son haberler

Hellenler ve Eski Yunan Masalları

Yayınlanma Tarihi: 14 Şubat 2020 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız.” diye anlamlı bir sözle başlamıştı sunuşuna Sayın Ortahisar Belediye Başkanı Av. Ahmet Metin GENÇ Bey.1

Xenophon’un ANABAΣIΣ adlı eserinde Ellinas / Ellinon [Έλληνας / Ἑλλήνων (Hellen / Hellenler – okunuşu Helen)] olarak adlandırılan bir kısım paralı askerlerin (13.000 hoplit) bazı seyyah, mütercim ve tarihçiler tarafından çevirilerinde Hellen değil de “YUNAN ve Yunanlılar” olarak kabul görmesi bu kapsamlı makaleyi hazırlamama neden oldu.

Gazi Mustafa Kemal 1931’de şu sözü söylerken birçok yönden isabet kaydetmişti: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sâdık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.(Hasan Cemil ÇAMBEL, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, sh. 272)

Antik çağda Atina’daki demokrasi, aydınlanma çağında Avrupalıları hayran etmiş; bu sebeple Hellenlerin soyundan zannettikleri Yunanlara sempati duyup, onlara destek vermişlerdi. O gün bugündür, Yunanistan, Avrupa’nın şımarık çocuğu muamelesi görür.2

Bir bilim adamı olan Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir KABAAĞAÇLI) bile bu bağnazlığa sitemini şu dobra sözleriyle esirgemeden söylemekten geri kalmamıştır: “Bir batılının, nalıncı keseri gibi habire kendine yontusuna, insan usunun doğal eleştiriciliğinden vazgeçip sömürge olmaya alışmış eski doğu kafasıyla ‘lebbeyk’ diyemeyiz.” ‘Cevat Şakir Kabaağaçlı Ödülü’ne lâyık görülen Pan-Hellenist düşünceye sahip bir Türk arkeoloğun ‘Yunanlı dostlar gücenir’ gerekçesiyle bu ödülü vaktiyle kabul etmemesi kültür emperyalizminin vardığı boyutlar ve bizdeki tahribatı açısından mânidardır.3

Ülkemiz üniversitelerinden mezun olan arkeologların her üçünden ikisi yıllar yılı Hellen – Roma arkeolojisine kanalize edilmektedir. Klâsik Arkeoloji denilen bu dal, belli bir tarihten itibaren Türk yükseköğretimine emperyal güçler tarafından dayatılmıştır. Klâsik Arkeoloji Pan-Hellenizm’in kendisidir. Savunucularına göre Pan-Hellenizm evrensel uygarlığın temelini teşkil eder. Pan-Hellenist yaklaşım mâsum Anadoluculuğa bile karşıdır. Diğer antik kültürler alt kültürlerdir. Pan-Hellenist yetişen arkeolog haliyle “Sümer” ile “Türk” sözcüklerini yan yana getireni de adam yerine koymaz. Cumhuriyet’in ilk yokluk yıllarında yurt dışında eğitim almak üzere gönderilenler ne yazık ki ülkelerine tamamen yabancılaşmış olarak döndüler.3

Eski Yunan miti’nin başlangıcı olarak M.Ö. 700’ler kabul edilip, bu tarihin öncesi dönem için Tarih Öncesi ya da Karanlık Çağ tanımı yapılıyor; Eski Yunan iddiasının sahteliği ortaya çıkınca da medeniyetlerin ilk kaynağı olarak bu defa Sümerler ulusu icadı yapılıp; bu sözde ulus öncesi için Tarih Öncesi; sonrası için de Tarih Sonrası tanımı ve insanlığın medeniyetinin kökeni Sümerlerdir iddiasıyla “Yeni Sahte Tarih Modeli” piyasaya sürülüyordu.1 Sümer, bir kavmin veya bir ulusun değil, Mezopotamya, Çukurova gibi coğrafik bir alanın adı olup SÜMERLİLER demek gerekir aslında!

Bugünkü Avrupa medeniyetini Hellen, Hıristiyan uygarlık diye tanımlıyorlar. Oysa Hellenizm doğu dünyasının neredeyse ortak diliyken Avrupa’yı çeviren dağlara ve ormanlara bu rüzgârlar ulaşamamıştı.” demektedir Sayın Prof. Dr. İlber ORTAYLI Hocamız.4

Şunu unutmayalım ki uzak bir geçmişten söz ediyor gibi görünsek de Akdeniz’deki büyük Yunan yolcu gemilerinde dahi İyonya’nın (bugünkü İzmir – Aydın civarına ve sahil kesimine Antik Çağ’da verilen ad), haritalarının bir parçası olarak gösterilmesi, medeniyetin beşiği olan bu bölgede Türkleri yok saymanın bir tarih tezidir; o yüzden konu ciddîdir. Batı Anadolu’nun, İyonya’nın medeniyet tarihini Hellenlerin sahiplenmesi ‘modern çağın’ bir aldatmacasıdır! Bunları iyi araştırmalıyız ki dünya tarihini ‘Hellen’ mitoslarından kurtaralım. Çünkü dünya tarihinin ‘Hellen’ mitosları, siyasî olduğu kadar bilgi felsefesinin köklerini de etkiliyor.5

Xenophon, Anabasis’i gerçekten yazan kişi mi, bahse konu Onbinler bu güzergâhta iken ordular savaştı ve tarihî yürüyüş sahiden gerçekleşti mi ve bu eser ne amaçla kaleme alındı?

Cunaxa mağlubiyeti ardından Ksenophon, Trapezous’tan (Trabzon) Byzantion’a (İstanbul) doğru ilerlerken orduyu koloni haline getirmeyi de düşünmüştü (Ksenophon, Anabasis, 5.6.15-16). Benzer örneklerin metinde pek çok kez kendini gösterdiğini dikkate alan bazı araştırmacılar, Ksenophon’un Anabasis’i pan-hellenik amaçlarla kaleme aldığını düşünmektedir.6

