son haberler

Kıbrıslı Sokak ve Ünyeli Musa Kâzım Efendi

Yayınlanma Tarihi: 20 Mart 2020 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Makalemizin bu haftaki konusunu İngiliz işgali döneminin (1878 – 1960) 46 yılında Kıbrıs’ta Hala Sultan Külliyesi’nde zâviyedârlık, türbedârlık ve şeyhlik yapmış bulunan ‘Kıbrıslı Şeyh ya da Kıbrıslı Hoca’ diye tanınan Ünyeli Musa Kâzım Efendi’ye ayırdık.

Bu külliyede yer alan ve Hala Sultan Tekkesi de denilen yerdeki türbe; İslâm tarihinde 1.700 gemilik İslâm donanması tarafından Hicret’in 28. yılında (H. 28 – M. 648/49) gerçekleştirilmiş ilk deniz seferi olan Kıbrıs Seferi’ne iştirak eden ve Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra bindiği katırdan düşüp boynu kırıldığı için şehit olan ve 86 yaşında oraya defnedilen ilk deniz şehidi hanım sahabî Ümmü Harâm bint Milhân b. Hâlid el-Ensârî’ye aittir. Merhumenin kabri “Saliha Kadının Kabri” olarak tanınır.

Rum kesiminde bulunan külliye (Larnaka şehrinin güneyinde Tuz Gölü’nün yakınında yer almakta olup türbe, câmi, tekke, çeşme ve mezarlıktan oluşan bir manzumedir), son dönemlerde restore edilerek bakımlı hâle getirilmiş olmasına rağmen ibadet ve ziyâret imkânı son derece kısıtlı haldedir.1

Ünyeli Araştırmacı, Yazar Mehmet KARAYALMAN bir anısında şöyle nakleder: “1999 yılında tekkenin bir bölümü faili meçhul kişilerce benzin dökülerek yakılmıştı. Hala Sultan Türbesi’nin yanına ise meyhane yapmışlardı. Kıbrıs’ı ziyâretimizin acı bir yanı da bu mübarek mekânı Türkiye’den gelenlerin ziyâret edememesi. Malûm, Türkiye’den gelen vatandaşlar Rum tarafına geçemiyorlar. Rum tarafına geçmenin pek de meraklısı değiliz; fa­kat Hala Sultan’ın mübarek makamına ulaşamamak da insanı üzmüyor değil hani. Rabbim feyiz ve şefaatlerinden mahrum eylemesin inşallah.2

Türbe ve tekkenin XVIII. yüzyıl başlarında, kısa bir süre Mevlevî tarikatı şeyhlerinin kontrolüne geçtiğini ancak bu yüzyılın başlarından itibaren Nakşibendî şeyhleri tarafından yönetildiğini görüyoruz.1

Osmanlıca bir belgede “Türbedârlığına Musa Kâzım Efendi tevcih 7 Zilkade 1327/20 Kasım 1909 mezbur İbrahim Efendi iki sene terk-i hizmet ettiğinden azle, Musa Kâzım Efendi tâyin olunduğu (BOA. MAA, FE, 06,47/2,8)” bilgileri yazılıdır.3

Eylül 1914’de hitabet ciheti, türbedâr olan Musa Kâzım Efendi’ye tevcih edilmiştir (BOA. MAA, FE, 06, 47/13, 16/10/1914, l ve BOA. MAA, FE, 06, 47/14, 09/10/1914, l).3

Ağustos 1915’de İmam Abdulâl Efendi istifa etmiş yerine Musa Kâzım Efendi vekâlet etmiş (BOA. MAA, FE, 06,47/1, 26/0811915,2), ancak Musa Kâzım Efendi herhangi bir tartışmanın sebebi olmamak isteğiyle olsa gerek bu görevi kabul etmemiş, yerine başkası görevlendirilmiştir (BOA. MAA, FE, 06, 47/4, 21/0811915,2).3

Belgelerden tespit ettiğimiz bilgilere göre Musa Kâzım Efendi’ye hitâbet görevinin veriliş tarihi 15 Teşrînievvel 1914 (BOA, KB_6_4713_1); görevin imam olarak vekâleten veriliş tarihi 26 Ağustos 1915 (BOA, KB_MAA_FE 6_4701_1; BOA, KB_MAA_FE 06_47_04_2a); görevin hatip olarak ikinci veriliş tarihi 23 Haziran 1916’dır (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_14).1

