son haberler

Tehcir Mağduru Avni Nine – I

Yayınlanma Tarihi: 30 Ağustos 2017 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Keşaplı Sokağın, biri alt girişinde Sefa Sokağa çıkan ara sokakta, diğeri üstte Kiziroğlu Geçidi girişinde yaşayan erkek gibi kalın sesli, sürekli sigara ve kahve içen ve pencere kenarı sohbet müdavimlerinden olan iki yaşlı bayanı vardı.

Aşağıdaki İbrahim Dede’nin eşi Fahriye Nine, yukarıdaki de Avni Nine’ydi. Her ikisi de 2000’li yılları göremediler… Annem Terzi Seniha (Külünk) MİSTEPE, 50’li, 60’lı çocukluk yıllarımda her iki yaşlı bayanı da sık sık ziyârete gider, beni de yanında götürürdü. Makalemize konu olan bayan, bizim AVNİ NİNE dediğimiz, bazılarının Avani Nine bazılarının da Ani Nene dedikleri Ünye, 01.07.1886 (R. 1302) doğumlu Ermeni asıllı Avniye OLUK idi. Nüfus kayıtlarında ‘DUL’ olarak görülmekte olup eş ve çocuklarının adlarına ulaşamadım. Ünye doğumlu Ortodoks Hıristiyan inançlı Avniye Hanım, 88 yıl, 8 ay, 24 gün yaşayıp, gene Ünye’de 25 Mart 1975 tarihinde Müslüman olarak ebediyete intikal etti.

Maryam’dan doğma Ohannes kızı Avniye, Kilise Tepesi’ndeki iki katlı babadan kalma kârgir evinde tek başına zemin kat pencere kenarında oturur, gece oradan geçenler de elle sarılmış tütün sigarası izmaritinin yanan ışıltısını görürlerdi. Tasarruf olsun diye elektriği pek kullanmazdı. Daha önceleri idare ve gaz lâmbaları ışığında otururdu. Misafirine standart ikramı kül kahvesiydi. Ördek sobasından kürekle çıkardığı harlı fındık kabuğu küllerini bakırdan mangala döker, cezveyi de sönmeye yüz tutan sıcak küle sürerdi. Yavaş yavaş piştiğinden kahvesi lezzetli olurdu. Büyüklerimize göre çocuklar kahve içmemeliydi.. çünkü Arap olurlardı içerlerse! Gene de annem, ‘asılı ciyere bakan kedi’ ifadeli suratımın bakışına dayanamaz, fincan altlığına bir miktar kahve döker, ben de föşürt ve de hüüüp!.. diye iştahla içime çekerdim. Aynı seremoniyi zevkle torunlarıma yapıyorum şimdilerde…

Orta Mahalle’de bayram havasını birlikte soluklardık Ermeni komşularımızla.. onlar da dindardı.. İncil okusa da.. Avniye Nine’nin kısmen namaz kıldığını biliyorum! Diğer komşularımız Paylon ve Adire Teyzelerin oturma odalarında bizim mushaflar gibi İncilleri asılı dururdu ahşap kaplamalı duvarlarında.1

Kilise Tepesi denilirdi Avni Nine’nin ikametgâhının bulunduğu yere. Arı, kelebek, Cennet (uğur) böcee ve tayyare böcüü (Yusufcuk) tutardım oralarda; Avni Nine’nin evi önünde eşek silûetindeki taşa biner, dehleyerek sürerdim güyâ. Kısa pantalon giymiş, naylon, bilekten çıtçıtlı ayakkabımla da atçılık oynardım o mıntıkada. Avni Nine’nin evinin önü çimenlikti ve eşeğin sırtına benzer kocaman bir kaya vardı evin önünde. Her çocuk üzerinde atçılık oynardı o taşın.. bazen çocuk bağırışları dayanılmaz olurdu ve Avni Nine bizi bağırarak kovalardı.. Bizler çimenlikte Gıbrıs Eşşee gibi yuvarlanurduk sava sola… Yuvarlanurkene de bi kere arı sokmuştu da beni u zaman gıçımdan! Ciyaklayınca da Avni Nine taze inek boku sürdüydü barmaama da geçmişti acısı.. bilii mun?