Hayrullah ÖRS’ün tercüme ettiği ‘Anabasis – On Binlerin Ric’ati’ adlı kitap, yazıldığı o dönemde (muhtemelen M.Ö. 392 – M.Ö. 367) tüm Anadolu’nun hâkimi olan Pers İmparatorluğu’nun, Batı Anadolu kuvvetlerinin komutanı; Kapadokya, Frygya, Lydya, İyonya satraplıklarının (eyâletlerinin) idaresi kendisinde olan Kyros (Kuraş / Keyhüsrev)’un, babası II. Darius’un ölümünden sonra tahta çıkan kardeşi II. Artaxerxes Mnemon’a karşı tahta çıkmak için ordu toplamasını; M.Ö. 401’de Manisa’nın Salihli ilçesinin batısındaki Sardes kentinden – Perslerin, ele geçirdiği İyon, Likya, Karya ve Pamfilya şehirlerini birleştirerek kurduğu bu satraplığın – doğuya doğru yola çıkıp, Anadolu platosunu aşmasını, Külek Boğazı’ndan Kilikya’ya da inip, yola çıkarken topladığı yerli halk’tan 100.000 kişiyle; Yunanlı (- denilen) 13.000 paralı hoplit (- mızraklı, kalkanlı ağır piyade) askere, İspartalıların da gönderdiği 700 ağır silâhlı askeri de kattıktan sonra kuzey Suriye üzerinden geçtikleri Mezopotamya’da; bugünkü Bağdat yakınlarındaki Babil’in birkaç mil doğusundaki Konaksa / Cunaxa’da, kardeşi II. Artakserkses’in 1.200.000 askerli, iki yüz oraklı araba ve de 6.000 de süvarili Pers imparatorluk ordusuyla savaşıp yenilmesini anlatıyor.1 Bu devâsa ordu karşısında yenilip de geriye kalan on bin askerin Yunanlı olarak lânse edilmelerinin hiçbir tarihî gerçekliği ve inandırıcılığı yoktur!

Ne esef vericidir ki bazı kesimlerce İnsanlık Tarihi; tarihte hiç yaşamamış olan ve bugünkü Yunanlılarla irtibatlandırılan, Eski (Antik) Yunan denilen uydurulmuş bir ulusla başlatılıyor! Oysa ‘Bugünkü Yunanlılar’ kilisenin büyük etkisi ile Hıristiyanlaştırılmış olan İslavlardır. (Dünya Tarihi Ansiklopedisi: Milliyet Yayınları, İst., 1995, s. 20)1

Yunanlılara göre Büyük İskender bir Hellen’di ve dolayısıyla Makedonların kökeni Hellenlere dayanıyordu. Oysa Makedonya devletini yönetenler ve Makedon halkı, Hellenliği asla kabul etmiyor ve Slav ırkından geldiklerini ateşli biçimde savunuyor. En büyük delilleri ise tarihte hiçbir zaman Yunanca (!) konuşmamış olmaları…7

Abdurrahman DİLİPAK’ın “Biliyor musunuz, Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Yunan Medeniyet Tarihi” okutuluyordu. Osmanlı’ya ise küfrediliyordu. MEB, Yunan klâsiklerini tercüme ettirip yayımlatıyordu.” diye başlayan “Rum”lara Mehterli Mesaj konu başlıklı yazısı şöyle devam etmektedir: Sahi “Yunan” diye bir dil, ırk, medeniyet var mı? Yok! – Peki şu Yunan mitolojisi ne oluyor diyeceksiniz? Onlar Babil ve Kafkas yani Kafdağı hikâyeleri. – Peki Yunan nereden çıktı? Yunan diye bir halk, millet yok. Onlar “İon halkları, İyonyalılar. “İyınyalılar” kim derseniz, “orası neresi” derseniz?.. Girit’le Moro’dan ibaret dar bir coğrafyada yaşayan Romalılar, Kartacalılar, Mısırlılar, Mezopotamyalılar, oradan İran ve Hind-i Çin’e uzanan coğrafyadan gelenler, Balkanlar, Kafkaslar ve Kuzey halklarının, Karadeniz ve Akdeniz havzasındaki halkların Girit’te oluşturdukları bir aktarma istasyonundaki ilk “of shore” topluluklarına verilen bir ad bu. Greklerse azınlıklar içindeki göreceli çoğunluğa sahip Likyalı denizcilere verilen sıfattır. “Grekçe” diye de bir dil yok, Likça’nın (Lykçe) Avamicesidir.8

“… gerçekte bugünkü Yunanistan halkının ırk bakımından Eski Yunanlılarla en küçük bağlantısı yoktur. Çünkü, M.Ö. V. yüzyılda Eski Yunanlıların nesli tükenmişti. Ve ‘Bugünkü Yunanlılar’ kilisenin büyük etkisiyle Hıristiyanlaştırılmış olan İslavlardı.” deniliyor (Başlangıçtan Bugüne Dünya Tarihi Ansiklopedisi: “Eski Yunan Maddesi”, Kaynak Yayınları, Cilt: 1, İstanbul, 1974, 67)1

Yunanlılara genellikle “GREK” diyen Batılıların kullandıkları bu kelimenin sözlük anlamı “hırsız, hilekâr” demektir, mecazî anlamda “fripon, escroc (hilekâr, dolandırıcı)” şeklindedir. Fransızca Larousse’da da aynı anlam yazılıdır. Bu anlam Yunan ruhunu yaraladığı için II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunan hükûmetinin başvurusu üzerine “Grek” kelimesinde düzeltme yapılmıştır. Yunanistan’ın uluslararası resmî adı da Grek kelimesinden dolayı Greece’dir, ancak Avrupa Birliği içindeki ülke adı Hellas’tır.9 Hellen ve Hellas kelimeleri ilk olarak Homeros – Gemilerin Kataloğu’nda geçer (John Freely – Anadolu’da Yunanlar).

Yunanistan’da halk, Rum ya da kendi dillerindeki şekliyle Romyos (Romios) sözcüğünü Yunan halkı için kullanmamaktadır. İşin bir diğer yönü de Yunanca’da Yunan sözcüğünün hiç kullanılmamasıdır. Bunun yerine Hellen (Ellinas – Έλληνας / çoğulu Ellinon – Ἑλλήνων) sözcüğü kullanılır. Bir Yunanlı, hem Yunanistan hem de Yunanistan sınırları dışında yaşayan ve Yunanca konuşan Ortodokslara, Hellen ismini vermektedir. Yunanlı (Yunan), Hellen ve Rum sözcükleri Avrupa dillerine Grek ya da Grecque şeklinde çevrilmektedir. Yunanca – Türkçe sözlüğe baktığımızda Ellinas sözcüğünün karşılığının Yunanlı, Rum, Helen ve Grek; Ellinika (Hellence) sözcüğünün karşılığının Yunanca ve Rumca; Ellinismos (Hellenizm) sözcüğünün karşılığının da Yunanlılık ve Rumluk olduğunu görmekteyiz. Yunanistan ise Ellas ya da Ellada olarak isimlendirilmektedir.10 (Leonidas Karacas ve Faruk Tuncay, Elliniko Turkiko Leksiko [Yunanca-Türkçe Sözlük], Atina: Ekdosis Rodamos [Rodamos Yayınları], 1994, s. 247).