1916 senesinde Kıbrıs kadısı tarafından Tuzla ve Mağosa kazâları nâibine gönderilen bir yazıda harp şartlarından dolayı asıl evrakın temininin şimdilik mümkün olmadığı, hem mütevellîlik ve şeyhliğin hem de hitâbetin Musa Kâzım Efendi’ye verilmesi, imamlık görevinin ise daha sonra şartları iyice öğrenip ona göre atama yapılmak kaydıyla şimdilik Hâfız Mehmed Emin Efendi tarafından yürütülmesi istenmektedir (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_14).1

Bir başka Osmanlıca belgede; “Mayıs 1916’da İbrahim Şükrü’nün, türbedârlık cihetinin 200 senedir ailesine ait olduğunu iddia etmesi sebebiyle Musa Kâzım Efendi’den alınarak İbrahim Şükrü’ye verildi”ği (BOA. MAA, FE, 06, 47/3, 05/05/1916, 2) yazılıdır.3

Musa Kâzım Efendi’nin sülâlesi aslen Diyarbakırlı’dır. Büyük dedesi Musa Ağa (1760’lı yıllarda) Diyarbakır’ın Ali Paşa Mahallesi’nden Ünye’nin Tekkiraz kasabası Dizdar köyüne gelip yerleşmiş, bu göçten sonra sülâle “Kürtler” lâkabıyla1 ve ailesi de âlim, imam – hatip ve davetçilik görevlerini yerine getirmekle tanınmıştır.3 Musa Kâzım Efendi, babası Kürt Hasan Efendi’nin sekiz çocuğundan (Ali, Ahmet Hoca, Osman Çavuş, Hüseyin Ağa, Selime, Fatma ve Ayşe) biri olarak 1876 tarihinde, bu köyde doğmuştur.1 Kıbrıslı Hoca’nın, Nurittin köyünden evlendiği Hacı Tahir Ağa’nın kızı Hakiye Hanım’dan dört evlâdı olmuştur (Sabri, Hasan, Tevfik, Refika). Kıbrıs’a gitmeden eşi vefat eder ve ikinci eşiyle evlenir. O da Musa Kâzım Hoca Efendi’den önce vefat eder.4

Köyündeki hocalarından (Kabadirek Medresesi’nde Müderris Osman Efendi’den) ilk eğitim ve öğretim bilgilerini tedris ettikten ve Kabadirek Câmii’nde müezzinlik ve hafızlık yaptıktan sonra Ünye’nin müderrislerinden Yusuf Bahrî Efendi’nin (1839 – 1922) tedris faaliyetleri yaptığı Sadullah Bey Medresesi’ne devam ederek hocasından önce zâhirî ilimlerde ulûm-ı akliyye ve nakliyyeye dair icâzet almıştır.1

Yusuf Bahrî Efendi, Musa Kâzım Efendi’yi İstanbul’a Şeyh Hasan Hilmi Efendi’nin tedrisine gönderir. Şeyh Hasan Hilmi Efendi’de de bir süre tasavvuf dersleri gören Musa Kâzım Efendi manevî derecelere ulaşmak için bey’at eder (Tasavvufla bey’at etmek; bir kişinin ilmiyle amel eden bir âlime sâdık ve bağlı kalacağına, haramlardan kaçıp helâl ve hayrlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip, bir daha yapmayacağına dair söz vermesi ve buna Allah-u Zülcelâl’i, Resul’ünü ve mürşid-i kâmili şahit tutmasıdır). Şeyh Hasan Hilmi Efendi’ye tam teslimiyetle sahabenin Resulullah’a her şeyiyle teslim olması gibi teslim olma erdemliliğini göstermiştir.4 Yusuf Bahrî Efendi, aynı zamanda Ahmed Ziyâeddîn-i Gümüşhânevî’nin halifesi olması münasebetiyle Musa Kâzım Efendi’ye Gümüşhânevî Dergâhı’na devam etmesini de salık vermiştir.1

Musa Kâzım Efendi bir taraftan İstanbul’un medreselerinde ilim tahsiline devam ederken bir taraftan da Gümüşhânevî Dergâhı’na gidip gelir. Dergâhın o dönemki şeyhi ve Gümüşhanevî Dergâhı’nın ikinci postnişini Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi’ye (Azdavay H. 1240 / M. 1824 doğumlu) intisap ederek onun kontrolünde halvete girer.2-4 Halvet, tasavvufta yalnız bir kenara çekilip dua ve ibadetle meşgul olmak; kişinin kendi ile baş başa kalıp kendi iç haline dönebilmesidir.

