son haberler

Taş Fırın

Yayınlanma Tarihi: 31 Mayıs 2019 okunma

Zeki ORDU zekiordu.zekiordu@gmail.com

Her şey devrine göre kıymetli. Tabiri caizse “Ekmek elden su gölden” yaşıyoruz.

Eşyanın az olduğu zamanlarda değeri de fazlaydı. Şimdiki gibi “kullan at” at tarzı eşyalar yoktu.  Kullandığımız şeyler bozulursa mutlaka tamir edilirdi. Hiçbir eşya zayi edilmezdi.

Özellikle köylüler çok şeyden mahrumdu. Fabrikasyon ürünler  hayatımıza girmemişti. Yiyeceklerimizi kendimiz üretir kendimiz tüketirdik. Ne bünyesinde “hormon” vardı ne de “kimyevi” maddeler… Her şey tabii mecrasında olurdu.

Ekmek temel gıdaların başında geliyordu.  Diğer şeylerin çoğu tarlada yetiştirilir şehirden; şeker, yağ ve gazyağı alınırdı.

Ekmeğin temel maddesi un yani mısırdı. Yaz sonlarına doğru hasat edilen mısır iki şekilde kurutulurdu. Birisi gölge bir yerde uzun süre bekletilir ve bundan elde edilen unlara “Çiğ darı unu” denirdi. Fırında kurutulanın ise “Fırın mısırı” adı verilirdi. Mısırın diğer bir adı da “darı” idi.

Her iki unun lezzeti farklıydı.

Taş fırınlar her mahallede belli sayıda bulunurdu. Mahallenin ortak malıydı yani. Köylü, önemli sayıda kışlık ihtiyacını fırınlar sayesinde görürdü.  Özellikle mısırlar daha çok fırınlarda kurutulurdu. Ayrıca yeşil fasulye, elma, armut ve benzeri meyveler burada kurutulur kış için hazırlık yapılırdı.

Komşular fırında işi olduğu zaman sıraya girerlerdi. Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmez, hakkaniyet içinde işlerini görürlerdi. Fırında iş görmenin diğer adı da “Fırın atma” olarak bilinirdi.

Fırınlar önceden çalı çırpılarla yakılır belli bir kıvama gelince ne kurutulacaksa fırına konurdu. Ağzı kapatılıp makul bir süre beklenir, daha sonra kapağı açılarak “havalandırılır” ve içeri konulan şeyler karıştırılırdı. Böylece fırına konulan şeylere hararet eşit etki eder, bir yanı yanar/kavrulurken bir yanı çiğ kalmazdı.

Bu işler yazın sonlarına doğru olurdu. Fırının tavı ayarlanırken fırından çıkan alevler fırın yakıcılarının yüne gelirdi. Dışarının sıcaklığı bir yandan, fırından çıkan alevler bir yandan, “Fırın yakana” zor anlar yaşatırdı. Ancak “Zahmetsiz rahmet olmaz” kabilince bunlara katlanılır, yokluk günleri de düşünülerek işin bir an evvel bitmesi sağlanırdı.

Aslına bakılırsa havanın ve fırının sıcaklığı; yokluğun ve fakirliğin verdiği gönül alevi yanında yok sayılırdı. Mahrumiyetin verdiği hüzün sayesinde içeri akan gözyaşları, terin yanında çağlayanlar gibiydi. Her şeye rağmen fırına koyacak bir şeyi olmak çok önemliydi. Fırının içindekiler sayesinde kimseye el açılmayacaktı.

Çocuklar için fırın, “posul” veya” fosul” demekti. Posul/fosul elmanın soyulmadan büsbütün fırına atılıp bir zaman sonra yenilmek üzere alınması demekti ki çocuklar buna bayılırdı.

Daha sonra bakkallarda kurutulmuş bazı meyveler raflardaki yerini aldı. Buğday unundan ekmek yapan fırınların sayısı arttı. Yokluk günlerinin izi yavaş yavaş silindi. Geriye ne mısır ekmeği için “Fırın atan” kaldı ne de fırının kendisi.

Günümüzde nadir de olsa taş fırınlardan ayakta kalanlar var. Hatta bazıları az da olsa kullanılıyor. Kullanılmayanlar ise yıkılmaya mahkûm edilmiş. Aslında onların koruma altına alınması lazım. Bir zamanlar bir devrin en mühim yapıları olan taş fırınlar özellikle fakirliğin, fukaralığın, zahmetin, terin ve içe akıtılan gözyaşlarının birer sembolü.

