son haberler

Kıbrıslı Sokak ve Ünyeli Musa Kâzım Efendi

Yayınlanma Tarihi: 20 Mart 2020 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Makalemizin bu haftaki konusunu İngiliz işgali döneminin (1878 – 1960) 46 yılında Kıbrıs’ta Hala Sultan Külliyesi’nde zâviyedârlık, türbedârlık ve şeyhlik yapmış bulunan ‘Kıbrıslı Şeyh ya da Kıbrıslı Hoca’ diye tanınan Ünyeli Musa Kâzım Efendi’ye ayırdık.

Bu külliyede yer alan ve Hala Sultan Tekkesi de denilen yerdeki türbe; İslâm tarihinde 1.700 gemilik İslâm donanması tarafından Hicret’in 28. yılında (H. 28 – M. 648/49) gerçekleştirilmiş ilk deniz seferi olan Kıbrıs Seferi’ne iştirak eden ve Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra bindiği katırdan düşüp boynu kırıldığı için şehit olan ve 86 yaşında oraya defnedilen ilk deniz şehidi hanım sahabî Ümmü Harâm bint Milhân b. Hâlid el-Ensârî’ye aittir. Merhumenin kabri “Saliha Kadının Kabri” olarak tanınır.

Rum kesiminde bulunan külliye (Larnaka şehrinin güneyinde Tuz Gölü’nün yakınında yer almakta olup türbe, câmi, tekke, çeşme ve mezarlıktan oluşan bir manzumedir), son dönemlerde restore edilerek bakımlı hâle getirilmiş olmasına rağmen ibadet ve ziyâret imkânı son derece kısıtlı haldedir.1

Ünyeli Araştırmacı, Yazar Mehmet KARAYALMAN bir anısında şöyle nakleder: “1999 yılında tekkenin bir bölümü faili meçhul kişilerce benzin dökülerek yakılmıştı. Hala Sultan Türbesi’nin yanına ise meyhane yapmışlardı. Kıbrıs’ı ziyâretimizin acı bir yanı da bu mübarek mekânı Türkiye’den gelenlerin ziyâret edememesi. Malûm, Türkiye’den gelen vatandaşlar Rum tarafına geçemiyorlar. Rum tarafına geçmenin pek de meraklısı değiliz; fa­kat Hala Sultan’ın mübarek makamına ulaşamamak da insanı üzmüyor değil hani. Rabbim feyiz ve şefaatlerinden mahrum eylemesin inşallah.2

Türbe ve tekkenin XVIII. yüzyıl başlarında, kısa bir süre Mevlevî tarikatı şeyhlerinin kontrolüne geçtiğini ancak bu yüzyılın başlarından itibaren Nakşibendî şeyhleri tarafından yönetildiğini görüyoruz.1

Osmanlıca bir belgede “Türbedârlığına Musa Kâzım Efendi tevcih 7 Zilkade 1327/20 Kasım 1909 mezbur İbrahim Efendi iki sene terk-i hizmet ettiğinden azle, Musa Kâzım Efendi tâyin olunduğu (BOA. MAA, FE, 06,47/2,8)” bilgileri yazılıdır.3

Eylül 1914’de hitabet ciheti, türbedâr olan Musa Kâzım Efendi’ye tevcih edilmiştir (BOA. MAA, FE, 06, 47/13, 16/10/1914, l ve BOA. MAA, FE, 06, 47/14, 09/10/1914, l).3

Ağustos 1915’de İmam Abdulâl Efendi istifa etmiş yerine Musa Kâzım Efendi vekâlet etmiş (BOA. MAA, FE, 06,47/1, 26/0811915,2), ancak Musa Kâzım Efendi herhangi bir tartışmanın sebebi olmamak isteğiyle olsa gerek bu görevi kabul etmemiş, yerine başkası görevlendirilmiştir (BOA. MAA, FE, 06, 47/4, 21/0811915,2).3

Belgelerden tespit ettiğimiz bilgilere göre Musa Kâzım Efendi’ye hitâbet görevinin veriliş tarihi 15 Teşrînievvel 1914 (BOA, KB_6_4713_1); görevin imam olarak vekâleten veriliş tarihi 26 Ağustos 1915 (BOA, KB_MAA_FE 6_4701_1; BOA, KB_MAA_FE 06_47_04_2a); görevin hatip olarak ikinci veriliş tarihi 23 Haziran 1916’dır (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_14).1