Atinalılar ve Ispartalılar M.Ö. 481’de Pers saldırılarına karşı “Hellen Birliği”ni kurmuşlar, birliğe giren müttefiklere ise “Hellenler” adını vermişlerdir. Hellen putperest demektir.9

Nişanyan Sözlük’te Yunan maddesi karşısında etimolojik olarak «~Ar/Fa yūnān يونان a.a. ~ EFa yōnān [çoğ.] İyonyalılar ~ EYun iōnes ιώνες [çoğ.] Helen boylarından biri, İyonyalı << AYun iāwon a.a.» açıklama ve tespitleri vardır.11 Arapça ve Farsça aynı anlama gelen yūnān يونان sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen yōnān sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Farsça yōn “İyonyalı, Yunan” sözcüğünün çoğuludur. Eski Farsça sözcük Eski Yunanca Iōn ιών “Yunan boylarından biri, İyonyalı” özel adından alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca iōn ιών “giden, göçen, yörük” sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Anlaşılacağı üzere “Yunan” tanımlamasının kökeni “İyon” isminden gelir. İYONYA’nın Farsça’daki karşılığı “YAUNA”.9

Her ne kadar kesin olmamakla beraber Yunan ile İyonyalı arasında etimolojik olarak bağlantı kurulmaya çalışılsa da ne yazık ki Herodot ve Aiskhylos aynı kanaatte değil! Onlar; Ön-Türk Pelasgların; Hellenlerin değil, yalnızca “İyonların” ataları olduklarını yazmışlardı. Bu açıklamalardan da İyonların Hellen olmadığı anlaşılıyor!

Tunç Çağı, Yunanistan’da, “Hellas” olarak adlandırılmaktadır. Yunanistan, M.Ö. 2. Bin yılın başında (aynı zamanda Orta Tunç Çağı’nın da başlangıcı), bir görüşe göre Karadeniz’in kuzeyinden, bir görüşe göre ise doğudan, yani Anadolu’dan gelen ve “Akhalar” veya “Akhaialılar(Akhaioi)’ın istilâsına uğradı. Akhaların konuştuğu dil, Aiol ve Ion lehçelerinden oluşuyordu. O dönemde Yunanistan’da yaşayan (Ön-Türk) Pelasglar, yeni gelenlere boyun eğmek zorunda kaldılar. Bugünkü Yunanistan, ülkenin o dönemdeki (M.Ö. 2000 – 1700) sakinlerinden dolayı Akhaia olarak anılmaya başlandı. Akhalar (Mikenler), M.Ö. 2. Bin yılın ortalarından itibaren Yunanistan’da yüksek bir uygarlık meydana getirdiler.12

İlyada’nın giriş kısmındaki Akhalar ve Troyalılar arasındaki mücadelenin günümüzde halen Yunanlar ve Türkler arasında devam ettiğine ilişkin tespitleri ilginç. Husumetin binlerce yıldır şekil değiştirmesine rağmen temel değiştirmediğinden bahsedilmesi, sadece bizim bilinçaltımızda değil, batılı araştırmacıların bilinçaltında da Akhalar ile Yunan toplumunun, Troyalılar ile Türk toplumunun eşleştirildiğini göstermekte. Oysa Akhalar ile Troyalılar arasında yaşandığı iddia edilen savaş, iki Helen uygarlığı arasında değil, Helenler ile Anadolulular arasında gerçekleşmiştir.13 Yani ortada YUNAN halkı yoktur!

Troia’ya saldıran ve yağmalayan Akhalar içerisinde bazıları vardı ki bize Kafkasyalı olduklarını ve savaşın sonrasında tekrar anavatanları Kafkasya‘ya dönüp yerleştiklerini söylemektedirler. Akha isminin anlamına dair Prof. Dr. Bilge UMAR, Troia adlı çalışmasında bu kelimenin “Su” anlamında bir Pelasgca / Luvice kelime olduğunu yazmıştır. Ona göre Troia kenti bir Pelasg / Luvi kenti olduğu gibi Akha’lar arasında da Pelasg adı taşıyan kişiler vardır. Aslında Umar’ın bu tesbiti doğrudur. Çünkü Pelasglar’ın bir kısmı Akha ordusunda Troia’ya karşı savaşmışlardır. Umar, Akhalar’ın Pelasg olan Troialılar’la her zaman Pelasg dilinde konuştuklarını da iddia etmektedir.14

Manas ve Dede Korkut gibi Türk destanlarında da adı geçen ve safkan Türk atı olarak bilinen AHAL TEKE’yi (Akhal-Teke) bilimciler, 3000 yıl evvel insanlar tarafından ilk evcilleştirilmiş olan at türü olarak görürler. İki kelimeden oluşan ismin anlamı: AKHAL – Bugünkü Türkmenistan’da eski Pers İmparatorluğu’nun da bir parçası olan Kopet Dağlarının eteklerinde bulunan bir vahanın adıdır. TEKE – Türkmen kabilelerinden sonra bölgeye egemen olan ve yüzyıllarca Türkmen atı yetiştiren göçebe boyunun adıdır.15

Ünlü İngiliz arkeolog, tarihçi, İncil uzmanı ve Türk topraklarında uzun yıllar arkeolojik araştırmalar yapmış olan William Mitchell RAMSAY’in Greklerle ilgili olarak 1919 yılında ortaya koymuş olduğu bilgiler, antik bir Anadolu kavmi olarak bilinen İyonyalıların Grek oldukları tezini çürüten önemli kanıtlardan sadece bir tanesidir.16

Anadolu’da yaşamış antik milletlerden İyonyalıların Greklerle bağlantıları yoktur ve tarih boyunca olmamıştır. Bir başka deyişle İyonyalılar Grek olarak nitelendirilemezler. (The Guardian / May 29, 1919 – The Incalculable Evils of Partition – By Sir William Mitchell Ramsay, s. 9)16

Batı Anadolu’muzun kıyısında yer alan Milet’te yaşamış olan Öklit (M.Ö. 325 – 265), Thales (M.Ö. 625 – 547), Anaksimondros (M.Ö. 610 – 547) ve Efes’te yaşamış olan Herakliotos (M.Ö. 550 – 480) vb. gibi biliminsanlarına sahip çıkmıyoruz da bu sahipliği, “kendilerini üzmemek (!) için bugünkü Yunanlılara” bırakıyoruz! Böyle olduğu için de birileri daima, “Anadolu’muzun kendi toprakları” olduğunu ileri sürüp; ‘Sinop ve Trabzon dahil, Karadeniz şehirlerini biz kurduk’ iddiasında da bulunuyor. Bizler ise “Kendi / Öz mülkümüz içerisinde ev sahibi gibi değil de bir kiracı davranışı göstermeyi” hâlâ da sürdürüyoruz.1

Sahte Tarih Modeli ideolojik temelini, ‘üstün ırk yok, üstün kültür var; bu kültür de Batı Uygarlığı / Hıristiyan – Yahudi kültürüdür’ anlayışı üzerine oturtuyordu! Bu sebeple de Batı Uygarlığı başlıca dört geleneğin karışımından doğmuş bir melezdir; bunlar Yunan, Roma, Yahudi ve Hıristiyan gelenekleridir deniliyor. (LİPSON, L.: Uygarlığın Ahlâkî Bunalımları, Çev.: J.Ç. YEŞİLTAŞ, T. İşbankası Kültür Yy., İst., 2000, s. 65)1

