cemaatin içinde biraz daha sorgulayan, öğrenmeye gayret eden, cemaatimizi; hem birebir ilişkilerimizde, hem de kürsü ilişkilerimizde onları muhatap almaya çalıştım.
Sevgi Emek İster
Bu sıradan cemaati kaale almamak demek değil. Böyle anlaşılmamalı. Ancak bu toplumun geleceğe güvenle gidebilmesi için, ortanın üstündeki cemaatimize, üreten kelimeleri, kavramları, dini anlamda tanıştırmak lazım. Bunu sağlayınca biz cemaati, cemaate bizi anladı. Bunlar kolay olmadı. Cengiz Aytmatov ‘sevgi bir emektir’ diyor. İnsan sevdiği zaman, sevdiği şeye ulaşmak için emek sarf ettiği zaman, kendisini de yetiştiriyor. Mutluluğu zevklerin toplamı değil de sıkıntıların, problemlerin iyi bir dava uğrundaki gayretlerin toplamı olarak algılamalı. Mutluluk benim için amaç değil araç. Asıl amaç kendimi inşa, cemaati çevremizi inşa etmek… Bunu yaparken de biz bunu şunu yaptık demek yerine bütün güzelliklerin Allah’tan, bütün çirkinlikler bize aittir demelidir. Allah bizi bilgi ile tanıştırmasaydı, özümüzü Hz. Âdem başta olmak üzere onu inanca muhatap kılmasaydı, sevgiye merhamete aşka muhatap kılmasaydı, o zaman âdem beşer olmaktan insan olmaya dönüşemezdi. Allah onun tövbesini kabul etmezdi. İnsanın tekâmülü başlamaz, başladığı yerde biterdi.”
Lafın arasında ‘sevgi’ kelimesi geçince sorduk. Nedir bu sevgi denilen şey diye. Herkesin binlerce tanımını, tarifini yaptığı bu terimin din adamına hatırlattıkları neler olmalıydı? Bir dokun bin ah işit misali Müftü Bilgiç, başladı anlatmaya:
“Sevgi ve aşk kavramı cevap verebilmek için psikolojik anlayışı bilmek gerekir. Biz ‘algı’ dünyaların çocuklarıyız. Bizim aşka ve sevgiye bakmamız ‘algılar’ temelinde oluşur. Çünkü ‘algılar’ bizim gerçeğimizdir. Bir batı toplumunun sevgi ve aşkla bizimki bir değildir. Batı toplumunda özelikle insanlar eğitim görmüşse, onların kesinlikle lügatinde yalan yoktur. Yalanı intihar gibi görürler. Cahil insanlar yalan söyler. Bizim toplumuzda seni seviyorum kelimesi ‘çakmaya’ dönüşmüş. Yürekten değil de dilden çıkıyor…
Yaratılışın Özünde Sevgi Vardır
Böyle olunca; bu kavramlar, bizim kültürümüzün ürettiği son derece önemli olan bu kelimeler, günümüzde ‘çakma’ bir anlayışa dönüşmüş. Her ne kadar dönüşmüşse de, bizim kendi kavramlarımızla konuşup medeniyet dünyamızda sevgi ve aşk nasıl algılanmış onu bilmek lazım. Önce Mevlana’nın cümlesi var insanın içini ısıtan. Allah bizi sevgisinden yarattı. Her şeyin kaynağında sevgi vardır. Yaratılışın özünde sevgi vardır. Bu insanlar binlerce kavramlar üretmiş. Bu kavramlar bizim zihnimizi ana baba gibi yoğurmuş. Anamız, babamız bedenimizi inşa ettiği için onlara çok borcumuz var. Ama âlimlerde zihnimizi ruhumuzu inşa etiği için onlar da bizim manevi anne ve babamızdır. Shakespeare (Şekpsir) de çok güzel söyler. ‘Sevgide nefret de doğurgandır. Ama sevgi nefrete göre daha doğurgandır’ mantar gibi çoğalır yani.
