son haberler

Asurlular Dönemi’nde Karadeniz ve Ünye – III

Yayınlanma Tarihi: 21 Şubat 2020 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

M.Ö. 1780’lerde, henüz tam bilinmeyen ama Mezopotamya’daki politik ve etnik hareketlerle bağlantılı olduğu sanılan nedenlerle, İç Anadolu ile Asur arasındaki ticaret bağlantısı aniden kopar. Yukarı Dicle ve Fırat kıyısındaki devletlerde ve Güneydoğu Anadolu sınırındaki tepelerde Huriler (bkz. Macqueen, J.G., Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, sh. 21) politik üstünlük kazanmaya başlar. Bu gelişme, Asur’un ticaret kolonileriyle bağının kopması anlamına geliyordu. Asur hızla güç kaybetti ve kısa süre sonra da Babil Hammurabi’nin genişlemekte olan imparatorluğuna katıldı.4

Ticaretle Hitit hazinelerini boşaltan ve Anadolu’yu sömüren Asurlu tüccarları bereket versin ki M.Ö. 1750’lerde Anadolu’nun siyasî birliğini sağlayan Kuşşara Kralı Anitta, büyük bir ileri görüşlülük göstererek memleketten kovmuş ve böylelikle Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö. 1970 – M.Ö. 1750) son vermiştir.8

Skyth boylarından Halizonların bir kolu olan Khalyblerin en geç M.Ö. XIV. yüzyıldan önceki bir dönemde Gürcistan ve Doğu Karadeniz’den Kızılırmak’a kadar uzanan coğrafyada demir işçiliğiyle uğraştıkları önerilebilir. Hattâ onların Doğu Karadeniz sahillerinde yaşayıp, güneylerindeki halkların mallarının Boğazlar üzerinden ticaretini yaptıkları yönünde dahi tezler ortaya atılmıştır. (Carleton 1919, 198 – 199)9

Hititlilerle Kaşkaların sınır komşusu olması ve her iki devletin topraklarının da verimliliği birbirlerinin iştahını kabartıyordu. Bu yüzden de aralarında devamlı mücadele meydana geliyordu. Boğazköy ve Maşathöyük’de bulunan tabletlerden ve Maşathöyük tabakalarındaki yangın izlerinden de anlaşıldığı gibi Tokat ve civarı Hititler döneminde hem Kaşkaların hem de Hititlerin egemenliği altında, bu iki siyasal gücün bitmek bilmeyen mücadelelerinin cereyan ettiği alan içinde kalıyordu. Muhtemelen Karadeniz sahili ile Tokat arasında Hitit ve Kaşkaların asker sevkıyatını sağladığı yerlerden birisi de Ünye – Niksar hattıdır.4

İç Anadolu ile Karadeniz sahil kesimi arasında önemli bir geçit yeri olan Ünye – Tokat hattı, eski çağlardan beri ticarî ve askerî yolların kavşak noktasını oluşturmaktaydı. Ünye ile Tokat’ı dolayısıyla sahili İç Anadolu’ya bağlayan en mühim geçit yollarından birisi Ünye – Niksar yolu idi. Bu yol Niksar (Neokaesareia) üzerinden Canik (Paryadres) dağlarını aşarak Ünye’ye (Oinoe) açılır. Bu yol mil taşları ve Niksar yakınında bulunan yol kalıntıları ile de kanıtlanmaktadır. (bkz. Karayaka, Nuriye; Eskiçağ Tarihinde Tokat, İstanbul, 1988, İ.Ü. SBE, Yayımlanmamış YLT, sh. 21, 47.)4

Hititliler ile Kaşkaların mücadele alanında kalan Ünye’nin tam hâkimiyet olmasa bile belli aralıklarla Hititlilerin hâkimiyetine girdiğini bilmekteyiz. Bu kesimler tam olarak Hititlilerin egemenliğine girmemiştir. Bir Hitit kaynağında ‘biz güneşin denizden doğup, denizden battığı yerden geliyoruz’ kaydı bulunmaktadır. Güneşin ise denizden doğup denizden battığı şehirler ise Ünye ve Bafra gibi çok ender şehirlerdir.4

Ordu araştırmacısı Sıtkı CAN’ın yaptığı bir araştırmada (06.02.1949 tarihinde Selim Cevat YAZMAN tarafından yayımlanan ‘İktisadî Uyanış Dergisi’nin Ordu Özel Sayısı) Hitit belgeleri arasında Mısır firavunu ikinci Ramses’ten Hitit hükümdarı III. Hattusil’e hitaben yazılmış mektup ile onun cevabı yer almaktadır. Bu mektupta Mısır kralı Ramses Kadeş Savaşı sonucunda M.Ö. 1270’te yapılan antlaşmaya dayanarak Hattusil’den Samsun’un güneyi Krova ve İngalava (Öykeyüres) bölgesindeki demir ocaklarından kendisine demir verilmesini diliyor. Hattusil, oyalayıcı sözlerle bu ricayı yerine getirmiyor ve ‘yağmurlar çalışmaya müsaade eder, fırsat zuhur ederse göndereceği’ni vaad eder. (Sıtkı CAN, “Ordu İli Tarihine Genel Bir Bakış”, İktisadî Uyanış Mecmuası, İstanbul, 1949, s. 7 – Yüksel ŞEN, “Ünye ve Çevresindeki Maden Yatakları http://unyezile.com/maden1.htm)4

Prof. Dr. Bilge UMAR ise “Karadeniz Kappadokia’sı” adlı eserinde Ünye ile Hitit bağlantısı arasında şu ihtimal üzerinde durmaktadır: (UMAR, Bilge, Karadeniz Kappadokia’sı, İstanbul, 2000, s. 17 vd.) “Karadeniz Kappadokia’sına, bugünkü anlam ve kapsamda olmasa da devlet egemenliğini İranlılar getirmiştir. Hiç değilse yeni krallık döneminde Hititler kuşkusuz kendi başkentlerinin kuzeydoğu yakınında ve ulaşılması kolay (aşılması duvar gibi yükselen dağ dizileri ardında bulunmayan) Samsun yöresine kendi egemenliklerini tanıtmışlardı. Bunu İkiztepe ve Dündartepe kazıları doğrulamıştır. Ayrıca sözünü ettiğimiz dönemde, demir altından daha değerli maden sayıldığı için Samsun’dan doğu ilerideki iki demir madenine, Ünye’nin Kale köyü yakınındaki demir madenine ve Tirebolu güneydoğu ilerisinde, Bedrama Kalesi altında, Hark köyde bulunan demir madenine el koymuş olabilirler.”4