Uygarlığın beşiği’nin Yunanistan olduğunu ileri süren “Sahte Tarih Modeli”; Eski Yunan (!) olarak tanımladığı Ege bölgemizde gelişen İyon Uygarlığı’nın; Mısır’ın Mezopotamya’nın ve Fenike’nin öğrencisi olduğunu; söz konusu bu uygarlıklardan beslendiğini yok saymış bulunuyor.1

İnsanlığın medeniyet tarihinin kaynağının Ortadoğu ya da Batı olduğu dayatmalarında bu tezleri kökten sarsan ve göbek bağlarını kesip tarihin akışını değiştiren en büyük buluşun Şanlıurfa il sınırları içerisindeki Göbeklitepe tapınak kazı alanı olduğunu Sahte Tarih Modelcilerine hatırlatmakta yarar görüyorum. Bu yeni buluntu karşısında çakma modellerini bakalım nasıl revize edecekler?

Karadeniz’in tarihi – şimdiki Aydın’ın Söke ilçesi yöresinde bir harabe halinde olup, limanı Büyük Menderes tarafından doldurulduğu için denizden yaklaşık 10 km içeride bir mevkide bulunan – Miletlilerle başlatılıp; Miletlilerin Trabzon’u M.Ö. VIII. yüzyıl ortalarında; bir başka deyişle, M.Ö. 756 tarihinde kurdukları iddiası, bilimdışı olmasına rağmen, kesinleşmiş bilgi gibi kabul görüyor.1

Yunan kültürü (!) denilenin yüksek düzeyli ürünlerini ilk kez M.Ö. 600 yıllarında kurulan Milet ve / veya İonia kolonileri (!) oluşturuyorsa, o zaman Trabzon M.Ö. 756’da Yunanlı / İyonyalı Miletliler tarafından nasıl kurulmuş olabiliyor? Bırakın bilimselliği, kuru akıl bile bunu kabul etmez, etmiyor!1

Amisos / Samsun’un, M.Ö. 562 yılında Miletliler tarafından kurulduğu iddiaları da var ki sadece bu bile M.Ö. 785’lerde kurulduğu öngörülen Sinop ve M.Ö. 756’da kurulduğu iddia edilen Trabzon arasında bulunmasına rağmen, Samsun nasıl Trabzon’dan çok sonra bir tarihte; M.Ö. 562’de kurulabiliyor?1 Acaba, bu modelle Karadeniz’e bile ısrarla sokulmak istenilmeyen FENİKELİLER üzerinde ciddî bir kumpas kurulmuş olmasın? Ne dersiniz? Karadeniz tarihini, haliyle de Trabzon’un kuruluş tarihini Trabzon’un, M.Ö. 756 tarihinden çok daha eski bir tarihte – karadan gelip kuran Hattilerden sonra, denizden gelip – ikinci kurucusu olan Fenikelilere veriyoruz!1

Miletos’un Geç Tunç Çağ Hitit metinlerde sıklıkla geçen adı Millawanda’dır; isminde okunan -nd soneki Luvice’ye işaret eder. Milet gibi komşu kentler Priene’de, Myus’ta ve Mykale Yarımadası’nda ‘barbar bir dil’, belli ki Karca konuşulduğunu, Hellence konuşulmadığını Homeros ve Herodotos yazar. ‘Yazı Hellence, halk da Hellence konuşur’ algısını belleklerden söküp atmak, ‘atomu parçalamaktan da zor’. Homeros’un, Herodotos’un Hellence yazma nedeni de günümüz bilim dünyasında İngilizce yazma nedeni ne ise odur.17

Halkının Anadoluluğu, Doğu kökenli ‘Sakallı Athena’ inancında da yansır. Miletos, A. Greaves’in de dediği gibi ‘Ön-Sokratik düşüncenin doğduğu yer’ ise İonia ve bu düşüncenin yaratıcıları olan Thales’in babası Heksamyes ve Prieneli Bias’ın babası Teutames, adlarıyla Karialı iseler; ne oğullar Hellen olabilir ve ne de bu topraklarda doğan o düşüncenin kendisi. Pontus halkı da Hellen olamaz. Çünkü M.Ö. VIII – VI. yüzyıllar içinde Karadeniz kıyısı boyunca 80 kadar koloni kenti kuranlar da ticaret zengini Miletlilerdir ve bu projede Hellen katılımcılar yoktur, Karialılar vardır. Bu nedenledir ki ünlü Homer bilgini Joachim Latacz’a göre ‘Milet’tir Avrupa’nın ana kenti; Atina değil’.17

Bir şehir olan Miletliler, M.Ö. 800 gibi bir Deniz İmparatorluğu mu idi ki gelip Sinop’u, sonrasında Sinoplular da Trabzon’u kurabiliyor? Ya da Milet(os) nasıl olabiliyor da Karadeniz kıyısında içinde Trabzon, Sinop’u da kapsayan; kimilerince 92, kimilerince 300 adet koloni kurabilecek muhteşem bir güce nasıl ulaşmış bulunuyor? Hangi bilimsel akıl buna – Olabilir, olmuştur diyebiliyor?. Olamayacağına, denilemeyeceğine göre ‘Yunanlı Miletliler yaptı’ diyenler, masal – hurafe anlatmanın ötesinde başka ne yapmış oluyorlar?1

Yunan tarihi tam bir mitolojidir ve bu Batılılar tarafından uydurulmuştur. Yani Akdeniz – Karadeniz havzası halklarının kültür mirası Yunan diye bir halkın üzerine tescil edilmiştir. Yoksa Eflâtun Çanakkalelidir ve ‘Devlet’ kitabı Urfa Harran’daki Tıp ve Astronomi Mektebi’nin kütüphanesine ‘1’ numara ile kayıtlı idi ve Yunanca denilen dile Arapça’dan tercüme edildi. Olimpiyatlar Atina’da değil Hatay’da yapıldı.” “Ben, Eflâtun’u bir de ‘Tarih-i Taberî’den okuyun derim.8

Rum da öyle. Burası arz-ı Rûm’dur, burası Rumeli’dir. Bizim takvimimiz Rumî Takvim, sanatımız Rûmî sanattır. Urumiye neresi? Kur’ân-ı Kerîm’deki ‘Rûm Sûresi‘ kimden söz eder? Ahiyan-ı Rûm, Baciyan-ı Rûm, Gaziyan-ı Rûm kimdir? Mevlâna niye Rûmî’dir. İşin aslı şu, Anadolu’da yaşayan herkes Rum’dur. Müslüman’ı da Hristiyan’ı da Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de. Burası Roma’dır!8 Kökeni itibariyle Rum kelimesi, “Romeos” sözcüğünden gelmektedir. Romeos, “Romalı” demektir. Bu yönüyle kelime Roma İmparatorluğu’na atıfta bulunur.