Şeyhi Hasan Hilmi Kastamonî Efendi’den icâzetnâme ve hilâfetnâme almıştır [İcâzeti Hicrî 1318 (1902), Akkuş emekli müftülerinden Nuri ÜNLÜ Efendi’nin özel kütüphanesinde mahfuzdur]. Halifelik icâzetini alarak Ünye’ye döner. Bir müddet Sadullah Bey Medresesi’nde müderrislik yapar, aynı zamanda da Ünye Nakşî Tekkesi’nde görevini sürdürür.2-4

Yusuf Bahrî Efendi Ünye’de bir halvet yapar. Musa Kâzım Efendi bu halvette bulunur. Halvetin son günlerinde Şeyh Yusuf Bahrî, bir gece istihareye yatmalarını ister. Sabah olduğunda herkes rüyâsını Hacı Yusuf Efendi’ye anlatır. Musa Kâzım Efendi de rüyâsını anlatır. Büyük bir ada gördüğünü anlatınca Hocası kendisini Kıbrıs’a irşad görevlisi olarak gönderir (Musa TÜRK / Ahmet Ziya TÜRK).2-4 Musa Kâzım Efendi, muhtemelen bu halvetlerden birinde ya kendi istek ve arzusu ile ya da şeyhinin yönlendirmesiyle irşat faaliyetlerinde bulunmak üzere Kıbrıs Hala Sultan Dergâhı’na gider. Bu tarih 1908 veya 1909 senesidir (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_8).1

Kıbrıs’a ilk gidişin tam olarak ne zaman olduğunu bilmesek de arşiv belgelerinden ilk görevlendirmenin 20 Kasım 1909 tarihinde olduğunu izleyebilmekteyiz (BOA. MAA, FE, 06,47/2,8).3

Bütün bu belge ve bilgilerden anlaşıldığına göre Musa Kâzım Efendi 1908 veya 1909 senesinde Ramazan irşadı ve dinî hizmet için Kıbrıs’a Hala Sultan Dergâhı’na gitmiş, ardından İstanbul’a dönerek bir müddet şeyhi Hasan Hilmi Efendi’nin hizmetinde bulunmuştur. Bilâhare tekrar Kıbrıs’a giderek Ümmü’l-Harâm Türbedârlığı’nı üstlenmiştir. Dergâhın tarihi boyunca türbedârlık aynı zamanda şeyhlik anlamına da geldiği için sonraki belgelerden de anlaşıldığına göre Musa Kâzım Efendi dergâhın hem türbedârı hem şeyhi ve aynı zamanda hem de mütevellîsi olmuştur.1

Gümüşhanevî Dergâhı’ndan günümüze intikal eden halvet listeleri içerisinde Musa Kâzım Efendi’nin 1332 / 1914 senesinde İstanbul dergâhında halvete girdiği, halvet sonrası ne yapacağı sorusuna “El-mürîd men lâ irâdetin lehû / müridin kendi iradesi yoktur” yani her ne görev verilirse yapacağını beyan ettiği görülmektedir. Yine aynı senelerde girdiği ikinci bir halvet sonrasında “Efendim burada bulunduğum bir fikr-i kat’î sâhib değilim. Ba’de’l-ihrâc ne zuhûr eder ise arz ederim.” cevabını verdiği anlaşılmaktadır.3

21 Ağustos 1915 tarihinde Hafız Mehmed Emin Efendi adlı şahsın imamlığa getirilmesi Şeyh Musa Kâzım Efendi ve Ali Efendi tarafından teklif edilmekte, yine aynı gün Abdülâl Efendi’nin gönüllü olarak imametten çekildiği, Şeyh Musa Kâzım Efendi’nin ise bazı mahzurlar görerek bu görevi kabul etmediği Kıbrıs Kadılığı’na bildirilmektedir. Ancak Musa Kâzım Efendi’nin 23 Haziran 1916 tarihinde atandığı dikkate alınırsa bu teklifler kabul edilmemiştir.1