Arkaik Çağ’da (Arkaik Dönem: Tarihte ve arkeolojide bir uygarlığın en eski verilerini ele alan terim) Greklere demir sağlayan maden işçisi Khalyblerin oturdukları bölge, antik yazarlar tarafından Terme (Themiscyra) – Trabzon (Trapezos) arasında farklı gösterilmiştir. (Atasoy, Sümer; Antikçağda Amisos, İstanbul, 1994 Doktora Tezi, s. 53) Fakat, daha sonraki yıllarda bu halk Ünye bölgesine doğru kaymış ve neredeyse Ünye merkezli bir kavim haline gelmiştir.4

1840 yılında Ünye’ye gelen Hamilton, Ünye’de Halibialıların kalıntıları olarak gördüğü demir yataklarını aramaya girişmiştir. (William John Hamilton, Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia, Newyork, 1984, ss. 268 – 280)4 Hamilton 1830’lu yıllarda Gümüşhane’deki madenleri tanımlamış (1842, 234 – 238) ve Khalyb topraklarında olduğunu söylediği Ünye (Oinoi)’de kömürle demir işleyen birkaç insana rastlamıştır (1842, 244, 257, 275). Ünye demiri İstanbul’a gönderilmiştir. Yine aynı dönemlerde Samsun’un doğusunda Terme nehri boyundaki sahilin kara ve siyah gri bir renk arz ettiği bildirilmiştir. Burada o kadar zengin demir cevheri vardır ki bazı metal parçaları kumdan mıknatısla çekilebilmekteydi.9 (Ünye sahilleri kumunun rengi, siyah ve grimsi siyah olduğundan şifâlı manyetik kum olarak ün salmıştır – M.U.M.).

Sinop’un doğusundaki denize yakın olan sıra dağları da bakır, demir ve hattâ gümüş madenleri açısından antik çağda zengindi. Sinop çeliğinin Khalybia, Lydia ve Lakonia çeliği kadar meşhur olduğu; en iyi çeliğin Sinop limanından ihraç edildiği öne sürülmüştür (Robinson 1906, 143).9

Faruk SÜMER, “Oğuzlar” adlı çok değerli araştırmasında, Trabzon devlet saray müverrihi olan Panaretos’u kaynak göstererek Ünye için Halibia tâbirini kullanmaktadır. (SÜMER, Çepniler, İstanbul, 1992, s. 13) Bilge UMAR ise “Karadeniz Kappadokia’sı” adlı eserinde Xenophon’u kaynak göstererek şunları söylemektedir: “Mossynoikosların batısında, yine Khalybler (demir işleyenler) halkından, Mossynoikoslara bağımlı bir halk oturuyordu ve çoğunlukla (Ünye’deki) demir madenlerinde çalışmakla geçimini sağlıyordu.”4

M.Ö. II. bin yılın sonları ve M.Ö. I. bin yılın başları ya da genel anlamıyla İlk Demir Çağı’nda (M.Ö. 1275 / 1200 – 700), batıda Phryg Devleti’nin, Doğu Anadolu’da Urartu devletlerinin kuruluşlarını tamamlayıp gelişmelerinin doruk noktasına ulaştığı zaman diliminde, Doğu Karadeniz Bölgesiyle ilgili yok denecek kadar bilgiye sahibiz. (ÖZSAİT, Mehmet: “İlkçağ Tarihinde Trabzon ve Çevresi”, Trabzon Tarihi Sempozyum Bildirileri, 6 – 8 Kasım 1998, Trabzon, 2000, sh. 36)4

Kuzeydoğu Anadolu’nun doğal yolları, askerî ve ticarî amaçlarla asırlar boyu kullanılmıştır. Bu bölgeden Karadeniz limanlarına ulaşmak için bazı geçitlere ihtiyaç duyulmaktadır. Urartu kayıtlarında, KURKA-SİE94 olarak geçen Geçit Ülkeleri, Diauehi krallığının sınırları içerisinde yer almaktadır. Anzavurtepe ve Körzüt Kaleleri, kuzeye giden önemli yol güzergâhında bulunuyorlardı. Diauehi bölgesine ve buradan da olasılıkla Bayburt üzerinden Karadeniz’e giden bu yol, Urartu ile bu yöreler arasında ticarî faaliyetlere olanak sağladığı gibi kuzey ülkelerinde zaman zaman ortaya çıkan tehlikelere de yerinde müdahale etme imkânını vermiştir. (A. Çilingiroğlu (1994), a.g.e., s. 52).10

Hitit krallarından Hattuşili III’nin çağdaşı olan Tukulti Ninurta I (M.Ö. 1244 – 1208), Asur’dan hareket ile kuzeye doğru birçok ülke ve beylikten geçer. “…Tanrı Asur beni Nairi ülkesine ve Yukarı Denizin kıyısında yer alan ülkelere gönderdiği zaman … Nairi ülkesini ve Yukarı Denizin kıyısındaki ülkeleri ele geçirdim, 40 kralı ayaklarıma kapandırarak onların efendisi oldum…”10

Hitit – Kaşka savaşlarının sonuncusu III. Arnuwanda (İ.Ö. 1220 – 1190) zamanında yapılmıştır. (E. Von Schuler, Die Kaskaer, sh. 61) Sonuç olarak, Hititler döneminde genellikle Tokat’ın kuzeyinin Kaşka, güney ve güneybatısının Hitit egemenliğinde olduğunu söyleyebiliriz. (Karayaka, Nuriye; agt. sh. 55)4