Taş fırınlar içindeki alevin yaz sıcağı ile birleşip gönül aleviyle mücadelenin temsilcisidir. Bakmayın adının taş fırın olduğuna ondaki yumuşaklık çok az şeyde var. Ancak “gönlü” olanlar anlar…

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Çay ve Kahve Sohbeti

31 Aralık 2019 okunma
Günlük hayatımızın sıcak içeceklerinin başında gelen muhteşem ikili. Şimdi sizlere çay ile kahvenin nereden nasıl geldiği hakkında bir yazı yazmak istemem. İkisi de hayatımıza girmiş ve kabul görmüştür. Her ne kadar çay ve kahvenin aynı adla bilinen... Devamını Oku

TRT Elimizi Bıraktı

29 Kasım 2019 okunma
  TRT, kuruluşundan beri en saygın kurumlardan biridir. Özel kanallar çıkmadan önceki ilkeli duruşunu özel kanallar çıktıktan sonra da devam ettirmeye gayret etti. Hem yayına koyduğu programların muhtevası, hem dilde kullanılan üslup diğer kanalların en... Devamını Oku

DİLSİZ SOBET (Çayla sohbetler 4)

26 Kasım 2019 okunma
Çayla sohbetler 4 Şairin “seninle dilsiz konuşalım” dediği gibi yalnız kalanların çay ile sohbeti “bizeban” yani dilsiz olurmuş. Dilsiz ve kelimesiz sohbetleri açığa çıkarmak ne adaba uygunmuş ne de kelimelerin izaha gücü yetermiş. Çayın nasıl bir... Devamını Oku

Soğumak İstemiyorum ( Çayla Sohbetler 3 )

23 Kasım 2019 okunma
Bardağa dolar dolmaz bir sarsıntı geçirirdi. Bardağın üst kısmında dairesel çizgiler belki de içinin darlanmasının bir alametiydi. En çok şeker kullanmamamı seviyordu. Şeker demek kendisine has olan tadının değişmesi, kokusunda farklılaşma hatta bardağın... Devamını Oku

Çayla Sohbetler II

18 Kasım 2019 okunma
Ne zaman çaydanlığı elime alsam birazdan bir sohbetin başlayacağı anlamına gelir çay için. Hazırlanışı bir yana sohbet saati bile müsait olmalı. Öyle varlı vakitsiz sohbet edilmez çayla. Kendine has şekilli bardağı masanın üzerine koyar koymaz başlar... Devamını Oku

Çayla Sohbetler 1

14 Kasım 2019 okunma
Daha bardağa dökülmeden bir “Ah!” etti çay. Ya da bana öyle geldi. Bana “Derdini bana seslice anlatıyorsun, tek başınasın diye kimsenin duymayacağını mı sanıyorsun” der gibi geldi. Şikâyetçi hali beli oluyordu. Kaç gündür derdimi dinliyor. Ona garip... Devamını Oku

Sen Gideli…

11 Kasım 2019 okunma
Sen gideli şu kadar zaman geçti ile gelmeyeli şu kadar oldu aynı şeyi mi ifade ediyor? Günler geçti, aylar geçti, yıllar ve mevsimler geçti.  Sen hala gelmedin…   Sen gideli; günler geçti, aylar geçti, yıllar… Sizce gittiğinden sonra geçen zaman mı... Devamını Oku

Mehmet Karayalman

25 Ekim 2019 okunma
Hangi yazar olursa olsun belki de kaleme aldığı en zor yazılar biyografik yazılardır. Çünkü muhatabınızı kaleme alırken mümkün olduğu kadar doğruları yazmanız gerekiyor.  Atladığınız her hangi bir özelliği kişi için bir nakısa olmasa dahi adil... Devamını Oku

Yaram Derine Düştü

15 Ekim 2019 okunma
Türküler vardır nağmeleri dokunaklı. Türküler vardır sözleri derin. Türkler vardır hatıralar canlanır, türküler vardır kendine gelirsin.   Bazen anlattığından çok şey ifade ederler. Sözde anonimdirler. Ama birisi yanık yanık nağmelerini terennüm... Devamını Oku

Bokuç Bokiliç ve Tokulcuk

27 Eylül 2019 okunma
Hepimizin çocukluk döneminde oynadığı çocuk oyunları vardır. Bu dönemden döneme değişirken muhitten muhite hatta bölgeden bölgeye de değişir. Her ülkenin kendine özgü çocuk oyunları vardır. Bu oyunlar incelendiğinde toplumların yapısı hakkında bize... Devamını Oku