Musa Kâzım Efendi, Osmanlı’nın son döneminde Kıbrıs’ın en önemli dinî merkezi olan Hala Sultan Dergâhı’nın türbedârlık / şeyhliğini üstlenmiş, bilâhare bu vazifesini 1955 senesine kadar devam ettirmiş mühim şahsiyetlerindendir. Bir Nakşî – Hâlidî – Ziyâî halifesi olarak uzun süre irşat faaliyetlerinde bulunmuş, halkın eğitiminde etkili olmuştur.1

Menâkıb-ı Haseniyye fî Ahvâli’s-Seniyye’de Tekkiraz âlimlerinden Kastamonulu Hasan Hilmi’nin bölgedeki halifeleri olarak Ünyeli Musa Kâzım, Osman, Ünyeli Mehmed, Alucralı Hacı Ali adları zikredilmiştir (Menâkıb-ı Haseniyye, s. 46).5

1955 senesinde Türkiye’ye gelerek yaşlılığında Ünye’ye yerleşmiş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçerek “Türk” soyadını almıştır.1 Yaş haddinden rapor alır ve Türk vatandaşlığına kabul edilir (Fevzi AYDIN).2 KÜRT kökenli bir vatandaşın TÜRK soyadını bilinçli olarak alması, ulusal birliğimiz ve millî hassasiyetlerimiz açısından örnek bir davranıştır. Musa Kâzım Efendi’nin Kıbrıs hayatının, 1955 yılında memleketi Ünye’ye dönünceye kadar aralıksız asgarî 46 yıl sürdüğü anlaşılmaktadır.3

Muhteremin, makalemizin muhtevası ölçüsünde yer almasında fayda mülâhaza ettiğimiz önemli bir talebesinden de bahsedelim: Şeyh Nazım KIBRISÎ; ilk din eğitimini Larnaka’da Şeyh Musa TÜRK’ten almıştı. Larnaka’da doğmuş, lisede okuduğu kırklı yıllarda Hala Sultan Tekkesi’nde Şeyh Musa TÜRK’le tanışmıştır. Nazım KIBRISÎ bir konuşmasında Musa Kâzım Efendi’yi kasdederek, “benim ilk hocam Ünyelidir” demiştir.4

Nazım Kıbrısî’nin anlattıklarına göre “15-16 yaşlarına kadar pederim beni şeyh Hazretleri’nin terbiyesine bıraktı. Şeyh Hazretleri’nin rahle-i tedrisinde bulundum. Şöyle bir hâtıram oldu. Pederimle beraber çocuk yaşlardayken Sultan’ın sohbetine giderdik. Çok kalabalık olurdu. Oturacak yer bulamazdık. Sohbete biraz geç gitmiş olmalıyız ki oturmaya yer kalmamıştı. Şeyh Hazretleri bizi görünce “Çocuğa yer açın” deyip pederimle bizi oturttu. Sohbetini dinledik. Sohbetten sonra Hazret’in elini öptük. Bana üç kuruş gümüş para verdiler. Câmiden çıkan çocuklara ya da sohbetine gelenlere şeker dağıtırdı.2-4

Şeyh Musa Kâzım Ünyevî Hazretleri takva sahibi, tasavvufta Nakşibendî yolu üzerinde olan muhterem âlim bir kimseydi. Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhanevî Hazretleri’nin Ziyâiyye Şubesi üzerineydi. Hala Sultan Hazretleri’nin tekkesinde çalışmalar yapardı. Tüm ada halkı kendisine saygıda kusur etmezlerdi. Sohbetini dinlerler, bu vech ile amel ederlerdi. Her sene Ramazan’ın üçünde geleneksel olarak yapmış olduğu davete bütün ada halkı gelir, Kıbrıs Türkleri sohbetine katılır, arabası olan arabasıyla, olmayanlar ise atlarıyla ya da yaya olarak sohbetinde bulunmak için büyük gayret sarf ederlerdi. Binlerce insan bu sohbetlere katılırdı.2