Konstantinopolis’in başkentliğinde bin yüz yaşındaki bir büyük Anadolu Devleti kendini ‘Romalı’ olarak nitelediği için Anadolu’yu onlardan devralan Selçuklular da İran’dakinden ayırt edilsin diye ‘Rum Selçukluları’ olarak tanımlanır. Ve buradan ‘Rum’ sözcüğünün Anadolu ile de özdeşleştiği sonucu çıkar. Rumlar, Anadolu’nun her karış toprağında M.S. IV. yüzyıla dek çok tanrıya inanan kadîm yerli halkların Hristiyan olanlarıdır. Ne halk Hellas’tan gelmiştir ve ne de yeni gökten din. Zaten bu nedenle Ege’nin öte yakasındaki halk farklı tanımlanır, “Yunan” denir. Biziz Rumları, Yunan’la aynılaştıranlar.17

Bu Yunan ve Rum hikâyesi ‘Roma’nın çalınması içindir. O Kıbrıs Rum kesimindeki Rumlar Yunanlaştırılmak isteniyor. Yoksa onlar akrabalarının %90’ı Müslüman olmuş Anadolu Hristiyanlarıdır. Yunan diye bir halk yok ki Yunan olsunlar. ‘Yunan’ diye bir Ulus icat etme adına Trekler, Makedonlar, Grekler, İon halkları, Rum Hristiyanları, Helen mirasını bu ‘sentetik ulus’a kote etmeye çalıştılar. Bu arada ‘Helen’ aynı zamanda Hz. Zekeriya A.S.’ın hanımının adıdır. Anadolu’da bulunan mozaikler ve mermer sütunlardaki yazılar Yunan değil, bir Anadolu uygarlığı olan Likya uygarlığının harfleridir.”8

Türkiye’ye gelip, kapsamlı araştırmalarda bulunmuş, yine ünlü bir tarihçi olan Alman Jacob FALLMERAYER de W.M. RAMSAY ile aynı görüşleri paylaşan – günümüz Greklerinin antik kavimlerle akrabalık bağlarının bulunmadığını iddia eden bir başka bilim adamıdır. Greklere eski ve bilge bir ced (ata) bulmak gerekmiş ve böylece Doğunun antik medeniyetleri “model” olarak alınmış ve Greklere “adapte” edilmiştir. (R. Beaton – David Ricks, The Making of Modern Greece, Ashagate Publishing Ltd., London, 2009, s. 40.)16

İon halkının “Hellenliği” tarihsel belgelere değil, Ege Göçleri’nden 700 yıl kadar sonra, MÖ 5. yüzyılda, milliyetçi duygularla Atina’da yazılan mitoslara dayanır. Ve bilinir ki “mitos”, “tarih” değildir. Atinalıların İonia’yı bir Hellen toprağına dönüştürmüş olmaları yaygın görüşü de aynı mitosların ürünüdür.18

Modern batının genel kültüründe en derine kök salan yerleşik fikirlerden biri Yunanların demokrasiyi icat ettikleridir. Sözcüğün, demos (halk) ve kratos (iktidar) köklerinden üretilmesi bir yana, bundan daha yanlış bir şey yoktur. Hatırlatmak gerekirse, bu sözcük gayet geç bir tarihte, V. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. Öncelikle, o devirde Yunanistan, millî kimlik anlamında var olmuş değildi. Ellada bağımsız bölgeler olan Trakya, Halkidiki, Adalar, İyonya ve Karya arasında paylaşılmıştı. Orada nüfusu 10 bin vatandaşı geçmeyen şehir devletleri yükseliyordu: Atina, Tebaai, Megara, Argos, Sparta, Amphipolis ve bugünkü Türkiye kıyılarında yer alan Sestos, Klazomenai, Efes, Milet…  Bazen bu şehir devletleri arasında işbirlikleri oluyordu, ancak Atina ve Sparta örneğinde olduğu gibi anlaşmazlıklar onları sık sık karşı karşıya getiriyordu. Atina demokrasinin taslağım çizdiğinde Sparta bir krallık olarak kaldı. Dolayısıyla, demokrasinin icadını “Yunanlara” mal etmek yanlıştır. Bu terim çürümüş yemeklere sarılan bir ambalajdır; tıpkı Sovyetlerin arka bahçelerinde George Onvell’in “newspeak”inin (1984) karanlık kehanetleri ile ütopya fanatiklerinin fantezilerini gerçekleştiren, halkla da demokrasiyle de ilgili olmayan şu “halk demokrasileri” örneğinde olduğu gibi.19

Eskiçağ biliminin günümüzde sunabildiği bulgu ve verilere dayandırmaya çalıştığımız değerlendirmelerin, Batı uygarlığının doğduğu topraklar için “Anadolu-İon” tanımını öne çıkarmasına karşın; Batı ve o etkide biz neden “Doğu Hellen” ya da “Doğu Yunan” deyiminde ısrar eder, yitirilen acımasız bir savaş sonrasının zor koşullarından doğan bir “sığınma” ve “umut” göçünü mitosların gizeminde “kolonizasyon” sanıp “İon” uygarlığını “Yunan” uygarlığı ile özdeşleştiririz?.. sorgulamak şarttır. Bilgiler özdeksel kültüre dayalı arkeolojik bir temele oturtulmadan ve de özellikle tarihin yazılmadığı ve “mitos”un iki yüz yıl boyunca sanki “tarih”miş gibi yorumlandığı bir konuda çok yönlü tartışılmadan, doğrulara yaklaşılamaz. Fakat görünen odur ki “söylenmesi gereken” zaten söylenmiştir de tartışmak gerekmez, çünkü sonuç değişmez! Böyle de olsa unutulmamalıdır ki özgür düşünce ile birlikte bilim ilk bu topraklarda filizlenmiş, Batı’ya buradan kök salmıştır; tartışmadan olmaz…18

Farklı söylemlere sahip bir takım Yunan aydınları olsa da yine de pek çok Yunanlı için halâ Hellenizmin sınırları bugünkü Yunanistan’ın çok ötesindedir ve Kuzey Epir’i, tüm Makendonya’yla Trakya’yı, ayrıca Anadolu’yu içine almaktadır. “Toprakları genişletmek ve boyunduruk altındaki kardeşleri kurtarmak” Yunanistan’ın “Megali İdea”sının ideolojik ve retorik temellerini oluşturmuştur.10