Ortaokulun bahçesinde Avni Nine’nin evinin karşısına gelen alanda duvardan basket sahasına inen büyük bir rampa vardı.. daha eskiden bu alanlar meyve bahçesi ve mezarlıkmış.. kafataslarıyla oynarmış küçükken ablalarım! Kilise’nin malları da talan edilmiş. Bizim evde de oradan alınma bembeyaz porselenden bir yoğurt kabı vardı ama kapağı ne yazık ki kırılmıştı.. babam ona çömlekten bir kapak yapmıştı. Şimdi kardeşimin evinde yer alıyor o nadide porselen!1

Araştırmacı, Şâir ve Yazar Yüksel ŞEN Abilerin evinin ardından Avniye Nine’nin bahçesi gelir ve bitişiğinde de Avni Nine’nin iki katlı kârgir evi bulunurdu. Ünye doğumluydu ama Çarşamba’dan gelin gelmişti Ünye’ye Avni Nine. Çocuklar çekinirdi Nine’mizden.. ben hiç korkmazdım nedense.. zaten severdi beni de ve hep gülümserdi bana onca yaramazlığıma rağmen. Erkek çocuklara ayrı bir düşkünlüğü vardı her ne hikmetse!

Ünye’nin Elit Grubu atletlerinden Araştırmacı – Yazar Ahmet Derya VARİLCİ’nin Kilise Tepesi’nde Avni Nine’yle yaşadığı hoş bir anısı var: “Avniye Teyze’nin evi tam top oynadığımız Ortaokul bahçesinin şut menzilindeydi. Ne kadar dikkat etsek de sık sık kazalara sebebiyet veriyor, azar işitiyorduk. Hattâ cam kırılınca top oyunu bitiyor, bir de toptan oluyorduk. Daha çok top sahibini mağdur eden bu durum sebebiyle aramızda ilginç bir öykü gelişmişti.

Avni Nene’nin evi, okul bahçesinden kaçan toplarla doluydu. Hattâ odanın biri ağzına kadar bizim kaçırdığımız toplarla dolmuştu. Alt pencerelerden birine yanaşıp, bu söylentiyi doğrulamaya, gerçeği kendi gözümüzle görmeye çalışırdık. En küçük bir tıkırtıda, panikleyip kaçardık. Muhtemelen tıkırtıyı çıkaran da kendimizdik. Kendi kendimizi korkuturduk yani…1

Son günlerini hasta yatağında geçirdi merhum.. Rahmetli Temel ÇINAR Amca’nın eşi Emine Teyzeler bakmışlardı ona. 25 Mart 1975’te Ünye’de vefat etti. Namaz da kılardı rahmetli arada bir.. mekânı Cennet olsun! Şimdi bu evin yerinde Almanya’da çalışan Yamakların yaptırdığı İpçi Osman’ın damadı Selâhattin ARSLAN‘ın 3 katlı betonarme bir binası var. Aradaki bahçeye de kesme taştan tek katlı başka bir ev yapılmıştı.. Elmalıların Terzi Mehmet ELMACI ve eşi Fadime Hanımlar otururlardı. Çocuklarının adı Hasan, Hüseyin ve Ayşe idi.

Makalemize, Araştırmacı, Şâir ve Yazar Yüksel ŞEN’in hâtıratlarıyla devam edelim: ÜNYE’nin Dokuma ve Kültür Merkezi olarak şöhret yapan Orta Mahalle’de şimdiki Meçhul Asker İlköğretim Okulu’nun arkasında, Kilise Tepesi, Keşaplı Sokak üzerinde bulunan ALÇAK KAHVE‘yi pek bilen yoktur. İsmail ve Sait DEMİRKOL’un babaları rahmetli Arap Mustafalarla, bizim evin arasında Ermeni asıllı AVNİYE OLUK‘a ait iki katlı ahşap bir ev vardı.2

Bu evin birinci katı, önünde uzayan yemyeşil çimlere yaklaşık 1,5 – 2 metre yükseklikte idi. Evin önünde, biri daire şeklinde diğeri at görüntüsünde kireç taşından oluşan iki kaya kitlesi vardı. Sokağımızın ve çevrenin tüm çocukları, KİLİSE TEPESİ’nde uzayıp giden çimler üzerinde ve kireç taşlarında oturup oynardı.

Genelde bu alanda çocuklar; Birdirbir, Uzuneşek, Komen, Saklambaç, Yakan Top, Çelik Çomak, Pıtık oynar, Tentürük çevirirler ve Tahtalu – Havaguşu (Sıçan) uçururlardı. Kelebek, arı, Cennet böcee (uğur böceği) ve tayyare böcüü (Yusufcuk) tutanlar da olurdu.

Onlar, komşuluk münasebetlerinin ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergilemekten mutluluk duyarlardı. Bu tür davranış onların yaşam biçimiydi. Sokaktaki Türk çocukları, Ermeni çocukları ile çok iyi anlaşırdı. Oyunlar oynar, birbirimizi cânı gönülden severdik. Aileler birbirlerine gece oturmasına gider, söyleşiler yapardı.

