son haberler

Hatırası Yeter

Yayınlanma Tarihi: 20 Ekim 2017 okunma

Zeki ORDU zekiordu.zekiordu@gmail.com

Tavan Arası

Bir evin tarihi…

Geçmişin hatırası…

Mazide saklanan eşya…

Yazılı olmayan tarih…

Tavan arası. Nasıl izah edilebilir başka.

Sonra lazım olabilir zannıyla imha edilmeye kıyılamayan ama belki de hiç kullanılmayan eşyaların bulunduğu yer.

Aslına bakılırsa tavan arası analiz edilmeli ülkenin her yerinde. Ve ülkenin kullanılan eşyalar açısından nereden nereye geldiğine bakılmalı.

Tarih her zaman yazılmaz, yazılamaz.

“Zamanın eşyası” tarihte gerçek belgesidir.

Yırtık bir ayakkabı, kolu eskimiş bir gömlek, teki kaybolmuş bir çorap…

Eskimiş bir bıçak, kullanılmış bir tahta kaşık, kırık bir testere…

Ayaklarından bazıları eksik sehpa. Bir çivi, bir mıh…

Kullanılmış bir defter, sayfaları eksik bir kitap…

Bir ucu yırtık mektup…

Tavan arası gerçek tarihtir. Öyle ithal, tahmini, değil.

Siz tavan ile çatı arasında bir boşluktan ibaret sanıyorsanız aldanıyorsunuzdur.

Bir ardiye, bir hurdalık değildir orası. Bir zaman bir devre adını yazdırmış, hizmet vermiş ve artık mecali tükenmiş eşyaların uykuya çekildiği, dinlendiği yerdir.

Tavan arası iki devir arası da değildir.

Cefa ile vefa arası bir yerdir.

Siz, size iyi gününüzde yardımcı olan, cefanızı çeken o şeyleri hatırlamıyorsanız artık; vefadan da bahsetmeniz mümkün değildir.

Orası bazen insana hüzün verir. Hane halkı için bir ipucudur.

Kundurama Kum Doldu

Şu an giydiklerimizi yarım asır önceden tahmin etmek çok zordu.  Günümüzde çok şeyde olduğu gibi ayakkabılar da markaları ve fiyatlarıyla ayrıcalıklı hale gelmiştir. Bu ayrıcalık kalitede de olsa bile insanlar ekonomik seviyelerine göre çok şeye sahip olabiliyorlar

Önceleri böyle değildi.

Askere giden delikanlılarımız şehirli insanların ayaklarında gördüğü erkeler için “iskarpin”, kadınlar için “kundura” denilen ayakkabılar köye daha gelmemişti.  Zaten alım gücü buna maniydi.

Dedelerimiz çarık hikâyeleri anlatıyordu.  “Trabzon Lastiği” olarak da bilinen ve bizim oralarda adına “Korgan Lastiği” denilen ayakkabılar giyiliyordu. Yaygın adı “Gara Lastik” idi. Bu ayakkabılar yazın koku yapıyordu.

Daha sonra içerisine ince bez kalınlığında keçe konulan, dışarısı rugan ayakkabı parlaklığında olan “cızravat” adı verilen ayakkabılar arzı endam etti. Cızravat ayakkabı giymek biraz havalı idi.

Daha sonra delikli ve renkli ayakkabılar çıktı. Hepsi de plastikten yapılmıştı. Bunlar arasından sadece yazın giyilebilen ayakkabılara “pilaç” deniyordu. Bu tür ayakkabıları sadece kızlar giyerdi. Renkli oluşundan dolayı erkekler için uygun sayılmazdı. Daha doğrusu erkeler bu tür ayakkabılara rağbet etmedi. Bir bakıma “racona” tersti.

Bildiğimiz ayakkabılar hayatımıza girince cinsiyete göre isim aldı. Erkelerininki “iskarpin” kadınların giydikleri ise “kundura” olarak anıldı. Her ne kadar “yemeni” başka bölgelerde kadınlara ait bir örtü çeşidi olarak bilinse de Dereköy Mahallesi’nde “ince topuklu” ayakkabıydı.