1916 senesinde Kıbrıs kadısı tarafından Tuzla ve Mağosa kazâları nâibine gönderilen bir yazıda harp şartlarından dolayı asıl evrakın temininin şimdilik mümkün olmadığı, hem mütevellîlik ve şeyhliğin hem de hitâbetin Musa Kâzım Efendi’ye verilmesi, imamlık görevinin ise daha sonra şartları iyice öğrenip ona göre atama yapılmak kaydıyla şimdilik Hâfız Mehmed Emin Efendi tarafından yürütülmesi istenmektedir (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_14).1

Bir başka Osmanlıca belgede; “Mayıs 1916’da İbrahim Şükrü’nün, türbedârlık cihetinin 200 senedir ailesine ait olduğunu iddia etmesi sebebiyle Musa Kâzım Efendi’den alınarak İbrahim Şükrü’ye verildi”ği (BOA. MAA, FE, 06, 47/3, 05/05/1916, 2) yazılıdır.3

Musa Kâzım Efendi’nin sülâlesi aslen Diyarbakırlı’dır. Büyük dedesi Musa Ağa (1760’lı yıllarda) Diyarbakır’ın Ali Paşa Mahallesi’nden Ünye’nin Tekkiraz kasabası Dizdar köyüne gelip yerleşmiş, bu göçten sonra sülâle “Kürtler” lâkabıyla1 ve ailesi de âlim, imam – hatip ve davetçilik görevlerini yerine getirmekle tanınmıştır.3 Musa Kâzım Efendi, babası Kürt Hasan Efendi’nin sekiz çocuğundan (Ali, Ahmet Hoca, Osman Çavuş, Hüseyin Ağa, Selime, Fatma ve Ayşe) biri olarak 1876 tarihinde, bu köyde doğmuştur.1 Kıbrıslı Hoca’nın, Nurittin köyünden evlendiği Hacı Tahir Ağa’nın kızı Hakiye Hanım’dan dört evlâdı olmuştur (Sabri, Hasan, Tevfik, Refika). Kıbrıs’a gitmeden eşi vefat eder ve ikinci eşiyle evlenir. O da Musa Kâzım Hoca Efendi’den önce vefat eder.4

Köyündeki hocalarından (Kabadirek Medresesi’nde Müderris Osman Efendi’den) ilk eğitim ve öğretim bilgilerini tedris ettikten ve Kabadirek Câmii’nde müezzinlik ve hafızlık yaptıktan sonra Ünye’nin müderrislerinden Yusuf Bahrî Efendi’nin (1839 – 1922) tedris faaliyetleri yaptığı Sadullah Bey Medresesi’ne devam ederek hocasından önce zâhirî ilimlerde ulûm-ı akliyye ve nakliyyeye dair icâzet almıştır.1

Yusuf Bahrî Efendi, Musa Kâzım Efendi’yi İstanbul’a Şeyh Hasan Hilmi Efendi’nin tedrisine gönderir. Şeyh Hasan Hilmi Efendi’de de bir süre tasavvuf dersleri gören Musa Kâzım Efendi manevî derecelere ulaşmak için bey’at eder (Tasavvufla bey’at etmek; bir kişinin ilmiyle amel eden bir âlime sâdık ve bağlı kalacağına, haramlardan kaçıp helâl ve hayrlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip, bir daha yapmayacağına dair söz vermesi ve buna Allah-u Zülcelâl’i, Resul’ünü ve mürşid-i kâmili şahit tutmasıdır). Şeyh Hasan Hilmi Efendi’ye tam teslimiyetle sahabenin Resulullah’a her şeyiyle teslim olması gibi teslim olma erdemliliğini göstermiştir.4 Yusuf Bahrî Efendi, aynı zamanda Ahmed Ziyâeddîn-i Gümüşhânevî’nin halifesi olması münasebetiyle Musa Kâzım Efendi’ye Gümüşhânevî Dergâhı’na devam etmesini de salık vermiştir.1

Musa Kâzım Efendi bir taraftan İstanbul’un medreselerinde ilim tahsiline devam ederken bir taraftan da Gümüşhânevî Dergâhı’na gidip gelir. Dergâhın o dönemki şeyhi ve Gümüşhanevî Dergâhı’nın ikinci postnişini Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi’ye (Azdavay H. 1240 / M. 1824 doğumlu) intisap ederek onun kontrolünde halvete girer.2-4 Halvet, tasavvufta yalnız bir kenara çekilip dua ve ibadetle meşgul olmak; kişinin kendi ile baş başa kalıp kendi iç haline dönebilmesidir.