Ünye Büyük ve Orta Câmi cemaatinden olup fazla konuşup gezmeyen, çok az insanla görüşen bir insandı. Geceleri uyumaz, kıbleye karşı ayağını uzatmazdı. Tasavvuf ehli bir insandı. Geceleri Yatsı Namazı’nı kılıp evden çıkar, Sabah Namazı’ndan sonra eve gelirdi. Çok ibadet yapardı. Zikir ehliydi ve fetvalarını takva üzere verirdi. Uzun boylu, kırmızı yüzlü, dört parmak sakalı olan zayıf ve titiz bir zat idi. Omzunda şal (puşi) taşırdı. Uzun cübbe giyer ve sağa sola bakmadan direkt önüne bakıp yoluna devam ederdi (Sabri TÜRK – Halil DİKİCİ). Hoca Efendi’yi Kıbrıs’tan, Samsun ve Terme’den ziyârete gelirlerdi. Timaç Hoca, Gönenli Mehmet Efendi ile görüşürdü. Hoca Efendi cuma günleri Ünye Büyük Câmi’ye erken gidip Cuma Namazı’na kadar hutbenin sağ tarafında otururdu.2

Musa Kâzım Efendi’nin Ünye’de bulunduğu ömrünün son yıllarında ilmi, kemâli ve kerametleri nedeniyle saygı gördüğü anlaşılmaktadır.3 Merhumun kerametlerine dair anlatılan menkıbeleri Sayın Mehmet KARAYALMAN’ın eseri ve Ünye Kent Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazılarından (2 ve 4 no’lu kaynakçalar) okuyabilirsiniz.

1955’te Tekkiraz / Dizdar köyüne gelse de ahşap evin bakımsızlığından tekrar Ünye’ye dönerek bir ev kiralayıp tasavvufî çalışmalar yapıp vaaz ve nasihatlerde bulunur. Daha sonra dönemin Ünye Belediye Reisi tarafından kendisine bir arsa tahsis edilir. Bu arsa üzerine bir ev yaptırır ve bu evde hayatını sürdürür. [Halil DİKİCİ].4

1964 senesinde Ünye’de vefat eden Musa Kâzım Efendi’nin Cenaze Namazı’nı Yusuf Bahrî Efendi’nin damadı olan âlim Osman ENGİNAR Hoca Efendi kıldırmış olup, Ünye’nin Orta Mahalle Türbe Mezarlığı’nda, hocası Yusuf Bahrî Efendi’nin yakınına defnedilmiştir. Kalabalık bir cemaati haiz bulunan Cenaze Namazı’nda Terme Müftüsü de vardı. Kabri ferforje demir parmaklıklı ve korunaklıdır.

Ünye Belediyesi “Kıbrıslı Hoca” diye tanınan Musa Kâzım Efendi’nin adını, Ünye’de Çınarlık Mahallesi’ndeki evinin bulunduğu sokakta.. Kıbrıslı Sokak adıyla yaşatmaktadır.

Ruhu şâd, mekânı Cennet olsun…

KAYNAKÇA:

1 YILMAZ, Yrd. Doç. Dr. Necdet – Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi ve Son Şeyhi Musa Kâzım Efendi, Tarihte Kıbrıs (İlkçağlardan 1960’a kadar), II. Cilt, Editör: Prof. Dr. Osman KÖSE, 1329 sh., I. Baskı, Ekim 2017, İstanbul, İmak Ofset, ss. 809 – 821.

2 KARAYALMAN, Mehmet – Tekkiraz Alimlerinden Şeyh Hasan Hilmi Efendi’nin Halifesi Kıbrıs Şeyhi Musa Kâzım Efendi, Ünye Kent Gazetesi, 09/16/23.03.2017, http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/7994/tekkiraz-alimlerinden-seyh-hasan-hilmi-efendinin-halifesi-kibris-seyhi-musa-kazim-efendi

3 YÜCER, Prof. Dr. Hür Mahmut – Kıbrıs’ta Bir Halidî-Ziyâî: Hala Sultan Türbedarı Ünyeli Musa Kâzım Efendi, Osmanlı Döneminde Kıbrıs, Bağcılar Belediyesi, Kül. Yy. Dz. No.: 288, Ocak 2016, İst., ss. 352 – 374.

4 KARAYALMAN, Mehmet – Ünyeli Taslızade Hacı Yusuf Bahri Efendi, Dila Yayıncılık, Sistem Matbaacılık, İstanbul, 2011, I. Baskı, 656 sh.

