son haberler

Burunucu İstimlâk Mahalli – III

Yayınlanma Tarihi: 28 Haziran 2019 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Yalımızın iki tarafı yüksek olmayan çok güzel kayalık; Feneraltı kayalıklarındaki gibi yarısı deniz suyu içinde bulunan yosunlar, minik baloncuklar gibi suyun yüzünde parlardı. Yalı, törpülenmiş gibi kiremit parçası ve taşlarla doluydu. Bunlar çömlek kırıklarıydı.

Fabrikanın etrafındaki kayalıkları topuklarına kadar örten yosunların açık ve koyu kahveli, kızıllı, sarılı, allı morlu, yeşilli renk cümbüşlerini hiçbir zaman unutamadım. Kayalıkların üzerindeki midye kolonileri, günün ayrı vakitlerinde masallarda tariflenen peri kızlarının binbir renkteki farklı elbiseleri gibiydiler.4

Evimizi dubleks gibi düşünelim; birinci katın deniz tarafını çamaşırlık olarak kullanırdık. İki tane büyük, köpük gibi beyaz taştan ama mermer değil, çamaşır teknemiz vardı. Dubleks gibi ikinci kat odunluktu, fındık kabuğu yığılırdı buraya. Babam çok çalışkandı. Tezgâhtan iner, odun keserdi. Odun dediysem, tomruktan kütüğe dönüştürülen hamam kütüğü de denilen cüsseli ahşap kökenli hammaddelerdi. Hızar ve baltayla (demir kamalar yardımıyla yarılarak) Mıstık’la beraber keserlerdi. Evin önü yığınla odun dolu olur ve evinde odunu olmayan istediği gibi alır, giderdi. Kimse hesap sormaz.. dostluk 24 ayardı.

Evin yol tarafı olan birinci katında amcamlar ve oğlu Kenanların mutfağı vardı. Ben amcamı (Hamza ÇAĞLAR) tanımıyorum. Amcam oğlu Kenan 6 yaşında iken, 40 yaşında bağırsak düğümlenmesinden, genç yaşta vefat etmiş. Biz aynı evde beraber oturduk. Yengem, onlar üç kardeş Kenan, Seyhan, Fatma; biz dört kardeş Hatice, Kadir, Ayşe ve Emine hep beraber büyüdük. Aynı evde yedi kardeş gibiydik. Kenanlar en çok bizimle otururdu. Yengem makinada nakış yapardı. Makinası, yukarı kattaki salonda, pencerenin önünde dururdu. Tıkır tıkır kasnakla işlerdi.

Çarşamba günleri köylüler değişime gelirdi. Heylerinde sebze, meyve, kuru gıda, peynir ve çökelek.. çömlekle trampa ederlerdi. Mutfak dolardı.. bana da çok eğlenceli gelirdi. Kuru gıda koymak için çatlak küp alırlar, karşılığında daha az ürün verirlerdi. Evimizin önünde büyük bir taş vardı. Çeşmeden suyunu alan taşa oturur, mola verirdi.

Üst kat fabrikada pöğrek dediğimiz ince pis su boruları kesilirdi. Zeki ERGÜN Abi işyerimizde boru keserdi. Pöğrek, kalıbında plâstikleştirilmiş cimil çömlek çamurundan kesilirdi.

Berber Zeki – Cumhur kardeşler saçımı keserlerdi. Zeki Abi, Ali garson (à la garçon – oğlanımsı) model kesim derdi. Fabrikada çalışan birey olarak Cevahir Teyze de tam bir Osmanlı kadınıydı. Bunlar yukarı mahalleden olduğundan o mıntıkaya çıkmıyorum.