Bizler, yaşlı Ermeni kadınlarına Nene diye, orta yaşlılarına Hala, erkeklerine de Dayı ve Amca diye hitap ederdik. Örneğin: Beres Nene, Adir Hala, Makri Nene, Ani Nene, Marnos Nene, Paylon Teyze, Agop Dayı, Leon Amca demek hoşumuza giderdi. Onların çocukları da bizim büyüklerimize aynı şekilde davranırdı.

Sokağımızdaki tüm Ermeni aileleri dokumacılıkla uğraşırdı. Ani Nene (bazıları Avni Nine derdi) (AVNİYE OLUK) tek başına yaşıyordu. Canı istediği zaman Dokuma Tezgâhı’na geçer, Peştemal dokurdu. Hafta içinde dokuduğu 3 – 5 peştemalı, Çarşamba günleri Büyük Câmi’nin önünde kurulan Dokumacılar Pazarı‘nda ve bazen Hanboğazı’nda yolun girişinde satar, parası ile ihtiyaçlarını alır, evine dönerdi.

Çok sert, bağırtkan, haksızlıklara hiç tahammülü olmayan bir mizaca sahipti. Devamlı sigara ve kahve içerdi. Tek başına yaşadığı için komşular onu hiç yalnız bırakmaz, gece gündüz ziyâretine giderdi. Oturduğu oda; içinde Dokuma Tezgâhı da olmasına rağmen, tertemizdi ve mis gibi kokardı. Çalışmadığı zamanlarda, pencere kenarına oturur, sigarasını içer, kahvesini yudumlardı.

Evinin önünde oynayan çocukların gürültüsüne hiç tahammül edemez, onlara avazı çıktığı kadar bağırır, oradan uzaklaştırırdı. Zaman zaman, okulun bahçesinde top oynayan çocukların topu evin camlarına değer, cam kırıldığında kızılca kıyamet kopardı. Bu durumda çocuklar oradan hızla uzaklaşırlar, toplarından da olurlardı.

Yukarıda da vurguladığım gibi gece ve gündüz, tüm komşular ziyâretine giderdik. Mangalından Kahve Cezvesi hiç eksik olmazdı. Aradan 60 – 65 sene geçmesine rağmen, mavi – beyaz, konik kapaklı emaye şekerliğini ve kahve kabını halâ anımsıyorum.

Çocuktuk; geceleri rahmetli anamın eşliğinde ziyâretine gittiğimizde veya o bizim eve geldiğinde, söyleşi dönüp dolaşıp onun hâtıralarına gelir, sürgüne nasıl gittiğini, neler yaşadığını ve tekrar ÜNYE’ye nasıl geldiğini anlatırdı. Bu anlatılanları büyük bir dikkatle dinler; bu kadar maceradan nasıl kurtulduğuna hayret ederdik! Ani Nene (AVNİYE OLUK) bu sürgün olayında, Diyarbakır – Mardin – Bitlis’e kadar götürülmüş. Diyarbakır – Derik’te – Silvan’da, Mardin / Midyat’ta ve Bitlis’te çok işkence görmüş, ölümün eşiğine gelmiş. “Öldürmeyen Allah Öldürmez” teorisi doğrultusunda hayatta kalarak, Tekkiraz üzerinden tekrar ÜNYE’ye nasıl geldiğini anlata anlata bitiremez ve biz de onu can kulağı ile dinlerdik.

Ani Nene’nin evinden hiç misafir eksik olmazdı. Günün hemen hemen her saatinde, oturma odasında, pencere kenarında kahve içen mahalle sakinlerini görürdünüz. Bu nedenle sokağımızın büyükleri Ani Nene’nin evine “ALÇAK KAHVE” ismini vermişlerdi. Çok da yerinde bir davranıştı bu. Zira bir kahvehanede ancak bu kadar çok müşteri ağırlanırdı. NENE, her konuğuna izzet ikramda bulunur, onları kahve içmeden evinden göndermezdi.

Sokağın genç kızları, ablam – teyzem ve diğer komşular, Yaz Temizliği yaparlarken, kendi evleri ile birlikte Ani Nene’nin evini de pırıl pırıl temizler, kilimlerini yıkar, badanasını yaparlarmış. Çok bağırtkan olmasına rağmen, komşularımız O’nu çok severlerdi. Hep evinde toplanırlar, söyleşi yaparlardı. Şu anda 80 – 82 yaşlarına varan ablam ve teyzem, Ani Nene’nin evi için halâ KİLİSE TEPESİ’nin ünlü ALÇAK KAHVESİ diye tanım yapmaktadırlar. Ben de çocukluğumda bu eve komşularımızın yakıştırdığı bu tanımın ne kadar yerinde ve uygun olduğunu yakından gördüm.2

Devam edecek

 

KAYNAKÇA :