 

 

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Patak

20 Temmuz 2018 okunma
Anadolu insanı isim vermekte mahir. Bunun için okuma bilmesi gerekmiyor. Şayet işine yarayacak bir eşya, bir yer ismi, bir fiil; daha önce adlandırılmamışsa ona ismi kendi buluyor. Bu isimleri verirken bazen benzetme, bazen de yaptığı işe göre adlandırıyor.... Devamını Oku

Yürek Tozu (T)

13 Temmuz 2018 okunma
  Siz yokluğun ne olduğunu bilir misiniz? Evet, biliyoruz; komşunun koltuk takımı bizimkinden daha yeni ve bizim de değiştirme imkânımız yok şimdi gibi bir cevap vermeyiniz. Belki birçok kişi veya aile hatta ülke açlık sınırının altında hayat sürüyor.... Devamını Oku

Bastırılmış Çaresizlik

6 Temmuz 2018 okunma
“Öğrenilmiş Çaresizlik”  belki çaresizliğin en kötü halidir. Bir şeyi yapamamak başka, yapamayacağına inanmak başkadır. Birileri size neyi ne kadar başarabileceğinizi “öğretmişse” siz o öğrendiğinizi sandığınız şeyden ileri gidemezsiniz. Siz... Devamını Oku

İnsan Aşısı

29 Haziran 2018 okunma
(Bu yazı geçmiş çeyrek yüzyılda yaşamış ve gelecek çeyrek yüzyılda yaşayanlar içindir. Bu tarihten öncesi zaman aşımına uğramış olup, sonrasının yapabileceği başka şeyi kalmayacağından ilgililerin ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir) Malumunuz... Devamını Oku

Yumurtanın Boyu Nasıl Ölçülür?

22 Haziran 2018 okunma
Eski bakkalları bilir misisin diye abes kaçacak bir soru sormayacağım. Çünkü bakkallar eskide kaldı zaten. Hani o içersinde hayvan bağından, keser sapına kadar her şey olan yer. Daha girişte tezgâhın üstünde çam kavanozlar olurdu içi akide şekeri olan.... Devamını Oku

Cesaretin Varsa Yardım Et

14 Haziran 2018 okunma
“Kalın kitapların ince, uzun cümlelerin kısa hükmü…” “ İyilikten maraz doğar” sözü ile ilk defa nerede söylenmiş hep merak ederim. Nasıl bir can yanmasıdır ki, hem iyilik edeceksiniz, hem de zararlı siz çıkacaksınız. Başta ‘hümanistler’ ve... Devamını Oku

Mekteb-i Sultani ve Müstahdem Ali Efendi

8 Haziran 2018 okunma
Malum olduğu üzere Galatasaray Lisesi’ni tanımayanımız yoktur. Bu lise 1481 yılında Galata Sarayı Enderun-u Hümayunu adıyla kurulmuş olup, 1 Eylül 1868 senesinde Mekteb-i Sultani adını almış olup; 1924 yılında Galatasaray Lisesi adıyla eğitimine devam... Devamını Oku

Oturun Oturduğunuz Yerde!

1 Haziran 2018 okunma
Belki on beş yıldan fazla oturup televizyon seyretmişliğim yoktur. Sadece naklen maç yayınları hariç. Bir de misafirliğe gittiğimde ev sahibi hangi kanalı açmışsa bizde mecburen o kanalı seyretmiş oluyoruz. Gördüğüm odur ki en çok diziler ve magazin... Devamını Oku

Kıraathane

25 Mayıs 2018 okunma
Kıraatin, okuma demek olduğunu bilenler bilir. Eskiden kıraat ilmi bile vardı. O zamanlar bu Kur’an okuma ilmi olarak yapılıyordu. Yani büyüklerimiz bir eserin nasıl okunacağının dahi ilmini gösteriyormuş. Sosyal ve kültürel değişmesiyle başlayan bazı... Devamını Oku

İstikamet Üzere Olmak

18 Mayıs 2018 okunma
Ne zaman ramazan ayı girse hummalı bir faaliyet başlar. Sanki herkes kıtlıktan çıkmış gibi alış-veriş yapar. Elbette en tabii hakları. Gün boyu yemenin ve içmenin olmadığı bu ayda iftar sofraları en güzel anlardandır. Oruçluyken kimin canı ne çekmişse... Devamını Oku