III. Hattuşili ile en parlak çağlarından birisini yaşayan Hititlerin de Güney Anadolu ve Kuzey Suriye üzerinde gözü vardı. Bu siyasal tablo, Asur’u ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri alternatif bölgeler arayışına itmiştir. Aslında Anadolu’da ve komşu ülkelerde bu türden hammadde kaynağı olan iki ana bölgeden birisi, Asur’a göre batıda Kuzey Suriye – Güney Anadolu bölgesi, diğeri ise Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki bölgedir. (Dinçol, 1994: 16, hrt. 1, 2, 3)11

M.Ö. IV. yüzyıl itibariyle tarım ürünleri Karadeniz’de kurulmuş ticaret kolonileri aracılığıyla ihraç edilmiştir (Durmuş, 2008b: 207). Asurluların en önemli ekonomik kaynağı da ticarettir. M.Ö. II. bin yılda Anadolu’ya gelerek yerli krallardan izin almak suretiyle yerli halkla yaklaşık 250 yıl sürecek olan bir ticarî ilişki kurmuşlardır. Çivi yazılı tabletlerden Asur kadınının da İskit kadını gibi çalışıp aileye ekonomik katkı sağladığı, kadınların ticaret hayatında aktif bir rol oynadıkları anlaşılmaktadır (Günbattı, 1994: 191-193; Bayram, 2017: 23). Ancak Asurluların aksine, göçebe yaşam tarzı sayesinde İskitler zor coğrafî şartlarda yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilmektedirler. Örneğin Asur Devleti’nin Anadolu’daki en büyük düşmanı olan Urartuların yaşadığı coğrafya dağlık ve engebelidir. Hayvancılığa uygun olmakla birlikte tarım yapılabilecek arazi oldukça azdır. Göçebe yaşam tarzına uygun olan Doğu Anadolu’da Asurlular tutunamazken, Heredotos’un verdiği bilgilere göre İskitlerin bölgede yaklaşık 28 sene hükmetmeleri bunun en güzel örneğidir (Herodotos, Tarih, IV, 1).12

Bozkır kültürüne sahip olan İskitlerin ekonomisi hayvancılığa dayanmaktadır. Strabon, İskitleri at sütü içen, tekerlekli arabalarda yaşayıp zenginliklerden yoksun olan kimseler olarak tanımlamaktadır. (Strabo, 1854: 453) İskit erkekleri savaşta olduğu zamanlarda, sürülerin güvenliği ve otlakların korunmasından kadınlar sorumludur. (Eroğlu, 2016: 444) Bozkır erkeğinin günlük görevi ise hayvanların bakımı, at üzerinde sürüleri otlatmak ve avlanmaktır. Bununla beraber İskitler ziraatla ve ticaretle de aktif olarak uğraşmışlardır.12

Asur ticaretinin Anadolu’daki bütün bölgeleri kapsamadığı açıkça görülmektedir. (Barjamovic 2011, s. 7) Aslında kervanların, Güneydoğu Anadolu ve kısmen de kuzey Suriye topraklarından Anadolu’ya geçtiği güzergâhtaki koloni yerleşmelerinin dışındaki bütün diğer merkezler, Orta Karadeniz’den Fırat Nehri’ne ve Malatya’dan Konya ve Ankara’nın biraz batısında kalan yerlerle sınırlanabilecek bölgeye lokalize edilmektedir. (Veenhof 2010, s. 46 – 47)13

Tokat ili sahip olduğu konum gereğince ticaret yolları üzerinde yer almış ve Orta Anadolu bölgesini Orta Karadeniz bölgesine bağlamıştır. Tarih boyunca bu konumun önemi artarak devam etmiş ve Tokat bölgede var olan ticarette önemli bir yer edinmiştir. Asur Ticaret Kolonileri Dönemi’nde Orta Karadeniz bölgesinde yer alan koloni merkezleri genellikle bakır yataklarının olduğu bölgede yer almıştır. Tokat ili civarında yer alan önemli merkezlerden olan Durhumit’te, bölgede bulunan bakır madenlerinin işletilmesi sonucunda buraya getirilen bakırın damıtıldığını, bu bakırların Asurlu tüccarlar tarafından alınıp diğer şehirlere taşındığını biliyoruz.3

Asur casusluk örgütünün başında bulunan veliaht prens Sanherib, babası ünlü Asur Kralı II. Sargon‘a raporlar göndererek, Kimmerlerin Urartu topraklarına yayıldıklarını ve Urartuların ağır yenilgilere uğradıklarını bildirmektedir. Urartu kralları I. Argisti (M.Ö. 785 – 760) ve II. Sarduri’ye (M.Ö. 760 – 730) ait bazı Urartu yazıtlarından anlaşıldığına göre Kimmer göç ve istilâsından takriben 50 yıl kadar önce – Çıldır ve Gökçe Göl arasındaki ‘İş-qi-GU-lu ülkesi’ / Leninakan bölgesinde – Kimmerlerle Urartular komşu duruma gelmişlerdi. Özellikle II. Sarduri, Kura havzasını kapsayan ‘Guriania ülkesi’nden ve buradaki karışıklıklardan söz etmektedir. (Tarhan, M. Taner – “Ön Asya Dünyası’nda İlk Türkler Kimmerler ve İskitler” Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002, sh. 603).4

Kimmerlerin Karadeniz Bölgesi’ndeki varlığını gösteren arkeolojik ve filolojik kanıtlar mevcuttur. Ünye’de bulunan bir gümüş kap (Phiale) E. Akurgal (Akurgal, Prof. Dr. Ekrem – Orient et Occident, Paris 1969, sh. 224 vd, PI 67) tarafından M.Ö. VI. yüzyılın sonuna tarihlendirilmekte ve Kimmer sanatının son eserlerinden biri olarak nitelendirilmektedir.4