Şeyhi Hasan Hilmi Kastamonî Efendi’den icâzetnâme ve hilâfetnâme almıştır [İcâzeti Hicrî 1318 (1902), Akkuş emekli müftülerinden Nuri ÜNLÜ Efendi’nin özel kütüphanesinde mahfuzdur]. Halifelik icâzetini alarak Ünye’ye döner. Bir müddet Sadullah Bey Medresesi’nde müderrislik yapar, aynı zamanda da Ünye Nakşî Tekkesi’nde görevini sürdürür.2-4

Yusuf Bahrî Efendi Ünye’de bir halvet yapar. Musa Kâzım Efendi bu halvette bulunur. Halvetin son günlerinde Şeyh Yusuf Bahrî, bir gece istihareye yatmalarını ister. Sabah olduğunda herkes rüyâsını Hacı Yusuf Efendi’ye anlatır. Musa Kâzım Efendi de rüyâsını anlatır. Büyük bir ada gördüğünü anlatınca Hocası kendisini Kıbrıs’a irşad görevlisi olarak gönderir (Musa TÜRK / Ahmet Ziya TÜRK).2-4 Musa Kâzım Efendi, muhtemelen bu halvetlerden birinde ya kendi istek ve arzusu ile ya da şeyhinin yönlendirmesiyle irşat faaliyetlerinde bulunmak üzere Kıbrıs Hala Sultan Dergâhı’na gider. Bu tarih 1908 veya 1909 senesidir (BOA, KB_MAA_FE_06_47_02_8).1

Kıbrıs’a ilk gidişin tam olarak ne zaman olduğunu bilmesek de arşiv belgelerinden ilk görevlendirmenin 20 Kasım 1909 tarihinde olduğunu izleyebilmekteyiz (BOA. MAA, FE, 06,47/2,8).3

Bütün bu belge ve bilgilerden anlaşıldığına göre Musa Kâzım Efendi 1908 veya 1909 senesinde Ramazan irşadı ve dinî hizmet için Kıbrıs’a Hala Sultan Dergâhı’na gitmiş, ardından İstanbul’a dönerek bir müddet şeyhi Hasan Hilmi Efendi’nin hizmetinde bulunmuştur. Bilâhare tekrar Kıbrıs’a giderek Ümmü’l-Harâm Türbedârlığı’nı üstlenmiştir. Dergâhın tarihi boyunca türbedârlık aynı zamanda şeyhlik anlamına da geldiği için sonraki belgelerden de anlaşıldığına göre Musa Kâzım Efendi dergâhın hem türbedârı hem şeyhi ve aynı zamanda hem de mütevellîsi olmuştur.1

Gümüşhanevî Dergâhı’ndan günümüze intikal eden halvet listeleri içerisinde Musa Kâzım Efendi’nin 1332 / 1914 senesinde İstanbul dergâhında halvete girdiği, halvet sonrası ne yapacağı sorusuna “El-mürîd men lâ irâdetin lehû / müridin kendi iradesi yoktur” yani her ne görev verilirse yapacağını beyan ettiği görülmektedir. Yine aynı senelerde girdiği ikinci bir halvet sonrasında “Efendim burada bulunduğum bir fikr-i kat’î sâhib değilim. Ba’de’l-ihrâc ne zuhûr eder ise arz ederim.” cevabını verdiği anlaşılmaktadır.3

21 Ağustos 1915 tarihinde Hafız Mehmed Emin Efendi adlı şahsın imamlığa getirilmesi Şeyh Musa Kâzım Efendi ve Ali Efendi tarafından teklif edilmekte, yine aynı gün Abdülâl Efendi’nin gönüllü olarak imametten çekildiği, Şeyh Musa Kâzım Efendi’nin ise bazı mahzurlar görerek bu görevi kabul etmediği Kıbrıs Kadılığı’na bildirilmektedir. Ancak Musa Kâzım Efendi’nin 23 Haziran 1916 tarihinde atandığı dikkate alınırsa bu teklifler kabul edilmemiştir.1

