son haberler

Çay Bahçesinde Bir Masa

Yayınlanma Tarihi: 25 Haziran 2015 okunma

Semra YİĞİT smryigit@gmail.com

Biraz güneş açtı ya gerisi ne gam… Deniz kıyısında bir çay bahçesine kadar uzuyor yolum. Uygun bir yer seçip denize nazır oturuyorum. Azıcık etrafı seyrettikten sonra kitabımı açıp okumaya başlıyorum. Böyle deniz kıyısındaki okumaları çok seviyorum ama ne yazık ki uzun sürmüyor; her seferinde başka bir nedenle kesiliveriyor. İşte yine öyle oldu. Yanımdaki masa boşken doldu. İki kadın, bir genç kız, bir de kız çocuğu gelip oturdular. Garson siparişlerini alıp gidiyor. Bizimkiler başlıyorlar sohbete. Bense okumakta kararlıyım. Onlar konuşuyor, ben okumakta ayak diriyorum. Onlar konuştukça ben daha sıkı sarılıyorum kitaba. Nafile. Pes ediyorum. Kitabı kapatıp denizi, ağaçları, gökyüzünü seyre koyuluyorum. Ancak çok geçmeden kendimi yan masayı dinlerken yakalıyorum.

Kadın: Yok arkadaşım, başkasının çocuğuyla uğraşmak çok zor.

Arkadaşı: Hıı? Başkasının çocuğu kim?

Kadın: Kim olacak, kocam.

Arkadaşı basıyor kahkahayı: “Allah iyiliğini versin, ben de birisinin çocuğuna bakıyorsun zannettim.”

Kadın: Yaa hakikaten, ciddi söylüyorum, başkasının yetiştirdiği çocuğu idare etmek çok zor. İnsan çocukken annesinden ne öğrendiyse o. Milim değişmiyor. Hiç düzeltemiyorsun.

Arkadaşı gülmesine devam ediyor.

Kadın: Gülme gülme, doğru söylüyorum. İnsan, çocuğunu nasıl isterse o şekilde yetiştiriyor ya bu yüzden insanın kendi çocuğuyla uğraşması daha kolay. Ama yetişkin öyle mi?.. Onu eğip bükemezsin. Boşuna mı demişler ağaç yaşken eğilir diye… Ben onu bunu bilmem, bir insana çocukken annesi ne öğrettiyse onu taşıyor ömür boyu. Bu yetiştirme tarzı sana uyuyorsa eh nispeten işin kolay, ama ya uymuyorsa yandın. İşin zor, hem de çok zor.

Arkadaşı: Haklısın galiba, hiç böyle düşünmemiştim. Ama sanırım eşin de biraz kızdırmış seni.

Kadın: Ya… yok, kızmak değil de bazen çok zorlanıyorum. Bir de yorgunsam işte o zaman iyice çileden çıkıyorum. Genelde de yorgun oluyorum zaten. Yorgun olmayan ev kadını var mı? Erkeklere bakarsan ne iş yapıyoruz ki, evde oturuyoruz akşama kadar.

Arkadaşı: Doğru söylüyorsun. Halbuki dünyanın en zor işi ev kadınlığı.

Kadın: Tabii öyle… Bir kere bir sürü şeyden anlamam lazım; yemek, çamaşır, bulaşık, temizlik, çocuk bakımı, alışveriş… daha say sayabildiğin kadar. Her biri ayrı bir meslek aslında. Parayla yapsan dünyanın parasını kazanırsın. Buna rağmen evde oturan, hiçbir işe yaramayan insan muamelesi görüyorsun. Gel de çıldırma… Bir de üstelik hep dört duvar arasındasın. İşin en acı tarafı da ne biliyor musun, sen adama anası gibi bakıyorsun; yemeğini yapıyorsun, çamaşırını yıkayıp ütülüyorsun, hizmetini görüyorsun ya… adam seni gerçekten de bir süre sonra anası gibi görmeye başlıyor. Gönül eğlendirecek başka bir kadın arıyor. Evdeki hizmetçi çünkü. Bunu kendim için söylemiyorum ama genelde ev kadınının hali bu.

Arkadaşı: Bütün gün süren yorgunluktan sonra bir de hiç sıkıntın, hiç üzüntün olmayacak değil mi o eve geldiğinde?

Kadın: Evet, aynen öyle valla. Hiç yüzün asılmayacak. Sanki akşama kadar zevku sefa sürmüşsün, gününü gün etmişsin, sıra onu nazlamaya gelmiş. Hiç seni soran yok. Bir derdin mi var, bir sorunun mu… İyi misin, kötü müsün… Yok, beyefendi geldi mi ille de yüzüne güleceksin. Ya… sen tek bir iş yapıyorsun, benim gibi türlü türlü değil… Üstelik akşama kadar dışarıdasın. Hiç olmazsa iş arkadaşlarını görüyorsun, sosyal hayatın içindesin. En azından evden işe işten eve de olsa yola çıkıyorsun. Ben öyle miyim? Bütün gün dört duvar arasında üç çocukla, bin bir sorunla boğuşup duruyorum…

Arkadaşı: Ne desen haklısın.