1 MİSTEPE, M. Ufuk – Keşaplı Sokak, Ünye’nin Dokuma ve Kültür Merkezi http://unyezile.com/kesapli.htm

2 ŞEN, Yüksel – Alçak Kahve, Mayıs 2008 http://unyezile.com/kahve1.htm Ünye Kent Gazetesi, 04 / 10 Ocak 2010 http://www.unyekent.com/koseyazi/914/alcak-kahve-2-bolum http://www.unyekent.com/koseyazi/928/alcak-kahve

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Ünye Gümrüğü – I

20 Temmuz 2018 okunma
Gümrük, devletler arası ticarette sınır geçişlerinde malların kontrol edildiği yer olup bu geçiş sırasında alınan vergilere “gümrük resmi” denmektedir. “Gümrük” kelimesi Lâtince’de ticaret manasına gelen “Commercium”... Devamını Oku

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya Ve Çete Reisleri – III

13 Temmuz 2018 okunma
Eşkıyanın icraatını “XVIII. Yüzyılda Ünye’de Eşkıyalık Hareketleri” konu başlıklı makalemizde beş madde halinde açıklamaya çalışmıştık.32Orta Karadeniz Bölgesi’nde eşkıyanın kaynağını, yerli ahaliden bazıları ile çeşitli oymak ve... Devamını Oku

Osmanlıca Belgelerde Ünye – I

6 Temmuz 2018 okunma
Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çevriyazı çalışması ve 17 basılı yayını ile araştırmacıların dikkatini çekmeyi başaranAraştırmacı, Yazar, NahhatSayın Murat Dursun TOSUN’un ele aldığı bazı belgeler Ünye ve Ordu hinterlandını da... Devamını Oku

Ünye’nin Demografik Yapısı – VI

29 Haziran 2018 okunma
Ordu kentinin aldığı göç, 1950’yi izleyen 10 yılda kent nüfusunun.. %72 artarak, 1960’ta 20.000’in üzerine çıkmasına yol açtı. Ancak, bu dönemde öbür ilçe merkezlerinden hiçbiri henüz benzer bir nüfus çekim merkezi olmamıştı. Nüfusu 1960’ta... Devamını Oku

Ordu Kaymakamı Mehmed Ali Efendi – I

22 Haziran 2018 okunma
“Ünye’de Karantina ve Tahaffuzhane” konu başlıklı makale dizimizi hazırlarken Çambaşı’nda da iki tahaffuzhane olması bizi Osmanlı Arşivi Uzmanı Adnan YILDIZ Bey’in “Çambaşı Rüştiyesi ve Tahaffuzhanesi”1 adlı makalesine; makalede söz konusu edilen... Devamını Oku

Canik Sancağı ve İdarecileri – V

14 Haziran 2018 okunma
Giresun Kaymakamı Mehmed Ziya Bey 1903 yılında görevinden alınarak yerine Ünye’den Kaymakam İbrahim Halil Paşa atanmıştır. İbrahim Halil Paşa (1902), İbrahim Halil Tarhan (1903), Arif Bey (1904) ve Fahreddin Kiper 1909 yıllarında Ünye’de kaymakamlık... Devamını Oku

Ünye’de Karantina Ve Tahaffuzhâne – I

8 Haziran 2018 okunma
Karantina, bulaşıcı ve salgın hastalıklardan korunmak için insan veya hayvanların belli bir yerde gözetim altında tutulmasıdır. Etimolojik olarak; “yolcuların gözetim altında tutulma süresi” demek olan ve İtalyanca ‘kırk’ anlamına gelen quarantena’dan... Devamını Oku

Tarihî Değerlerimiz – V

1 Haziran 2018 okunma
Köprübaşı’nda Lâhna Deresi’ni takiben 150 m içeriden sol istikamete doğru bir 100 m daha ilerlediğinizde Balık Değirmeni mevkiine varırsınız. Burada değirmen yoktur.. ama belirli bir mesafe önünde ve arkasında vaktiyle değirmen varmış. U şeklinde taş... Devamını Oku

Ünye’ye Dair Dört Osmanlıca Belge

25 Mayıs 2018 okunma
Sayın Murat Dursun TOSUN, Ünye ile ilgili olarak Osmanlıca yazılı 4 dosyada bulunan belgeleri inceleyip bizlere de istifade imkânı sağlamıştır. Ünye Makaleleri içerisinde yer almasında fayda mülâhaza ettiğim bu transkripsiyon çalışmasını sizlerle... Devamını Oku

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya ve Çete Reisleri – II

18 Mayıs 2018 okunma
Bu uzun makale dizisinde, birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde özellikle tarihin tekerrür etmemesine odaklı ders alınması gereken acı ve tatsız yaşanmışlıklar ele alınmıştır(konuyu istismar etmeye eğilimli, okuma kültüründen... Devamını Oku