Saygı ve Sevgi Ruh İkizleri Gibidir
Kur’an’a baktığımızda Cenabı Allah en sevdiği kim? Peygamber. Habibim diyor, sevgilim diyor. Muhteşem bir ifade… Halilim, dostum diyor. Dost kelimesi ile arkadaş kelimesi arasında fark var. Arkadaş ceketin astarına benzer; içli, dışlıdır yani… Beklenti vardır. Ama dostlukta beklenti yoktur… Dolayısıyla sevgide muhabbet dostluk vardır. Sevgi denildiğinde günümüzdeki sevgili değil; var olan her şeye, saygı lazım. Sevgi, saygı kelimesi de ruh ikizi gibi birbirine yakın kelimeler…
Yunus ‘yaratılanı severim yaratılandan ötürü’ Şekspir de ‘herkesi sev ama azına güven, kimseye de haksızlık etme’ der. Burada güven mi, sevgimi önemli? Güven sevgiden daha önemli. Güvenin içinde sevgi vardır. Ama sevginin içinde güven olmayabilir. Güvenilmeyen insanı sevemezsek, ona yardım edemeyiz, elinden tutamayız; ona kindarlık yaparız, onu terk ederiz. O zaman kurtarıcı, aydınlatıcı olamayız.
Sevgi İnsanı Özgürleştirir
Bir de sevginin içinde tutsaklık var. Tutku var. Sevgi ile tutkuyu birbirine karıştırmak gerekir. Tutku insanı esir eder. Tutku bir nevi fanatizmdir. Tutku insanı göz göre göre muhatabına adamaktır. Amaçsız gayesiz heba etmektir kendini... Kendini helak etmektir… Sevginin temelinde bilgi, ahlak, erdem ve saygı vardır. Sevgi insanı özgürleştirir, tutku köleleştirir.
Sevgi her ne kadar biz karşılıksız desek de, sevginin genelde karışığı vardır. Allahüteala mükâfat olarak cenneti vadediyor. Cennetle müjdeleyerek motive ediyor. İç denetimimizi, iç disiplinimizi güçlendiriyor. Demek ki sevgide beklenti var. Aşk da ise karşılık yok. Yunus ‘bana seni gerek seni’ diye özetliyor. Cenneti birkaç huri olarak görüyor. Cenneti araç olarak görüyor. Amaç Allah’ın rızası... Aşk hiçbir karşılılık beklemeden benim ücretim Allaha aittir diyebilmek… Kendini adamak… Buna da en güzel örnek, anne ve baların çocukların mutlu olmasını istemesidir.”
Konu buralara gelmişken gönül tarihimizin efsanelerini hatırlatmak istiyoruz. Mesela Leyla ile Mecnun’u… O, kıssalardan öğrenilecek şeyin olup olmadığını, okuyup okumadığını, bu husustaki fikirlerini soruyoruz. Müftü Bilgiç’e devam ediyor…
“Leyla ile Mecnun’u okumadım. Mesneviden güzel şeyler okudum ruhumu tazeledim. Kelimelerle oynamayı, kelimelerin altını doldurmayı, anlamlandırmayı çok çok seviyorum. Gönlümde ruhumda en büyük misafir, kelime ve kavramlar… Kelime ve kavramları merak ettiğiniz zaman; üç aşağı beş yukarı bilginiz varsa, ‘ köklerinize’ kanat takarsınız. Hayatı ‘delidolu’ değil de ‘dolu dolu’ yaşarsınız. Hangi âlim, hangi konuyu iyi anlamışsa ben o kişiden öğrenirim.”
Müftü Bilgiç’e “ülkenin temel taşlarından biri olan din adamlarının nelere dikkat etmesi lazımdır?” diye soruyoruz. . . Fikirlerini samimi olarak anlatmaya başlıyor…
“İnsanın gelişim endeksi diye bir şey var. Batıda özelikle gelişmiş ülkeler demişler ki ‘eğer bir toplum ekonomik gelişir de insanı ahlaki olarak gelişmezse o toplum gelişmiş bir toplum değildir’ Bir insanın kafası ne kadar çalışırsa çalışsın maneviyatından dolayı güçlü bir iradeye sahip değilse, aklını kötüye kullanır. İnsanın içinde iyilik ve kötülükler savaş halinde. Allah her şeyi zıddıyla yaratmış hangisini beslersek o galip gelecek. Aynı zamanda bütün zıtlardan değişim ve dönüşümü tekâmül yolunda emin adımlarla ileriye götürebilmek için sürekli bir gayret gerekiyor.