Bu arada “Bizans adı, XVI. yüzyılda Alman âlimlerinden Hieronymus Wolf’un uydurduğu bir isim.” olduğunu hatırlatmakta yarar görüyorum. 88 yaşındaki sanat tarihi uzmanı Prof. Dr. Semavi EYİCE, “Bizans adı sonradan yaratılma bir isim. XIX. yüzyılda tarihçilerin uydurdukları bir ad. ‘Bizans İmparatorluğu’ diye bir isim yoktur ortada.” diyor. Tarihçiler din, dil ve idarî bakımından Roma İmparatorluğu’ndan farklı olduğu için bir isim verelim demişler ama bulamamışlar. Sonra 1880’de bir sanat tarihçisi ‘Bizans Sanatı’ adında bir kitap çıkartınca bu ad kalmış. İmparatorluk 1453’e kadar kendisini ‘Roma İmparatorluğu’ olarak tanımış. Bu hususa bilhassa dikkat edin. ‘Bizans İmparatorluğu’ diye bir isim yoktur ortada.20

Konuyu ilginç hale getirmek ve dikkat çekmek adına Yunanlıların adlarını pek az zikrettikleri Orta Asyalı olan göçebe Ön-Türkler Etrüskler (Tursakalar) ve Pelasglardan da bahsedelim isterseniz. M.Ö. 3000 yılında Hellenlerden 1000 yıl önce şimdiki Yunanistan coğrafyasında Pelasglar vardı. Ülkelerine “Pelasgonia” deniliyordu. Atinalılar Pelasg kökenli olmakla övünmekteydiler. Kimi eskil yazarlar Etrüsk / Pelasg eşdeşliğini vurgulamaktaydı. Oysa Batılı çok tarihçi Pelasgları görmezden geliyor ve Etrüskleri dili bilinmeyen ölü bir budun sayıyorlardı. Lydia dili Ön-Türkçe idi.21

Herodotos; Pelasgların, Hellenlerin değil, yalnızca “İyonların” ataları olduklarını yazmıştı. Bundan da İyonların Hellen olmadığı anlaşılıyordu! Türük Bil’in (Türk Devleti – kimileri Göktürk diyor), bir bölümü olan “Ök-Ür Bud” ile buraları Türk topraklarıydı. “Akousialos, M.Ö. VI ya da V. yüzyılda Tesalya’nın güneyinde kalan bütün Yunanistan’dan ‘Pelasgia’ olarak söz etmiştir. V. yüzyılda Aiskhylos, Pelasgia’yı Kuzey Yunanistan’ı da kapsayacak şekilde genişletti. Ona göre Pelasglar her ne kadar Yunanistan’ın her tarafında yaşamışlarsa da ‘Hellen’ olan Dorların değil, sadece İyonların ataları idiler.” Pelasglar aynı anda hem Yunanistan’da hem de Anadolu’da yaşamakta ve Herodot’a göre Yunanca’dan başka bir dil kullanmaktaydılar. “Demokrat Atinalılar, Pelasy kökenli uluslarıyla övünüyorlardı. ‘Toprağın oğulları’ diyorlardı kendilerine; Herodotos, bunları, Hellenleşmiş Pelasglar olarak tanımlar. Homeros’a göre Troya savaşında her iki tarafta da Pelasglar vardı.”21

Batılı bilimciler (!) Türklere karşı savaşımlarını burada da sürdürürlerken, Kâzım MİRŞAN adlı bir “Türk bilgini”, 5000 yıl sonra Pelasgların – Etrüsklerin de 120 kadar yazıtlarını Türkçe okumayı başararak, Ön-Türklerin bütüncül bir toplum olduğunu kanıtlıyor, eskil tarihçileri doğruluyor, çağdaşımız ‘çarpık bilim’cilere ders veriyordu! “Herodot’un ‘Pelasgoi’ adını verdiği, eserinin birçok yerinde sözünü ettiği, göçlerini anlattığı, örf ve âdetleri hakkında bilgi verdiği bu milleti bugünkü tarihçiler ve özellikle Lâtin ülkelerin tarihçileri, yok farz etmek hususunda sözbirliği etmiş gibidirler.” Zamanımızda Yunanistan’ın tarihi de tarih öncesi de Pelasglardan söz edilmeden yazılabilmektedir ne yazık ki!”21

Anabasis’in Xenophon tarafından yazıldığına dair elde kesin bir kanıt olmasa da yenilmiş bir ordunun geldiği güzergâhtan geri dönmek yerine hiç bilmedikleri topraklardan vahşi kavimlerle çarpışmayı göze alarak binlerce insanı (fahişeleriyle birlikte) geldikleri topraklara çelişkili güzergâhlardan götürmeleri, Cotyora ve hinterlandında bu koca orduyu denizden nakledecek emniyetli deniz taşıtları bulmaları bu yürüyüşün gerçekten yapılıp yapılmadığını ister istemez sorgulamak gereğini ortaya çıkarıyor. Xenophon ya da bir başkası duyumlara dayanarak kurgulanmış bir tarihî menkıbeyi belki de romanlaştırmıştır.. kim bilir?

Makalemizi “Hristiyanlaştırılmış Slavlar”dan da bahsederek hitama erdirelim. Doğu Slavları, Ruslar, Belarus ve Ukraynalılardan meydana gelmiştir. Batı Slavları, Çekler, Polonyalılar ve Slovaklardan teşekkül etmiştir. Güney Slavları ise Makedonlar, Bulgarlar, Hırvatlar, Slovenler, Boşnaklar ve Sırplardan oluşmuştur (Gaye Ertin, Rusya – Özellikler – Bölgeler, Çantay Kitabevi, İstanbul, 2004, s. 65). Aziz Andreas ve Aziz Pavlus, Hristiyanlığın ilk döneminde Slav bölgelerinde misyonerlik faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir. Öyle ki bazı din adamları, tanrı ve azizlerin benzer özellikler taşıdığını ileri sürmüşlerdir. Böylece paganların Hristiyanlaşması daha kolay olmuştur (Aslanova, “Rus Ortodoks Kilisesi”, s. 17 – 18). Slavlar bu yeni dinle tanıştıktan sonra geleneksel olan din ile Hristiyanlık harmanlanmıştır. Slavlarla iletişimi sağlayabilmek ve Yeni Ahit’in okumalarını kolaylaştırmak için Aziz Kiril (826 – 868) Slav alfabesini oluşturmuş ve bu sayede Ruslara Hristiyanlığın yolunu açmıştır ve ardından edebî ve dinî eserler tercüme edilmiş ve halk bilinçlendirilmiştir.22

Ortodoks; Hristiyan toplumun ¨ resmî olarak XI. yüzyılda Doğu – Batı şeklinde ayrılması neticesinde Grek ve Slav ağırlıklı Doğu Hristiyanlığı’nın adı olmuştur. Roma Kilisesi’nden Frenkleri, Keltleri, Angloları, Saksonları, SLAVLARI, Macarları ve İskandinavyalıları Hristiyanlaştırma teşebbüsü gelir. Kilise, Hristiyanlığı Doğu Avrupa halkları arasında yayar. Slavların bin beş yüz yıla yakın süre içinde daima bir Türk kavminin komşusu olmaları; ticaret, ekonomi ve yerleşim bakımından birbirleri ile yakın temas içerisine girmelerini sağlamıştır (Karaağaç 2005: 140).