Kadın: Bakın kızlar, size söylüyorum, bir meslek sahibi olmadan, ayaklarınızın üzerinde durmadan evlenmeye falan kalmak yok, anladınız mı? Yok eğer bunları yapamıyorsanız oturacaksınız ananızın babanızın dizinin dibinde, anlaşıldı mı? Sakın ha evleneyim, adamın biri bana baksın gibi bir düşünceye kaptırmayın kendinizi. Öyle bir şey yok hayatta. Kimse kimseye, kocası da olsa, boş yere bakmaz. Her şeyin bir bedeli var. Evdeki işler bir aksasın da görün bakın o zaman nasıl davranıyor o kocalar… Köle olursunuz sonra köle, benden söylemesi… Özgürlük falan hak getire. Kafanıza iyice sokun bunu.

Sözün burasında hafifçe dönüp çocukların tepkisini görmeye çalışıyorum. İkisinin de yüzünde hınzır bir gülümseme, sanki bütün olanların suçlusu kendileriymiş gibi başları öne eğik, süklüm püklüm onaylıyorlar söylenenleri. Başka şansları da yok anlaşılan.

Ne demeli?.. Belki üzerinde iyice düşünmeli. Yorumu size bırakıyorum.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Yol, Yolculuk, Bir Avuç İnsan ve Einstein

30 Kasım 2018 okunma
“Alıp başımı gitmek. Atsız arabasız/ Alıp başımı düşlerin çıkmazından/ Karışmak taşa toprağa. Yolculuk…” (Rıfat Ilgaz) Oldum olası severim yolculukları; en çok da otobüs yolculuklarını… Hızla geriye akan manzarayı seyrederken düşüncelere... Devamını Oku

Hüzün, Melankoli ve Şiir

12 Aralık 2017 okunma
Son zamanlarda bir garip hüzün dalgası arada bir yoklayıp duruyor beni. Bu da neyin nesi? Nereden çıktı şimdi bu hüzün? Tüm olumsuzluklara rağmen kendimi bile hayrete düşürecek kadar umut dolu değil miyim ben?.. Françoise Sagan’ın bir çırpıda okunuveren o... Devamını Oku

Bir Şenay Varmış… Meğer Hayalmiş

10 Mayıs 2017 okunma
“Nedir acelesi ecelin? Daha bitmeden yaşama sevincim.” (Halide Edip Adıvar) Benim dünyalar güzeli melek kardeşim, senin hakkında yazacağım nereden gelsin aklıma. İnsan bu kadar iyi, bu kadar güzel, bu kadar hayat dolu olur da, hiç bu kadar yakın durur mu... Devamını Oku

Özlem

1 Aralık 2016 okunma
En yakıcı duygulardan biridir özlem. Kimi için sıla, kimi için sevgili; kimine göre çocuk, kimine göre ana-baba-kardeştir. Şarkılar onu söyler, şiirler onu haykırır. Özlemi yazar öyküler, tablolar onu resmeder. Özlem değer vermektir, sevmektir özünde.... Devamını Oku

Hayatın İçinden

15 Nisan 2016 okunma
Mevsimler her ne kadar eskisi gibi olmasa da yine de geliyor bahar, yine de geliyor yaz. Doğa yeniden canlanıyor ve kuşlar bir başka ötüyor bu mevsimlerde. Fındık bahçelerinde dolanırken “Yine yeşillendi fındık dalları” türküsünü hatırlarım hep. Fındık... Devamını Oku

Sahi, Öğretmenlere Ne Oldu Böyle?..

3 Mart 2016 okunma
Belediye hoparlörünün tiz, gıcırtılı sesi ortalığı kaplıyor. Kadın görevli, bir konferansın anonsunu yapıyor: “Ahir Zamanda Kadın konulu konferans bugün…” Doğru mu duydum acaba? Ahir zamanda mı dedi? Neyse ki anons ikinci kez tekrarlanıyor. Pür... Devamını Oku

Arkadaşımın Mektubuna Cevap (3)

10 Şubat 2016 okunma
10 Şubat 2016 Canım Arkadaşım, Biliyorum, cevabım epeyce gecikti. Fırsat bulup yazamadım bir türlü. Kusura bakma n’olur. Yazın ortalarına doğru almışım son mektubunu. Okullar tatildeyken yani. Kıskançlık konusunda kalmışız. Düşüncelerine katılıyorum... Devamını Oku

Biri Bana Bunları Açıklayabilir mi?..

7 Ocak 2016 okunma
Karın bembeyaz aydınlığı salonun her tarafına yayılıyor. En kuytu köşeler bile ışık içinde. Yumuşacık, lapa lapa yağan karı seyrediyorum camdan. Uzun zamandır bu kadar yoğun bir kar yağışı görmemiştim. Kalınlığı en az elli santimetreyi buldu.... Devamını Oku

Arkadaşımdan Mektup Var (3)

9 Temmuz 2015 okunma
Sevgili Semra, Her şey yolunda mı, iyi miyim, kötü müyüm, inan ki ben de bilmiyorum. Hayatım birden bire değişti. Şahin yurtdışına gidiyor… gitmek zorunda. Aniden ortaya çıkan bu duruma uyum sağlayamadım henüz. Duygularım bir o yana bir bu yana gidip... Devamını Oku

Gerçekleştirmek ve Emin Olmak

2 Temmuz 2015 okunma
Türkçede uzun bir süre, bir ‘gerçekleştirmek’ furyası aldı başını yürüdü. Artık hiçbir şeyi ‘yapmıyor’ ‘gerçekleştiriyor’duk; artık hiçbir şey ‘meydana gelmiyor’, ‘olmuyor’ ‘gerçekleşiyor’du. Sanki Türkçeden ‘yapmak’,... Devamını Oku