Musa Kâzım Efendi, Osmanlı’nın son döneminde Kıbrıs’ın en önemli dinî merkezi olan Hala Sultan Dergâhı’nın türbedârlık / şeyhliğini üstlenmiş, bilâhare bu vazifesini 1955 senesine kadar devam ettirmiş mühim şahsiyetlerindendir. Bir Nakşî – Hâlidî – Ziyâî halifesi olarak uzun süre irşat faaliyetlerinde bulunmuş, halkın eğitiminde etkili olmuştur.1

Menâkıb-ı Haseniyye fî Ahvâli’s-Seniyye’de Tekkiraz âlimlerinden Kastamonulu Hasan Hilmi’nin bölgedeki halifeleri olarak Ünyeli Musa Kâzım, Osman, Ünyeli Mehmed, Alucralı Hacı Ali adları zikredilmiştir (Menâkıb-ı Haseniyye, s. 46).5

1955 senesinde Türkiye’ye gelerek yaşlılığında Ünye’ye yerleşmiş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçerek “Türk” soyadını almıştır.1 Yaş haddinden rapor alır ve Türk vatandaşlığına kabul edilir (Fevzi AYDIN).2 KÜRT kökenli bir vatandaşın TÜRK soyadını bilinçli olarak alması, ulusal birliğimiz ve millî hassasiyetlerimiz açısından örnek bir davranıştır. Musa Kâzım Efendi’nin Kıbrıs hayatının, 1955 yılında memleketi Ünye’ye dönünceye kadar aralıksız asgarî 46 yıl sürdüğü anlaşılmaktadır.3

Muhteremin, makalemizin muhtevası ölçüsünde yer almasında fayda mülâhaza ettiğimiz önemli bir talebesinden de bahsedelim: Şeyh Nazım KIBRISÎ; ilk din eğitimini Larnaka’da Şeyh Musa TÜRK’ten almıştı. Larnaka’da doğmuş, lisede okuduğu kırklı yıllarda Hala Sultan Tekkesi’nde Şeyh Musa TÜRK’le tanışmıştır. Nazım KIBRISÎ bir konuşmasında Musa Kâzım Efendi’yi kasdederek, “benim ilk hocam Ünyelidir” demiştir.4

Nazım Kıbrısî’nin anlattıklarına göre “15-16 yaşlarına kadar pederim beni şeyh Hazretleri’nin terbiyesine bıraktı. Şeyh Hazretleri’nin rahle-i tedrisinde bulundum. Şöyle bir hâtıram oldu. Pederimle beraber çocuk yaşlardayken Sultan’ın sohbetine giderdik. Çok kalabalık olurdu. Oturacak yer bulamazdık. Sohbete biraz geç gitmiş olmalıyız ki oturmaya yer kalmamıştı. Şeyh Hazretleri bizi görünce “Çocuğa yer açın” deyip pederimle bizi oturttu. Sohbetini dinledik. Sohbetten sonra Hazret’in elini öptük. Bana üç kuruş gümüş para verdiler. Câmiden çıkan çocuklara ya da sohbetine gelenlere şeker dağıtırdı.2-4

Şeyh Musa Kâzım Ünyevî Hazretleri takva sahibi, tasavvufta Nakşibendî yolu üzerinde olan muhterem âlim bir kimseydi. Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhanevî Hazretleri’nin Ziyâiyye Şubesi üzerineydi. Hala Sultan Hazretleri’nin tekkesinde çalışmalar yapardı. Tüm ada halkı kendisine saygıda kusur etmezlerdi. Sohbetini dinlerler, bu vech ile amel ederlerdi. Her sene Ramazan’ın üçünde geleneksel olarak yapmış olduğu davete bütün ada halkı gelir, Kıbrıs Türkleri sohbetine katılır, arabası olan arabasıyla, olmayanlar ise atlarıyla ya da yaya olarak sohbetinde bulunmak için büyük gayret sarf ederlerdi. Binlerce insan bu sohbetlere katılırdı.2