Yalının içerisinde incir ağacı vardı. Biz, Memiş Dayı, Satılmış Dayı siyah incirin altına kayıkları çekerdik. Bizim yalıdan iki kaya arasından geçilen şu an da mevcut olan Çakmak Kaya’nın önünde küçük bir yalımız daha vardı. Arkasında üzeri kertenkele dolu yüksek bir duvar bulunurdu. Erkek çocuklar kiremit ve taşlarla kuyruklarını koparırlardı. Duvarın içinde bahçe arkasında Ali Dayı’nın (Ali AKKUŞ) ve Safiye Abla’nın evi vardı.

İkimizin arasında Rizeli Memiş Dayı’nın evi bulunurdu. Balıkçılık, çamurculuk yapar ve yunus balığı avlarlar, kazanlarda kaynattıkları balık yağlarını satarak geçimine katkı sağlarlardı. Sahilde yağ kokusundan geçilmezdi. Memiş Dayı motoruyla denize çıkar, büyük siyah balık tutar, kumun üzerine atardı. Onların Yunus Balığı olduklarını sonradan öğrendim. Bunların derisini kaynatır, balık yağı çıkarırdı. Sonra leş derdi, balıkların içini motorun arkasına bağlar, açık denize bırakırdı. Balıkların içinden yavru çıktığını da gördüm. Memiş Dayı bahçede ateş yakardı. Kazanın altında gelgelek dediğimiz, deniz kenarından toplanan törpülenmiş gibi düzleşmiş odun parçacıkları yanardı. Memiş Dayı iri yarı, esmer Kızılderili gibiydi. Eşi Meryem Teyze ile kızları Yüksel ve Şükriye Ablalar vardı. Çok iyi komşuydular. Yüksel Abla’yı memlekete götürdü, bıraktı. Meğerse orada evlendirmiş.. bir daha göremedik. Şükriye Abla, Terzi Ali Abi ile evlendi. Cemal ve Emine adlı iki çocukları oldu.. Sonra bir çocukları daha olmuş. Cemal ve Emine bizi çok severlerdi, biz de onları… Çok samimi can insanlardı.

Ali Dayıların mekânı ve sakinlerini Fikri TERZİOĞLU’nun anlatımlarından aktaralım: Yaşı 90’ı aşkın babaları, geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra yatağa bağımlı Ahmet AKKUŞ’tu. Ünye’nin ekabir diye tanımladığımız insanlarıyla beraber olmuş, hattâ zamanın üst düzey politikacılarıyla, bakanlarımızla ileri derecede dostluklar yaşamış, sevilen, sayılan bir insandır. Benim de çok sevdiğim saydığım, kolay iletişim kurulan, cömert, halk ağzıyla bonkör, dünyayı yaşayan son efendilerdendir.2

Bacanağım Ali AKKUŞ’un kendi ismi ile dedesi Ali AKKUŞ’un evlerinde oğlu İlhami de yaşardı. Ahmet AKKUŞ Ağabey’in de babası olan Ali AKKUŞ Dede’mizin memleketi Makedonya, benim de anneannemin vatanıydı. Ali Dayıların evinin ilk sahipleri Mühendis Reşit Erolların baba evidir. Ali Dede, bizim Ünye Millet Parkı‘nın bahçıvanıydı. Ali Dede bizi tanırdı.. gördüğünde bizi çağırır, eliyle yetiştirdiği gül ve çiçeklerden yaptığı demetlerden verirdi. Söz Belediye Parkı’ndan açılmışken içindeki kameriye ve biraz ilerisinde bulunan alçakça, yuvarlak ve ortasında bir metreden biraz fazla kubbeli, üstünden su akan havuzu da söylemeliyim. Belediye Parkı ve içindeki düzenlemeleri, karanfilleri ve çeşit çeşit çiçekleri, süs ağaçlarının saldıkları kokuları, tümüyle bu güzelliği anlatamayacağımız gibi şimdilerde pek göremeyiz.2