Hititlerden sonraki Anadolu Beylikleri Dönemi’nde de Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki beylikler Anadolu’ya gelen kavimlere yarı bağımsızlıklarını sürdürmüşlerdir. Daha sonra ticaret amacı ile Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelen Asurlular, buralarda bazı kentleri ticaret limanı yani kārumlar şekline dönüştürmüşlerdir. Asur Devleti’nin ortadan kalkmasıyla Doğu Karadeniz Bölgesi İ.Ö. 620’de Medlerin egemenliği altına girmiştir.14

Medlerin Doğu Karadeniz’deki egemenliği ortadan kalkınca, bunu fırsat bilen İonyalılar Karadeniz kıyılarında sömürgeler kurmuşlardır. M.Ö. IV. yy’da Trabzon’a kadar gelen Miletli tüccarlar, kente ticaret amacıyla daimî olarak yerleşmişlerdir. Çünkü Trabzon Pers ülkesine ve Kafkasya’ya yakın en büyük liman konumundaydı.14

İskitler tarih sahnesine çıktıktan sonra çeşitli kavimlerle ilişkileri olmuştur. Bu ilişki genelde mücadeleleri aksettirmektedir. Hazar Denizi ve Tuna Nehri arasındaki coğrafyaya geldiklerinde Kimmerlerle karşılaşmışlar, onlarla mücadele edip yurtlarından kovarak, onları takip etmişlerdir. Bu esnada Urartular, Persler ve Asurlularla karşılaşmış ve onlarla mücadele etmişlerdir. (Çay, Abdulhaluk M. / Durmuş, İlhami – “İskitler” Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002, sh. 588)4

İskitler, M.Ö. IX. yüzyılın sonlarına doğru Karadeniz’in kuzeyine kadar gelmişlerdir. İskit boylarından bir kısmı Avrupa tarafına doğru yayılırken, büyük bir kısmı da diğer bir atlı kavim olan Kimmerleri Kafkasya Dağları’ndan güneye doğru sürmüşler ve daha da ileriye giderek İran’daki Medlerin ülkesine girmişlerdir. Asur kralı Esardaddon’un yıllıklarına göre M.Ö. 679 yılında Asur kralı, İskit hakanı İşkapai’yi daha da ilerlemeden zorlukla durdurabilmiştir. Bu tarihte Urartu kralı olan II. Rusa ise İskitlerle savaşmaktan kaçınmış ve diğer bir İskit hakanı Sagastara’nın Urartu topraklarını geçerek kuzey İran’daki Mana ülkesine gitmesine izin vermiştir. Kimi İskit boylarının ülkesini yağmalamasını engellemek için yerleşme izni de vermiştir. II. Rusa, İskitlerin diğer boylarının çevre ülkeleri bir bir ele geçirdiği haberlerini alınca, tıpkı Çin’in Hun akınlarına karşı Çid Seddi’ni inşâ etmesi gibi kuzeybatı İran’dan Van Gölü çevresine kadar uzanan geniş bölgede pek çok şehrinin etrafını geniş surlu kalelerle çevirmiştir. Bu durum İskitlerin askerî yetenek ve güçleri ile çevrede nasıl bir etki yaptıklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Karadeniz, Hazar Denizi ve Aral Gölü’nün kuzeyinde yaşayan İskitler, Asur ve Urartu kaynaklarına göre M.Ö. VIII. yüzyılda, yaşadıkları yerlerden hareket ederek Kafkasya, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine doğru yayılmaya başlamışlardır.

  1. Argişti’nin (M.Ö. 790 – 765) Asur’a karşı kazandığı zaferler, bu ülkenin bir hayli güç kaybettiğini göstermektedir. Erzurum ve daha kuzeydeki doğu Karadeniz dağlarının güney yamaçları, Urartu’nun ihtiyaç duyduğu altın, gümüş ve diğer madenler açısından oldukça zengindir (Merhav, 1994: 129 vd.). Argişti’nin kuzeyden gelen bazı göç dalgalarını durdurabilmenin yanında, yöreye ilgi duymasının bir diğer nedeni de bu zenginlikler olmalıdır. Muhtemelen, Urartu kralı gelecekte Asur üzerine yapacağı seferlerin lojistiğini, bu seferlerde elde ettiği malzemeden sağlamıştır. II. Sarduri, M.Ö. 749 ve 746 yıllarında, doğu Karadeniz dağları civarındaki Qulha ülkesine iki sefer düzenledikten sonra, tekrar güneydoğu Anadolu şehir devletleri üzerine askerî eylemlere girişmiştir. Kumahalhi (Adıyaman ve çevresi) kralı Kuştaşpi’yi mağlup eden II. Sarduri’nin yöreden elde ettiği ganimetlerin yanında, Kuştaşpi’nin ödediği vergilerin çokluğu ve çeşitliliği dikkati çekmektedir. Asur krallarının da uzun yıllar altın ve gümüş gibi kıymetli madenleri elde ettikleri yörenin Urartu denetimine geçişi, Asur ekonomisine vurulan önemli bir darbe sayılmalıdır.11

Antik dönem Khalyb kavmine Hellen yazılı kaynaklarında ilk atfı 750’li yıllarda Homeros’un yaptığı söylenebilir. Homeros aslında … Halizon kavminden bahsetmektedir. Alybē kentinin Homeros zamanında gümüş ihracatıyla meşhur olma ihtimali bulunmaktadır. Homeros’un VIII. yüzyılın ortalarında bahsettiği Alybē kentinin Khalyblerle bağlantılı olduğu gözükmektedir.9

Bir önceki yüzyıldan günümüze dek gelmeyi başaran İlyada adlı eser, Homeros adında Anadolulu bir ozanın yarattığı bir destandır. Homeros İ.Ö. 850 sularında yaşamıştır. İlyada Destanı’nda; “Odios’la Epistrophos komuta eder Alizonlara, ta uzaklardan gelirler, gümüşün yurdu Alybē’den.” “Odius and Epistrophus were captains over the Halizoni from distant Alybē, where there are mines of silver.” cümlesi yer alır. Sahilde Karadeniz kıyısında bir yerleşim birimi olan ve HOMEROS’un destanında Alizonlar’ın başkenti olarak bahsettiği (Kitap XII, Bölüm II, paragraf 856 – 857) yerleşim birimi yani Gümüşün Yurdu Alybē (Alübe olarak okunur), kuvvetle muhtemel ÜNYE’dir.15