Ünye Büyük ve Orta Câmi cemaatinden olup fazla konuşup gezmeyen, çok az insanla görüşen bir insandı. Geceleri uyumaz, kıbleye karşı ayağını uzatmazdı. Tasavvuf ehli bir insandı. Geceleri Yatsı Namazı’nı kılıp evden çıkar, Sabah Namazı’ndan sonra eve gelirdi. Çok ibadet yapardı. Zikir ehliydi ve fetvalarını takva üzere verirdi. Uzun boylu, kırmızı yüzlü, dört parmak sakalı olan zayıf ve titiz bir zat idi. Omzunda şal (puşi) taşırdı. Uzun cübbe giyer ve sağa sola bakmadan direkt önüne bakıp yoluna devam ederdi (Sabri TÜRK – Halil DİKİCİ). Hoca Efendi’yi Kıbrıs’tan, Samsun ve Terme’den ziyârete gelirlerdi. Timaç Hoca, Gönenli Mehmet Efendi ile görüşürdü. Hoca Efendi cuma günleri Ünye Büyük Câmi’ye erken gidip Cuma Namazı’na kadar hutbenin sağ tarafında otururdu.2

Musa Kâzım Efendi’nin Ünye’de bulunduğu ömrünün son yıllarında ilmi, kemâli ve kerametleri nedeniyle saygı gördüğü anlaşılmaktadır.3 Merhumun kerametlerine dair anlatılan menkıbeleri Sayın Mehmet KARAYALMAN’ın eseri ve Ünye Kent Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazılarından (2 ve 4 no’lu kaynakçalar) okuyabilirsiniz.

1955’te Tekkiraz / Dizdar köyüne gelse de ahşap evin bakımsızlığından tekrar Ünye’ye dönerek bir ev kiralayıp tasavvufî çalışmalar yapıp vaaz ve nasihatlerde bulunur. Daha sonra dönemin Ünye Belediye Reisi tarafından kendisine bir arsa tahsis edilir. Bu arsa üzerine bir ev yaptırır ve bu evde hayatını sürdürür. [Halil DİKİCİ].4

1964 senesinde Ünye’de vefat eden Musa Kâzım Efendi’nin Cenaze Namazı’nı Yusuf Bahrî Efendi’nin damadı olan âlim Osman ENGİNAR Hoca Efendi kıldırmış olup, Ünye’nin Orta Mahalle Türbe Mezarlığı’nda, hocası Yusuf Bahrî Efendi’nin yakınına defnedilmiştir. Kalabalık bir cemaati haiz bulunan Cenaze Namazı’nda Terme Müftüsü de vardı. Kabri ferforje demir parmaklıklı ve korunaklıdır.

Ünye Belediyesi “Kıbrıslı Hoca” diye tanınan Musa Kâzım Efendi’nin adını, Ünye’de Çınarlık Mahallesi’ndeki evinin bulunduğu sokakta.. Kıbrıslı Sokak adıyla yaşatmaktadır.

Ruhu şâd, mekânı Cennet olsun…

KAYNAKÇA:

1 YILMAZ, Yrd. Doç. Dr. Necdet – Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi ve Son Şeyhi Musa Kâzım Efendi, Tarihte Kıbrıs (İlkçağlardan 1960’a kadar), II. Cilt, Editör: Prof. Dr. Osman KÖSE, 1329 sh., I. Baskı, Ekim 2017, İstanbul, İmak Ofset, ss. 809 – 821.

2 KARAYALMAN, Mehmet – Tekkiraz Alimlerinden Şeyh Hasan Hilmi Efendi’nin Halifesi Kıbrıs Şeyhi Musa Kâzım Efendi, Ünye Kent Gazetesi, 09/16/23.03.2017, http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/7994/tekkiraz-alimlerinden-seyh-hasan-hilmi-efendinin-halifesi-kibris-seyhi-musa-kazim-efendi

3 YÜCER, Prof. Dr. Hür Mahmut – Kıbrıs’ta Bir Halidî-Ziyâî: Hala Sultan Türbedarı Ünyeli Musa Kâzım Efendi, Osmanlı Döneminde Kıbrıs, Bağcılar Belediyesi, Kül. Yy. Dz. No.: 288, Ocak 2016, İst., ss. 352 – 374.

4 KARAYALMAN, Mehmet – Ünyeli Taslızade Hacı Yusuf Bahri Efendi, Dila Yayıncılık, Sistem Matbaacılık, İstanbul, 2011, I. Baskı, 656 sh.