Gelelim Safiye Abla’ya. Annem abla dediği için öyle alışmışız. Annemden büyüktü. Kötü gün dostuydu Safiye Abla. Hastaneye ve doktora gidecek herkese arkadaş olurdu. Safiye Abla’nın 11 çocuğu vardı. O zaman evde olanlar Ahmet Abi, Mustafa Abi, Esma Abla, Fatma Abla, İlhami, evli olanları da tanıyorum. Meselâ Kadriye Abla dünyanın balıydı. Ahmet Abi’nin hanımı Zahiye Abla’nın çocukları Ali ile İbrahim daha sonra da Remzi olmuş. Zekiye Abla’yı da çok severdim. Çok mülâyim çok hanımdı. Esma ve Fatma birer tiyatro oyuncusu gibiydiler; espriler havada uçardı. Birbirimize kapıyı çalmadan gece – gündüz gider gelirdik. Annemi çok sever, babama gerçek abileri gibi davranırlardı. Mustafa Abi, abimin arkadaşıydı. Evleri taş evdi.. belki 40 cm kalınlıkta duvar. Pencerenin önü çok genişti. İkinci kat, yolla aynı hizadaydı. İlk kat yolun altında, arada boşluk var, evin camı duvara bakıyor. Dışarıdan evin içi görünürdü. Ali Dayı yukarda camda otururdu, tütün tabakası da pencerenin eşiğinde. Çok rüzgâr estiği zaman taş ev sağlam diye annem bizi alır, sığınak gibi oraya götürürdü. Babam derdi ki “Bizim ev de çok sağlam, rüzgâr çivileri sökemez.” Komşuluk çok güzeldi. Kapılar hep açık, herkes birbirine istediği gibi gider gelirdi. Annemin manzarası çok güzeldi.. yaşantımızda güzellik vardı. Makata oturan herkes pencereden sohbet ederdi.

Safiye Abla’nın evinin yanında Borçkalılar otururlardı. Şükrü ELLİBEŞ Amcaların evleri de okul gibi yapılı, çok devâsa bir binaydı. Hadiye Teyze de bembeyaz, peynir gibi tenli, hafif kilolu, çok güzel bir kadındı. Annemle birbirlerine ahretlik derlerdi. Çocukları Aysel, Nursen, Adnan, Gülhis, Aydın, Ahmet ve Günsel Abla idi. Günsel Abla evliydi. Aysel Abla, Nursen ve Gülhis esprili dünyalarında iyi insanlardı. Aysel Abla Borçka’ya gelin gitti. Adnan Abi, abimin arkadaşıydı. Aydın’la ilkokulda aynı sınıfta okuduk.

Hadiye Teyze’nin mutfağında sağ tarafta makat dediğimiz sedir vardı. Orada kayınvalidesi otururdu. Kırmızı, altın dişli Boşkalı (Borçkalı) Nine derdik. Gürül gürül, ekolu bir sesi vardı. Evleri iki daireli gibiydi. Yan tarafta Rafet Abi otururdu. Rafet Abi evlenip Müzeyyen Yenge gelin geldiğinde bir türlü arabadan inmiyor. Hadiye Teyze’nin eltisi Hayriye Teyze bir buzağı getirdi.. koyun yok, ne yapsın? Şükrü Amca’ya ‘abi bu olur mu?’ dedi. Müzeyyen Yenge kurbanlık hayvanı görünce arabadan indi. Geline kurban âdetleriymiş! Müzeyyen Yenge’yle de komşuluk yaptık. Boylu poslu, çok güzel bir kadındı. İdris doğdu.. yaramazdı biraz İdris. Hadiye Teyze ve kızlarla, biz Samsun’a geldikten sonra da görüştük.. çok çok iyi insanlardı. Devam edecek

KAYNAKÇA :

2 TERZİOĞLU, Fikri – Yalugaavesi’nden Topyanı’na Yıkılan Evler ve Eski Sakinleri http://unyezile.com/evler.htm

4 TOKGÖZ, Eren – Bekir Usta Yalısı, Deniz ve Ben, Ünye Kent Gazetesi, 27 Şubat 2019.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Ünye