Apollonios, Argonautika 2.354’te Hekataios’tan alındığı düşünülen “Khalyb” kelimesi üzerine düşülen bir scholiast’ta (şerhte) Khalyblerin Thermodon nehri etrafında yaşayıp Skyth kökeninden oldukları; demir metalini keşfederek işledikleri; Areos’un oğlu Khalybos’un soyundan geldikleri (eklethesan) aktarılmaktadır. (Pearson 1938, 450) Aiskhylos da onların düz Skyth topraklarından gelerek Kafkaslar üzerinden Doğu Karadeniz’in demir madeni yüklü zorlu coğrafyasına göç ettikleri imasında bulunmaktadır (Epta epi Thêbas, 728).9

Khalybler, XIII. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştiği düşünülen Troia Savaşı’nda Troialılara destek vermişlerdir. Muhtemelen Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Skyth boylarından Halizonların bir kolu olup daha sonra Anadolu topraklarına yayılmışlardır. Onların, Kafkaslardaki Kuban kültür alanıyla bağlantısı olduğu ve en geç XIV. yüzyıldan önceki bir dönemde, hattâ Alacahöyük gibi Hatti uygarlık merkezlerinin geliştiği III. bin yılın ikinci yarısında, Kafkaslar üzerinden gelerek Kızılırmak vâdisine kadar uzanan bölgeye yerleştikleri ve başlangıçta en azından meteorik demirden âletler yaptıkları söylenebilir. İonların VIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Doğu Karadeniz’deki kolonileşme hareketinin, özellikle Trabzon ve Boğazlar üzerinden gerçekleştiği söylenen demir ve gümüş madeni ticareti sebebiyle başladığını kesin delillerle ortaya koyabilmek mümkün olmasa da Homeros’un yaşadığı VIII. yüzyılın ikinci yarısı, hattâ Troia savaşlarının gerçekleştiği XII. yüzyılda Hellenlerin en azından bölgedeki gümüş madenlerinin farkında oldukları ve ticaretini yaptıkları görülmektedir. Her ne kadar demir madenini keşfettiklerini ispatlamak zor olsa da özellikle Doğu Karadeniz’de yaşayan Khalyblerin demir madeninin yorulmak bilmeyen işçileri olduğu kabul edilmelidir. Khalybler büyük bir ihtimalle Samsun’un doğusunda Thermedon (Terme) vâdisinden Kolkhis’e kadar uzanan bölgede dağınık olarak, özellikle maden ocaklarının bulunduğu yerlerde yaşamaktaydı.9

Hitit dil bilimcisi Sayce, Halybe veya Khalybe kelimesini Hititçe Khaly-wa “Halys Ülkesi”nden türetmiştir. Bu durumda Halys (Kızılırmak) nehri etrafında yaşayan Khalyblerin Khaly-wa adı altında XIV. yüzyıl Hitit metinlerinde de geçtiği kabul edilebilir. Hattâ bu Khaly-wa’dan Akkadlı Sargon dönemine ait bir coğrafya metninde “Khallaba” olarak söz edildiği iddia edilmektedir. (Peake 1933, 644)9

Yeni Asur Dönemi krallarından II. Sargon (Akatça: Šarru-ukin – ‘meşru kral’), M.Ö. 722 – M.Ö. 705 yılları arasında ülkeye hükmetti. II. Sargon M.Ö. 722’de tahtı güç kullanarak ele geçirip V. Şalmanezer (M.Ö. 727 – M.Ö. 722) ile beraber yönetime ortak oldu. M.Ö. 722’de İsrail’i işgal etti. Aynı yıl V. Şalmanezer’in ölümü üzerine Asur’un tek kralı oldu.16

III. Tiglath-Pileser‘in (M.Ö. 745 – M.Ö. 727), oğlu olup olmadığı veya kraliyet ailesiyle gerçek bir ilgisinin olup olmadığı açık değildir. Ancak, bu bölgede ilk Akad İmparatorluğu’nu kuran Akadlı I. Sargon‘dan (M.Ö. 1860 – M.Ö. 1850) sonra Sargon adını kullanan ikinci kral olmuştur (Another “Sargon”, a predecessor of Shamshi-Adad of the 18th century BC). Sargon, Akatça ismin İncil’de geçen biçimidir.

  1. Sargon’un Asur başkenti Ninova yakınlarında yaptırdığı, bine yakın odası ve önemli bir kitaplığı olduğu bilinen görkemli sarayının hemen yanı başında dev bir ziggurat yükseliyordu.16 Eskiçağ dünyasının önemli ulaşım eksenlerinden birini teşkil eden Karadeniz – Kuzey Mezopotamya yolu da Amisos’tan (Samsun) başlayarak Ninevâ’da sona eriyordu.

Güney Rusya’dan hareketle Kafkaslar üzerinden gelerek M.Ö. 714 yılında Urartululara saldıran savaşçı Kimmerler buradan Karadeniz’in güney kıyısı boyunca Sinop’a ulaşıp burada üs oluşturmuşlar ve güneye yönelerek iç kesimlerde Tabal ülkesine kadar gitmişlerdir. (J.G. Macqueen, Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, Arkadaş Yay., 2. baskı, Ankara, 2009, sh.173)17 Kimmerler, onlar; ‘Ga-mir’ veya ‘Gi-mir-a-a’ olarak adlandıran birçok Asur metninden dolayı bilinmektedir. Asur dilinde bu isim “oraya buraya gidip-gelen insanlar” benzeri bir anlam ifade eder.