M.Ö. XVI. ve M.Ö. XII. yüzyıllar arasında Miken uygarlığında, Linear B yazı sistemi (Akhaların kullandığı Çizgi Yazısı B) en erken yazı dilidir. Yunan alfabesi diye kamuoyuna lânse edilen alfabe aslında Fenike (aslen Sümerli) alfabesinden türetilmiş [The Development of the Greek Alphabet within the Chronology of the ANE (2009)] ve ilk olarak M.Ö. IX. yüzyıl sonlarında ya da VIII. yüzyıl başlarında kullanılmaya başlanmıştır (The Date of the Earliest Inscribed Objects; A.W. Johnston – Cook, B. F. (1987). Bu alfabe Ortodoks mezhebine bağlı Karamanlı Türkler tarafından XVIII. – XX. yüzyıllarda Karaman sahası Türk ağzının yazımında da kullanılmıştır.

Slavlar ve Varegler Rus savaşçı topluluklarıdır. Rusların Hristiyanlığa geçişinde Doğu Roma’nın payı yüksek ölçüde mevcuttur. Kiril ve Methodious kardeşleri Rus topraklarına gönderen Doğu Roma, burada misyonerlik faaliyetlerini teşvik etmiştir. Nihayetinde Slavca’yı öğrenen Kiril, Ruslara Fenike (Sümerli) harflerinden esinlenerek Kiril alfabesini tasarlamış, böylece Rusların din değiştirmeleri daha kolay bir süreç¸ haline dönüşmüştür.

Yeni Yunan ulusu, çağdaş (!) her Avrupa ulusu gibi ideolojik olarak kendiliğinden ortaya çıkmadı. O da Fransız İhtilâliyle gelişen Avrupa Aydınlanma Akımı’nın politik – ideolojik bir ürünüydü. Fransız İhtilâli’nden önce Yunanistan’ın anakara kesimindeki nüfusun çoğunluğu, belirgin ulusal kimlikler olmaksızın Arnavutça, Ulahça ve Slavca konuşan sakinlerden oluşuyordu. Yunanca konuşan sakinlere gelince; onların da büyük bir oranı sırasıyla Flamanların, Katalanların, İtalyanların, Fransızların, Akmanların, Mora Slavlarının, Yahudilerin v.s. Hellenleşmiş torunlarından oluşuyordu. Eski Yunanlıların (her halde İyonyalılar ya da Hellenler kastediliyor) torunlarına da yer yer rastlanıyordu; örneğin, Çakon’larda ve Patra’daki ve Argos bölgesinin batısındaki kimi kalıntılarda olduğu gibi.23

Alexandre DUMAS diyor ki “Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu!” İşte bu Moskova’yı Üçüncü Roma olarak gören Rusya ile Avrupa’nın doğurduğu çok güzel şımarık çocuklar, kendilerine ait olmayan Akdeniz, Ege ve Anadolu medeniyetlerinin göz kamaştıran mirası üzerinde kendilerinden geçerek “Megalo İdea” ve “Pontos” hayâlleri ile mütecaviz karakterlerini beslemeyi günümüzde de sürdüreceğe benzerler. Türk-İslâm kültürü ile Haçlı zihniyeti arasına iç ve dış mihrakların desteğiyle örülen bu Yunan şer duvarı ve tuğla örücülerine karşı Türk Milleti her daim bilgi donanımlı birliktelikte, diri, iri ve teyakkuzda olmalıdır!

 

 KAYNAKÇA:

  1 MUSAOĞLU, Ahmet – İlk Anayurd Anadolu / Trabzon Ayasofya Tarihi – Ortahisar Belediyesi Kültür Yayınları, I. Baskı, Trabzon, Aralık 2015, YEK Matbaacılık, 518 sh.

  2 EKİNCİ, Prof. Dr. Ekrem Buğra – Atina Demokrasinin Beşiği mi? 02 Eylül 2019. http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=1030

  3 TARİH ve Arkeoloji – Pan – Helenizm ve Türk Tarih Tezi, 17 Haziran 2018, Gönderen: Bilgi Güçtür. https://tarihvearkeoloji.blogspot.com/2018/06/pan-helenizm-ve-turk-tarih-tezi.html

  4 ORTAYLI, Prof. Dr. İlber – Tarihte Yunanlılık ve Yunanca, 27 Temmuz 2008. https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/tarihte-yunanlilik-ve-yunanca-971364

  5 ÖZBAŞ, Osman – İskit Anarcharsis Kimdir? 26 Ocak 2019, Optimus Haber, Ulusal Haber Portalı. http://www.optimushaber.com/iskit-anarcharsis-kimdir-1014yy.htm

  6 KSENOPHON – Anabasis, Çeviren: Oğuz YARLIGAŞ, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, I. Basım: Ocak 2011, Fabrika Basım.

  7 AVCI, Servet – Yunanlılar Makedonya’ya Neden Selâm Yollamaz? Yeniçağ Gazetesi, 25 Kasım 2013. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/yunanlilar-makedonyaya-neden-selam-yollamaz-28889yy.htm

  8 DİLİPAK, Abdurrahman – “Rum”lara Mehterli Mesaj, 11 Mayıs 2017, Yeni Akit Gazetesi. https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/rumlara-mehterli-mesaj-19406.html

  9 TUNCA, Tuğçe – Yunan – Grek – Hellen ve Rum Kavram Analizleri, Çeviri Blog. https://www.ceviriblog.com/2018/08/02/yunan-grek-hellen-ve-rum-kavram-analizleri/

10 ERDEM, Nilüfer – Yunan Tarihçiliğinin Gözüyle Anadolu Harekâtı / 1919 – 1923, Doktora Tezi, İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürlüğü, İstanbul, 2009, 567 sh.

11 NİŞANYAN, Sevan – Nişanyan Sözlük / Çağdaş Türkçe’nin Etimolojisi, Yunan maddesi. 05.02.2020 https://www.nisanyansozluk.com/?k=Yunan

12 TEKİN, Prof. Dr. Oğuz – Hellen ve Roma Tarihi, T.C. Anadolu Ünv. Yay. No.: 2364, Açıköğretim Fak. Yay. No.: 1361, 4. Baskı, Mayıs 2013, 162 sh.