24 Ocak 2020 okunma
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu olan UNESCO’nun (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization) 1972 yılında kabul ettiği Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme’sinin amacı; üstün evrensel değer’e... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – II

24 Ocak 2020 okunma
Giresun Belediye Başkanı Kaptan Yorgi’nin Marsilya’ya yerleşmiş olan tüccar oğlu Konstantin Konstantinides, 1917 yılı Ekim ayında üzerinde “Ey, Pontus vatandaşları, ayaklanınız! Hür milletlerden yüksek hayat ve bağımsızlık haklarınızı isteyiniz.”... Devamını Oku

Asurlular Dönemi’nde Karadeniz ve Ünye – II

17 Ocak 2020 okunma
Türkçe yazılı kaynak olarak“Ünye’nin Tarihçesi” başlığına ilk kez 1930 baskılı “Resimli Ünye Rehberi” adlı eserde rastlamıştım. Risalede «Ünye kral (Sarokin) zamanında Asurîlere intikal etmiş ve kablelmilât (M.Ö.) 722’de (Kapadokya)... Devamını Oku

Fetihten Günümüze Ünye Vakıfları – III

10 Ocak 2020 okunma
Meşrutiyet Devri’nde Ünye kazası Söylemez köyünde muhtar Ali Ağa ibni Hurşit Vakfı (Vakfedilen şart kuruş 1500) gibi birçok yörenin vakıf paraları, bir torbada muhafaza edilir ve torba üzerinde vâkfın adı bulunurdu. Mütevelliler yani vakfı idare eden... Devamını Oku

Şehir Tarihçiliği ve Ünye

31 Aralık 2019 okunma
Kültürel çeşitliliğin buluşma yeri ve toplumsal yaşamın birincil mekânı olarak kentler, kolektif belleği oluşturan bütünün önemli bir parçasıdır. Bu nedenle kent belleği, özellikle son yüzyılda toplumsal tarihin araştırılmasında önemli bir başvuru... Devamını Oku

Ünye Kaymakamları – V

27 Aralık 2019 okunma
10 Aralık 1888 (06/R/1306 Hicrî) tarihli diğer bir belge “Daha önce Ünye Kaymakamlığında bulunmuş olan müteveffa Hâfız Ali Efendi’nin, söz konusu kaymakamlık maaşından istihkakı bulunan paranın kendilerine tediye edilmesi yönünde veresesinin müracaatta... Devamını Oku

Ünye Gümrüğü – VIII

20 Aralık 2019 okunma
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Trabzon Gümrüğü tasnifinde yer alan 17229 numaralı yedi sayfalık bir gümrük defteri, Karadeniz’in orta ve doğu kısımları yanı sıra buraların art alanlarındaki iktisadî ilişkiler... Devamını Oku

Millî Mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – I

13 Aralık 2019 okunma
Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti ekonomik, siyasî ve askerî açıdan çökmüş, Türk Milleti’ni Millî Mücadele’ye kazandırabilecek güce sahip olan eşraf ve din adamları mücadele ya da teslim yanlısı olarak iki kampa bölünmüşlerdi. Bu vahim dönemde... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – I

6 Aralık 2019 okunma
Karadeniz sahili coğrafyası üzerine kaleme alınan eserlerdeki Rum, Ermeni ve Türklerin XX. yüzyıl başlarında yaşadıkları felâketler dizisini neden – sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmeden, yabancı kaynakları göz ardı ederek ve empati yapmaksızın... Devamını Oku

Sözde Pontus Soykırımı (!)

29 Kasım 2019 okunma
‘Pontus’, ‘Küçük Asya’ ve ‘Trakya’ olmak üzere bu üç coğrafî bölgede Yunanlıların “zorunlu olarak köklerinden söküldükleri, yurtlarından koparıldıkları”, “kaybedilen ancak unutulmayan vatanları”, “Büyük İdealleri (Megali... Devamını Oku