5 TURAÇ, Durmuş Ali – Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 2004, 5. Cilt, 13. Sayı, 324. sh.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Canik’te İdarî Yapı ve Osmanlı’da Yenileşme Zarureti (1793 – 1851)

10 Temmuz 2020 okunma
Bu makalede Ünye’nin 1790 – 1850’li yıllardaki idarî yapısı, Doç. Dr. Abdullah SAYDAM’ın 33 sayfalık çalışmasına dayanarak, özet olarak aktarılacaktır. Sultan II. Mahmud, saltanatının sonlarına doğru Orta ve Doğu Karadeniz bölgesindeki idarî... Devamını Oku

Araştırmacılık Terimleri

3 Temmuz 2020 okunma
Ünye hakkında araştırma yapanların ve okuyucularımızın, sıkça karşılaştıkları bazı Osmanlıca Tarih Terimleri’nin anlamlarını bilmeleri, yazılanların anlaşılması açısından önemli bir husustur. Bu itibarla başlangıç olarak ehemmiyet arz eden... Devamını Oku

Ünye Mûsikî Tarihinde Ali Riza Sağman

26 Haziran 2020 okunma
‘Ünye Şarkı ve Türküleri’ kitabımda Ünye Mûsikî Tarihi’ne damgasını vurmuş, tespit edebildiğimiz şahsiyetleri kısaca da olsa tanıtmaya çalışmış idim. Aslında her bir musikîşinasın ayrı ayrı ele alınması icap eder. Başlangıç olmak üzere... Devamını Oku

Satıroğulları Ünyeli Müftü Sülâlesi

19 Haziran 2020 okunma
2017 yılında altı bölüm halinde yayımladığımız “Ünye Müftüleri” adlı yazı dizimizde bir müftü sülâlesinin bu tarihçeye damgasını vurduğunu görüyoruz. Ailenin ahvadlarından Satıroğulları ailesi Keşaplı Sokak’tan komşumuz olurlar. ÖZPAKER... Devamını Oku

Ünye Uğrak Vapurlarını Tanıyalım

12 Haziran 2020 okunma
Su buharı gücüyle çalışan gemileri VAPUR olarak adlandırıyoruz. Önceleri yandan çarklı olarak yaşamımıza giren vapurlar daha sonra günümüzün dizel elektrik tahrik sistemi donanımlı enerji tasarrufu sağlayan modellerine erişinceye değin XIX. yüzyılın... Devamını Oku

Ünye Tarihi, M.Ö. XV Bin Yılına Uzanıyor Mu? – I

5 Haziran 2020 okunma
Kelleroğlu M. Bahattin Bey, kaynak belirtmeksizin; “Ünye, Milât’tan 1270 sene evvel vuku bulan Turuva Muharebe-i Meşhuresi’nden sonra, Karadeniz sahilinde tesis edilmiş müstemlekelerden birisi olup, ismi kadimi (One) veyahut (Oney)’dir.” demişti.1 Ünye’de ilk... Devamını Oku

Kimler Geldi Kimler Geçti ?

29 Mayıs 2020 okunma
Ünye ve hinterlandı tarihî seyir içerisinde birçok kavim ve milletlere ev sahipliği yapmıştır. Muhtelif köşe yazılarımızda dile getirdiğimiz bu kitlesel değişimleri bir arada ve kronolojik düzen içerisinde değerlendirmenin daha uygun olacağını... Devamını Oku

Ünye ve Hinterlandında Oğuz – Türkmen Boyları ve Yer Adları

22 Mayıs 2020 okunma
Makalemizin araştırma konusu 24 ana Oğuz boyu ile Oğuz asıllı Türkmen kabilelerinin Ünye ve hinterlandındaki (Ordu, Fatsa, Terme, Akkuş) bazı yerleşim noktalarıdır. Türkmen boy, bölük, uruk (oymak, öz) ve tirelerinin (oba, aile) adlarını Yrd. Doç. Dr. Aydın... Devamını Oku

Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralamasında Ünye ve Ordu

15 Mayıs 2020 okunma
Ulusal düzeyde ekonomik ve sosyal kalkınma yanında, bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesinde ve ülke genelinde dengeli bir kalkınmanın sağlanmasında il ve ilçeler, temel birimler olarak değerlendirilmek durumundadır.1 İlçelerin, illerin ve bölgelerin... Devamını Oku

Ordu ve Ünye Hinterlandının Endemik Bitki Örtüsü

8 Mayıs 2020 okunma
Ordu’nun Melet ırmağının doğusu Kolşik altbölge, Ünye’nin içerisinde yer aldığı batısı ise Euxin (Öksin) altbölge olarak anılmaktadır. Kolşik kesimde ılıman kuşak yağmur ormanları niteliğinde ormanlara rastlanır. Yükseklerde ise çalılıklar,... Devamını Oku