13 SAĞCAN, Tamer – Efsaneyi Gerçekle Kucaklayanlar: Troyalılar (Bölüm-1) (M.Ö. 3.000 – M.Ö. 700), 14 Nisan 2014. http://karakutuphane.blogspot.com/2014/03/efsaneyi-gercekle-kucaklayanlar.html

14 SELÇUK, Balkar – Çerkesya Akhaları Ubıhlar, 10 Aralık 2018, cerkesya.org, Circassian Diaspora. http://cerkesya.org/component/k2/tag/Akha%20nedir?Itemid=551

15 KARAMANDAN.com – Safkan Türk Atı: Ahal Teke, 09 Şubat 2016. https://www.karamandan.com/Genel_Galeriler-Safkan_Turk_Ati_Ahal_Teke-h25889.html

16 TUZCU, Güzide Filiz – Antik Türk Kavimlerinin Tıp İlmine Katkıları, İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Doktora Öğrencisi, Türkbilim, 2013, Hakemli Dergi. https://tarihvearkeoloji.blogspot.com/2014/05/ionyalilar-grek-degildir-yunan.html

17 ERBİL, Ömer – Ezber Bozan Arkeolog Prof. Dr. Fahri IŞIK: Uygarlığı Helenler Değil Anadolu Yarattı, 12 Ağustos 2019, Hürriyet Gazetesi. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ezber-bozan-arkeolog-prof-dr-fahri-isik-uygarligi-helenler-degil-anadolu-yaratti-41300136

18 IŞIK, Prof. Dr. Fahri – Anadolu / İon Uygarlığı “Kolonizasyon” ve “Doğu Hellen” Kavramlarına Eleştirisel Bir Bakış, Anadolu / Anatolia 35, 2009, ss. 53 – 86.

19 MESSADIÉ, Gerald – 4000 Yıllık Tarihî Aldatmacalar (4000 Ans de Mystifications Historiques), Pegasus Yayınları 686, I. Baskı, İst., Ağustos 2013, 481 sh.

20 MESUTOĞLU, Neşe – ‘Bizans’ Adı Uydurmadır, 07.03.2011, Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/cadde/bizans-adi-uydurmadir-1360909

21 İZBERK, Mustafa – Helenlerden önce Yunanistan’daki Ön-Türkler: Pelasglar, 16.06.2009. https://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/06/16/helenlerden-once-yunanistan%E2%80%99daki-on-turkler-pelasglar/

22 MERT, Özge – Hristiyanlığın Kabulünden 20. Yüzyıla Kadar Rusya’da Çift İnançlılık (Dvoeverie), TDA, Temmuz – Ağustos 2019, C. 122, S: 241, ss. 293 – 312.

23 NAKRACAS, Dr. Georgios – Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni: 1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felâketi, Çev.: İbram ONSUNOĞLU, Belge Yay., Şubat 2003, İst.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Ünye Gümrüğü – IX

7 Şubat 2020 okunma
04 Ağustos 1904 tarihli Servet-i Fünûn Dergisi’nde “Kasabanın müessesat-ı medeniyye ve diniyyesi ahiren inşâsına muvaffak olunan Ortaçarşı Câmi-i şerifi, kadîmen mevcut bir Hükûmet Konağı, Askerî Dairesi, Depo, Telgrafhâne, Beledî ve Liman Dâiresi gibi... Devamını Oku

Millî mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – II

3 Şubat 2020 okunma
Unutulmamalıdır ki Şark Meselesi (La Question d’Orient), bizlere göre ehl-i İslâm ile gayri Müslimlerin, yani hak ile bâtılın kavgası, emperyalistlere göre de süreci halen devam eden Osmanlı topraklarının paylaşılması meselesi halini almıştır. Mustafa... Devamını Oku

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Ünye

24 Ocak 2020 okunma
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu olan UNESCO’nun (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization) 1972 yılında kabul ettiği Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme’sinin amacı; üstün evrensel değer’e... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – II

24 Ocak 2020 okunma
Giresun Belediye Başkanı Kaptan Yorgi’nin Marsilya’ya yerleşmiş olan tüccar oğlu Konstantin Konstantinides, 1917 yılı Ekim ayında üzerinde “Ey, Pontus vatandaşları, ayaklanınız! Hür milletlerden yüksek hayat ve bağımsızlık haklarınızı isteyiniz.”... Devamını Oku

Asurlular Dönemi’nde Karadeniz ve Ünye – II

17 Ocak 2020 okunma
Türkçe yazılı kaynak olarak“Ünye’nin Tarihçesi” başlığına ilk kez 1930 baskılı “Resimli Ünye Rehberi” adlı eserde rastlamıştım. Risalede «Ünye kral (Sarokin) zamanında Asurîlere intikal etmiş ve kablelmilât (M.Ö.) 722’de (Kapadokya)... Devamını Oku

Fetihten Günümüze Ünye Vakıfları – III

10 Ocak 2020 okunma
Meşrutiyet Devri’nde Ünye kazası Söylemez köyünde muhtar Ali Ağa ibni Hurşit Vakfı (Vakfedilen şart kuruş 1500) gibi birçok yörenin vakıf paraları, bir torbada muhafaza edilir ve torba üzerinde vâkfın adı bulunurdu. Mütevelliler yani vakfı idare eden... Devamını Oku

Şehir Tarihçiliği ve Ünye

31 Aralık 2019 okunma
Kültürel çeşitliliğin buluşma yeri ve toplumsal yaşamın birincil mekânı olarak kentler, kolektif belleği oluşturan bütünün önemli bir parçasıdır. Bu nedenle kent belleği, özellikle son yüzyılda toplumsal tarihin araştırılmasında önemli bir başvuru... Devamını Oku

Ünye Kaymakamları – V

27 Aralık 2019 okunma
10 Aralık 1888 (06/R/1306 Hicrî) tarihli diğer bir belge “Daha önce Ünye Kaymakamlığında bulunmuş olan müteveffa Hâfız Ali Efendi’nin, söz konusu kaymakamlık maaşından istihkakı bulunan paranın kendilerine tediye edilmesi yönünde veresesinin müracaatta... Devamını Oku

Ünye Gümrüğü – VIII

20 Aralık 2019 okunma
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Trabzon Gümrüğü tasnifinde yer alan 17229 numaralı yedi sayfalık bir gümrük defteri, Karadeniz’in orta ve doğu kısımları yanı sıra buraların art alanlarındaki iktisadî ilişkiler... Devamını Oku

Millî Mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – I

13 Aralık 2019 okunma
Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti ekonomik, siyasî ve askerî açıdan çökmüş, Türk Milleti’ni Millî Mücadele’ye kazandırabilecek güce sahip olan eşraf ve din adamları mücadele ya da teslim yanlısı olarak iki kampa bölünmüşlerdi. Bu vahim dönemde... Devamını Oku