5 TURAÇ, Durmuş Ali – Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 2004, 5. Cilt, 13. Sayı, 324. sh.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

ORDU ADI VE ORDU ADLI YERLEŞİMLER

3 Nisan 2020 okunma
“Ordu Adı ve Menşe’i”1 adlı yazı dizimizi 2011 yılında üç bölüm halinde Ünye Haber Gazetesi’nde yayımlamıştık. Bu makalemizde ise Ordu adından ve Ordu adlı diğer yerleşim birimlerinden bahsetmeye devam edeceğiz. Orta Asya Türk lehçelerinde... Devamını Oku

Ünye ve Hinterlandı Tekke ve Zaviyeleri

28 Mart 2020 okunma
Türkler Anadolu’ya askerî güç olarak girmeden önce bu topraklara derviş olarak gelmişler, önce gönülleri fethetmişler ve Anadolu’nun o zamanki sakinlerine İslâm dinini tebliğ ederek Türklerin Anadolu’yu vatan edinme çalışmalarının altyapısını... Devamını Oku

Doğu Karadeniz Rumları ve Ünye – III

13 Mart 2020 okunma
Türklerin, Hıristiyan vatandaşların hayatlarını çekilmez hale getirmek için kullandıkları yöntemler dikkat çekici boyuttadır. (!) Rum ya da Ermeniler artık sistematik olarak katledilmiyor. Onların geçim kaynakları engellenmektedir. Rum ve Ermenilerin... Devamını Oku

Millî Mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – III

6 Mart 2020 okunma
Müderris Yusuf Bahrî Efendi’nin yetiştirdiği talebelerden Ünye Taflancık köyü doğumlu hatip Kuruoğlu Hasan Efendi hocasının teşvikleriyle cepheye gittiği Cihan Harbi’nin şehidi, Taflancık köyünden Demiroğlu Ahmet DEMİR Efendi de Sarıkamış’ın... Devamını Oku

Ünye – Deniz Dibinde Yaşam

28 Şubat 2020 okunma
Yaklaşık 100.000 adede varan dijital görsel arşivimdeki dikkatimi çeken hususlardan biri Ünye’mizde “sualtı yaşamına dair çekimlerin eksikliği” idi. Bu konuda yazılı literatür kıtlığı ve yayımlanmış araştırma sonuçları da bâkir alanlardan birini... Devamını Oku

Asurlular Dönemi’nde Karadeniz ve Ünye – III

21 Şubat 2020 okunma
M.Ö. 1780’lerde, henüz tam bilinmeyen ama Mezopotamya’daki politik ve etnik hareketlerle bağlantılı olduğu sanılan nedenlerle, İç Anadolu ile Asur arasındaki ticaret bağlantısı aniden kopar. Yukarı Dicle ve Fırat kıyısındaki devletlerde ve Güneydoğu... Devamını Oku

Hellenler ve Eski Yunan Masalları

14 Şubat 2020 okunma
“Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız.” diye anlamlı bir sözle başlamıştı sunuşuna Sayın Ortahisar Belediye Başkanı Av. Ahmet Metin GENÇ Bey.1 Xenophon’un ANABAΣIΣ adlı eserinde Ellinas / Ellinon olarak... Devamını Oku

Ünye Gümrüğü – IX

7 Şubat 2020 okunma
04 Ağustos 1904 tarihli Servet-i Fünûn Dergisi’nde “Kasabanın müessesat-ı medeniyye ve diniyyesi ahiren inşâsına muvaffak olunan Ortaçarşı Câmi-i şerifi, kadîmen mevcut bir Hükûmet Konağı, Askerî Dairesi, Depo, Telgrafhâne, Beledî ve Liman Dâiresi gibi... Devamını Oku

Millî mücadelede ve Seferberlikte Karadenizli Din Adamları – II

3 Şubat 2020 okunma
Unutulmamalıdır ki Şark Meselesi (La Question d’Orient), bizlere göre ehl-i İslâm ile gayri Müslimlerin, yani hak ile bâtılın kavgası, emperyalistlere göre de süreci halen devam eden Osmanlı topraklarının paylaşılması meselesi halini almıştır. Mustafa... Devamını Oku

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Ünye

24 Ocak 2020 okunma
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu olan UNESCO’nun (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization) 1972 yılında kabul ettiği Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme’sinin amacı; üstün evrensel değer’e... Devamını Oku