Asur kralı II. Sargon son seferini kuzeybatıya yaptı. M.Ö.706 yılında da Tabal’a yürüdü ve Espai adlı liderleri öncülüğündeki Kimmerli düşmanlarıyla M.Ö. 705 yılında karşılaştı. Kendisi savaşta ölmesine rağmen savaşın sonucu onun seferinin haklılığını ortaya koymuştur. Asur kralı II. Sargon ile Frig kralı Midas (Mita) M.Ö. 709 yılında Kimmer tehlikesi yüzünden yakınlaşmaya başlamışlardır. Bu yakınlaşma ve işbirliğine rağmen M.Ö. 705 yılında II. Sargon Kimmerler tarafından Tabal memleketinde öldürülmüştür.17

Asur kralı Asarhaddon ülkesinin kuzey sınırlarını tehdit eden İskit kralı İşpakay’ın M.Ö. 678 yılındaki saldırısını ve yine kuzey sınırındaki Kimmerlerin saldırılarını püskürttükten sonra İskit Kralı Bartatua’ya kızını vererek akrabalık ve ittifak kurmuştur. Bunun sonucunda da İskit Kralı Partatua Kilikya ve Kapadokya’yı tehdit ederek Asur İmparatorluğu’nun buralardaki ticaretini engelleyen Kimmerleri etkisiz hale getirmiştir (Ali Cengiz Üstüner, “Bozkır Göçebeleri Kimmerler ve İskitler”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 135, Ankara, Aralık 2001, sh.198)17

Kimmerya’nın yerli halkı, neredeyse gizemli bir tarihe sahiptir. M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda hüküm süren bu antik insanların varlığına yapılan ilk atıfları Asur metinlerinde görürüz. Asurlular ve bir erken – Ermeni imparatorluğu olan Urartu kaynaklarında “güçlü ve hareketli bir askerî tehlike” olarak tasvir edilmişlerdir. M.Ö. 7. yüzyılda Asural Kralı Aşurbanipal, Kimmerlere olan düşmanlığını tabletlere yazmıştır.

Asurbanibal döneminde (M.Ö. 668 -M.Ö. 626) imparatorluk en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Asur toprakları, Anadolu’nun merkezinden Basra Körfezi’ne, Karadeniz’den günümüzdeki Etiyopya’ya kadar uzanıyordu. Tiglath-Pileser I (M.Ö. 1114 – M.Ö. 1076) zamanında tekrar büyük bir devlet haline gelmişlerdir. Bu zamanda Asur devleti, batıda Akdeniz’e kuzeyde Karadeniz’e kadar ulaşmıştır. Bu büyük imparatorluk, Asurbanipal’in ölümünden sonra Avrupa’dan gelen İskitler tarafından istilâ edildi. Daha sonra Medler, Persler ve Babiller birleşerek, imparatorluğa son darbeyi indirdiler; Ninova (‘Kanlı şehir’ Ninive) M.Ö 612’de alındı ve yerle bir edildi.6

Asur Devleti, özellikle Kral II. Sargon’un (M.Ö. 722 – 705) iktidara gelmesinden sonra Anadolu üzerindeki emellerini belli bir ölçüde gerçekleştirebildi ise de hiçbir zaman Anadolu’nun tam sahibi olamamıştır. Çünkü, Urartu Devleti’ni önce ekonomik yönden çökertmiş ve ardından siyasal olarak da kendisine bağlayacağı sırada Anadolu, Kafkaslar üzerinden gelen Kimmer ve İskit kavimlerinin istilâsına uğramış, daha sonra İskitler, Asur için de tehlikeli olmaya başlamışlardı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi İran’daki Medler ve Mannalar da Asur’a düşman olmuşlar ve bu düşmanlığın doğal bir neticesi olarak Asur hudutlarını tehdit etmeye başlamışlardı. Nitekim, Asur’un etrafını çeviren tehlike çemberi M.Ö. 610 yıllarında bu devletin çöküşüne zemin hazırlamıştı. Özellikle Babillilerle ittifak eden Medlerin saldırıları neticesinde Asur Devleti kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştı.8

Kimmerlerin, İskitlerin baskısı sonucu Kafkaslardan Anadolu’ya girerek buradaki Urartulular ve Asurlularla karşılaştıkları ve mücadelelerde bulundukları, oradan da daha Batıya doğru Anadolu içlerine hareket ettikleri ve Orta ve Batı Anadolu’ya kadar gelip buralarda etkili oldukları anlaşılmaktadır (İ. Durmuş, İskitler (Sakalar),’Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1993, sh. 64). Anadolu’ya giren Kimmerlerin iki gruba ayrıldıkları; birinin Asurlularla mücadeleden sonra batıya yönelerek Frig ülkesini istilâ ettiği diğer bölümünün de kuzeye yönelerek Kafkaslar üzerinden hareketle Kapadokya bölgesine ve oradan da Sinop’a çıktıkları anlaşılmaktadır. (Özdemir Koçak, Eski Çağ Tarihinde Sinop – Başlangıçtan M.Ö. 395 yılına kadar, İst. Üni., Sos. Bil. Enst. Eski Çağ Tarihi ABD, Yayınlanmamış YLT, İstanbul, 1993, sh.35,36)17

Xenophon’un M.Ö. IV. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu Bölgesi’nden “İskitlerin ülkesi” olarak bahsetmesi, İskit etkisinin bölgede uzun süre devam ettiğini kanıtlamaktadır. Kimmerleri önlerine katıp Urartu toraklarına giren İskit boyları ise Doğu’dan Anadolu’ya girmişler ve özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki Themiscyra (Samsun – Terme) merkez olmak üzere İskit kadınlarının yönettiği bir krallık kurmuşlardır. Bunlar, Hellen ve Roma kaynaklarında bahsi geçen Amazonlardır (İskitler Türk olup Amazonlar da İskit kadınlarıdır).18

İskitlerde küpeler de yaygın olarak kullanılırdı. Erkekler sadece bir tane takardı. Kadınların ise birkaç çift küpeyle birlikte gömüldüğü kanıtlanmıştır. Ünye’nin Denizbükü mevkiinde müsadere yoluyla elde edilen küpe takı Ünye sosyal tarihine az da olsa ışık tutmaktadır. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Antik Baş Takıları Seksiyonu’nda (Kat. No.: 39) sergilenen Altın Küpe (çift) 4,85 cm çapında ve 26 g ağırlığında olup M.Ö. IV. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmiştir. Sade, büyük halkanın uçları telkârî ve granüle bezeli topun içine girerek kapatılmıştır. Top ortadan ince altın telle bölünmüştür. Topun bir tarafında halkayla birleştiği yere ince bir altın tel sarılmıştır.19