Öğretmen ve Din görevlileri Çok Önemlidir
Din görevlilerimize gelince. Bizim ülkemizin, hatta İslam ülkelerinin gelişmesinde iki meslek grubu var. Bunlardan biri din görevlileri diğeri ise öğretmenlerimiz. Bana: ‘İdeal anlamda sana bir imkân versek sen ülkede daha iyi bir Türkiye, gelecek inşa etmek için yetkili insanlardan ne istersin diye sorsalar’; Ben: ‘Bu ülkenin en zeki en kabiliyetli olan insanlarının ya öğretmen ya da din görevlileri vaizi ve müftü olmasını isterim. Çünkü küçük yaşlarda öğrencilerimize birebir ilişki içerisindeler. Hiç bir şey olamazsak öğretmen veya din görevlisi olayım demek çok yanlış
Peygamberlerde beş sıfat var. Emanet, doğruluk, büyük, küçük günah işlemez, Allahtan aldığı emirleri insanlara tebliğ eder ve zekidir. Âlimler peygamberlerin varisi… Mühendis doktorlar dememiş. Âlimler demiş. Âlimin mürekkebi kurursa o zaman mürekkep yerine kan dökülür. Eğer dünyada şiddeti görmek istemiyorsak en çok ilme ehemmiyet vereceğiz.
Usûl Olmadan Vusûl Olmaz
Din görevlisi önce bu işin sevdalısı olacak. Bin defa dünyaya gelsem bin defa bu mesleği icra ederdim diyecek. Sadece mesleği sevmesi yetmez meslek de onu sevecek. Aynı birbirinden frekans alan iki sevgili gibi... Mesleki bilgi çok önemli. Mesleki bilgi işin özü... Birde pedagojik formasyon. Eskiler çok güzel söylemişler, ‘usûl olmadan vusul olmaz.’ Bir yere gitmek istiyorsanız bir amacı gerçekleştirmek istiyorsanız usûl gerekir. Metodunuz yoksa amaca ulaşamazsanız. Dürüstlüğü anlatacağız. Kime? Gençlere. Nasıl, niçin, nerede ne kadar anlatacağız? Biz insanların psikolojisinin röntgenini değil de emarını(MR) çekeceğiz.
İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın
Bizim vazifemiz insan. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Biz insanı zihnen ruhen yaşatmanın derdi içinde olacağız. Bu da usûl bilmeyi gerektirir. 5N 1K diyorlar günümüzde buna.
Alan bilgisine sahip olmak… Belli bir alanda derinliğimiz olacak. Hangisine daha çok ihtisasımız varsa onu seçmemiz gerekir. Ama günümüzde sadece tefsirde, hadiste profesör olun; fakat ilmi disiplinleri bilme, anlama konusunda bir merakınız yoksa kesinlikle bir yere kadar başarılı olabilirsiniz. Psikoloji bilecek, bireyin davranışlarının altında yatan nedeni sosyoloji bilecek toplum davranışı, felsefe, uluslararası ilişkileri ilgi duyacak çünkü din; bugünkü rekabet duygusuna birileri dini çatışma alanlarının bir parçası olarak kullanmaya çalışıyor. Din üzerinden siyasi emellerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Çünkü malumunuz batıda oryantalizm diye bir şey var. Doğudaki bütün örf adetleri batılılar araştırıyor. Biz de merhamet ve adaleti yan yana getirirsek ilahi güç bizim yanımızda olacak. Buda felsefe psikoloji vs. ile ilgilenmeyi gerektirir.
Bilgi Ahlak ile Süslenmeli
Aynştayn ilim için merak etmek, hayal kurmak demiş. Peygamber efendimiz merak etmek, soru sormak ilmin yarısı buyurmuş… Ahlak önemli. Ne kadar mesleki bilginiz olursa olsun eğer ahlakınız kişiliğiniz alarm veriyorsa. O zaman siz Allah ile insanları aldatırsınız. İnsanlar bunun farkına vardığında sade sizden soğumaz aynı zamanda dinden de insanları soğutursunuz. Ahlakta bu işin özünü teşkil eder. Bunlardan hiç biri tek başına yeterli değildir. Her biri diğeriyle anlam kazanır.
Bir de bizim için bir insanı diğer insandan ayıran özellik diploma değildir. Kitap okumaktır. Kitap okumak derken neyi okumak Kur’an’ı… Peygamberimiz kâinatı diğer ilmi disiplinleri okumak ve kendimizi okumak. Bunarlı okumazsak hayat bizim canımızı okur, zaten okuyor da…”
Sohbet için geldiğimiz Müftü Bilgiç’in yanından dersimizi alarak çıktık. Kendisine yeni görev yerinde başarılar diliyoruz.