Xenophon, M.Ö. 401 tarihinde kaleme aldığı Anabasis adlı eserinde şunlardan bahseder: Ksenophon ve beraberindekiler, daha önce karşılaştıkları Khalyblerin bir uzantısı olduğu görülen Giresun’un batısında kıyıya yakın yaşayan bir başka grupla karşılaşırlar (Anab. 5.5.1-3): “Bu halklar sayı olarak azdı ve Mossynoiklerin boyunduruğu altındaydılar ve çoğunluğu geçimlerini demir işletmekten (apo sidêreias) sağlamaktaydı. Daha sonra çok daha düz olan ve deniz kıyısında daha az güçlü kaleleri olan Tibaren ülkesine ulaştılar… daha sonra Sinopluların bir kolonisi … olan Tibaren topraklarında konumlanmış Kotyora’ya ulaştılar”.9

Ksenophon’dan 400 yıl sonra yaşayan Strabon zamanında Khalblerin hepsi olmasa da önemli bir kısmı Khaldai tarafından asimilize edilmişti. Buna rağmen Khaldailer gibi topraklarının azlığından dolayı ziraatla uğraşmayan, savaşarak ve Strabon’un da ifade ettiği gibi özellikle palamut balıkçılığı ile (12.3.19) geçimlerini sağlamaya çalışan Khalybler, aç kalmaktansa aynı zamanda demir, gümüş ve bakır madenciliğiyle uğraşmaktaydılar. Apollonios onların engebeli bir toprağa sahip, insanoğlunun en sefil halkı olduğunu; ne ziraatla ne de hayvancılıkla, sadece madencilikten kazandıkları parayla geçimlerini sağladıklarını bildirmektedir. Khalybler komşularına ve İyonya kasabalarına haraç veya mal olarak demir vermekteydi. Hattâ, bir zamanlar yaygın olan görüşe göre İonların VI. yüzyılın ortalarında, hattâ daha erken Arkaik Dönem’de, Doğu Karadeniz ve Kolkhis’e gelmelerinin temel sebebinin bölgenin metal açısından zengin olması olduğu öne sürülmüştür.9

Khalybler geleneksel demir işçileri olduğundan bu metal stricturae Chalybum olarak ve madenler de Chalybum metala olarak adlandırılır (Plinius, 7.197). Khalybler nesillerini belki de demirin kâşifleri olarak şanlandırmışlardır. Bu durum, antik kaynakların Khalybler ülkesine  ubi ferrum nascitur (demirin doğduğu yer) olarak atıfta bulunması gerçeğiyle ispatlanmış gözükmektedir. Aiskhylos’un zamanında “arasında demirin doğduğu Khalyb kavmi” halihazırda isimlerini çelik veya karbonlu demire (khalybs) vermişti. Aiskhylos aynı zamanda (Promêtheus Desmôtês, 714 – 715) Skyth nomadlarının yaşadıkları toprakların solunda “demir işçisi Khalyb kavmi”nin (hoi sidêrotektones … Khalubes) meskûn olduğunu ve bunlar vahşi olduklarından dolayı yanlarına yabancıların yanaşamadığına dair bir söylemde bulunur ve yüksek derecede demir veya çeliğin çıkardığı sesin yansımalarından bahsederken khalyps veya khalybos kelimesini kullanmaktadır (Promêtheus, 133).9

Asur’un çöküşü ile birlikte, bu devletin Anadolu üzerindeki emelleri de tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş gibi görünebilir. Fakat bu, bizi yanıltmamalıdır. Çünkü tarih bilimi, geçmişi ele almakla birlikte, geleceğe de ışık tutmaktadır.

İşte bu temel prensipten hareket etmek suretiyle Asurluların torunları olduklarını iddia eden Suriyeliler, günümüzden 2600 yıl önce yıkılmış olan Asur Devleti’nin Anadolu’ya yönelik politikasını yeniden gündeme getirmek istemektedirler. Bu cümleden olmak üzere Hatay dahil dokuz vilâyetimizi, çizmiş oldukları haritalarda kendi sınırları içerisinde gösteren ve kısa adı GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi’ni geciktirmek için başta PKK olmak üzere çeşitli terör örgütlerine yataklık eden ve arka çıkan ve zaman zaman Fırat’ın sularının paylaşılmasını gündeme getirerek ortalığı bulandıran Suriye’ye karşı son derece temkinli ve tutarlı bir dış politika izlemek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği açısından son derece önemli olsa gerektir.8

 

 KAYNAKÇA:

  3 HASDEMİR, Arş. Gör. Hülya Kaya – Eskiçağ’da Tokat Ticaret Yolları, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 9, Sayı 44, Haziran 2016.

  4 KURT, Mehmet – Yeni Asur Devleti’nin Kuzey Yayılımı ve Doğu Anadolu’nun Tarihî Coğrafyası, Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, 2009. https://www.

  6 TARİHÎ Olaylar – Asurlular. https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/asurlular-316

  8 MEMİŞ, Ekrem – Asur Devletlerinin Anadolu Politikası, XII. Türk Tarih Kongresi, 12-16 Eylül 1994, Ankara (I. Cilt), ss. 65 – 73. / İskitler’in Tarihi, Konya, 1987, sh. 27.

  9 DEMİR, Doç. Dr. Muzaffer – Antik Dönemde Bir Doğu Karadeniz Kavmi: Khalybler, Uluslararası Giresun ve Doğu Karadeniz Sosyal Bilimler Sempozyumu, 09 – 11 Ekim 2008, Bildiriler I. Cilt, ss. 67 – 85, Giresun Belediyesi, 2009, Gazanfer İLTAR.

10 ÜNSAL, Veli – Urartu Krallığı’nın Kuzeybatı Seferleri, Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi ss. 9 – 32. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/106361

11 DOĞAN, Osman – Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Kültür Yayınları: 3 – Samsun, 2003, 514 sh.

12 MUTLU, Dr. Öğr. Üyesi Suzan Akkuş – İskit, Asur ve Perslerin Siyasi ve Kültürel Farklılıkları Üzerine Bir Değerlendirme, Asia Minor Studies, Cilt 7, Sayı 2, ss. 244-258, Kabul Tarihi: 24.07.2019, Araştırma Makalesi.

13 EROL, Yrd. Doç. Dr. Hakan – Eski Asur Şehir Devletinin Ticarî Tekelleşme Politikası, TAD, C. 34 / S. 58, 2015, ss. 425 – 443. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/2021/21041.pdf

14 SARI, İbrahim – Pontus Meselesi ve Derin Trabzon, I. Baskı, 2016, 31. sh.

15 MİSTEPE, M. Ufuk – Homeros’un Alybē’si Ünye I-II-III, Ünye Haber Gazetesi, 28.02 / 07.03 / 18.03.2014, Sayı: 1824-1830-1839, Yıl 11.

16 VİKİPEDİ, Özgür Ansiklopedi – II. Sargon. https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Sargon

17 ÇOBAN, Yrd. Doç. Dr. Hacı – Kapadokya’da Kimmerler, 18.11.2015. https://www.ergenekun.net/kapadokyada-kimmerler.html#_ednref29

18 KARAKOÇ, Doç. Dr. Eren – Asurlu ve Urartuluları Dize Getiren İskit Türkleri, 29.09.2019. https://www.kozmosungenetigi.org/urartulu-ve-asurlulari-yenen-iskitler/

19 MİSTEPE, M. Ufuk – Karadeniz İskitleri ve Ünye II, Ünye Haber İnternet Gazetesi, 14 Haziran 2019, Yıl 16.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Ünye ve Hinterlandı Tekke ve Zaviyeleri

28 Mart 2020 okunma
Türkler Anadolu’ya askerî güç olarak girmeden önce bu topraklara derviş olarak gelmişler, önce gönülleri fethetmişler ve Anadolu’nun o zamanki sakinlerine İslâm dinini tebliğ ederek Türklerin Anadolu’yu vatan edinme çalışmalarının altyapısını... Devamını Oku

Kıbrıslı Sokak ve Ünyeli Musa Kâzım Efendi

20 Mart 2020 okunma
Makalemizin bu haftaki konusunu İngiliz işgali döneminin (1878 – 1960) 46 yılında Kıbrıs’ta Hala Sultan Külliyesi’nde zâviyedârlık, türbedârlık ve şeyhlik yapmış bulunan ‘Kıbrıslı Şeyh ya da Kıbrıslı Hoca’ diye tanınan Ünyeli Musa Kâzım... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – III

13 Mart 2020 okunma
Türklerin, Hıristiyan vatandaşların hayatlarını çekilmez hale getirmek için kullandıkları yöntemler dikkat çekici boyuttadır. (!) Rum ya da Ermeniler artık sistematik olarak katledilmiyor. Onların geçim kaynakları engellenmektedir. Rum ve Ermenilerin... Devamını Oku

Millî Mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – III

6 Mart 2020 okunma
Müderris Yusuf Bahrî Efendi’nin yetiştirdiği talebelerden Ünye Taflancık köyü doğumlu hatip Kuruoğlu Hasan Efendi hocasının teşvikleriyle cepheye gittiği Cihan Harbi’nin şehidi, Taflancık köyünden Demiroğlu Ahmet DEMİR Efendi de Sarıkamış’ın... Devamını Oku

Ünye – Deniz Dibinde Yaşam

28 Şubat 2020 okunma
Yaklaşık 100.000 adede varan dijital görsel arşivimdeki dikkatimi çeken hususlardan biri Ünye’mizde “sualtı yaşamına dair çekimlerin eksikliği” idi. Bu konuda yazılı literatür kıtlığı ve yayımlanmış araştırma sonuçları da bâkir alanlardan birini... Devamını Oku

Hellenler ve Eski Yunan Masalları

14 Şubat 2020 okunma
“Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız.” diye anlamlı bir sözle başlamıştı sunuşuna Sayın Ortahisar Belediye Başkanı Av. Ahmet Metin GENÇ Bey.1 Xenophon’un ANABAΣIΣ adlı eserinde Ellinas / Ellinon olarak... Devamını Oku

Ünye Gümrüğü – IX

7 Şubat 2020 okunma
04 Ağustos 1904 tarihli Servet-i Fünûn Dergisi’nde “Kasabanın müessesat-ı medeniyye ve diniyyesi ahiren inşâsına muvaffak olunan Ortaçarşı Câmi-i şerifi, kadîmen mevcut bir Hükûmet Konağı, Askerî Dairesi, Depo, Telgrafhâne, Beledî ve Liman Dâiresi gibi... Devamını Oku

Millî mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – II

3 Şubat 2020 okunma
Unutulmamalıdır ki Şark Meselesi (La Question d’Orient), bizlere göre ehl-i İslâm ile gayri Müslimlerin, yani hak ile bâtılın kavgası, emperyalistlere göre de süreci halen devam eden Osmanlı topraklarının paylaşılması meselesi halini almıştır. Mustafa... Devamını Oku

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Ünye

24 Ocak 2020 okunma
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu olan UNESCO’nun (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization) 1972 yılında kabul ettiği Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme’sinin amacı; üstün evrensel değer’e... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – II

24 Ocak 2020 okunma
Giresun Belediye Başkanı Kaptan Yorgi’nin Marsilya’ya yerleşmiş olan tüccar oğlu Konstantin Konstantinides, 1917 yılı Ekim ayında üzerinde “Ey, Pontus vatandaşları, ayaklanınız! Hür milletlerden yüksek hayat ve bağımsızlık haklarınızı isteyiniz.”... Devamını Oku