son haberler

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya ve Çete Reisleri – I

Yayınlanma Tarihi: 13 Nisan 2018 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Osmanlı topraklarına göç eden ve sayıları yüzbinlerle ifade edilen muhacirlerden bir kısmı kanunsuz işlere tevessül ederek, birtakım problemlere sebep olmuşlardı. Aşağıda belge ve kaynaklara dayalı anlatılan bu olaylar genele şâmil değildir ve tahmin edebilirsiniz ki geniş kitlelere mal edilemez; her toplumda görülebilen bu şerre eğilimli küçük bir azınlığın şekâvetleri yöremizde de halkımızı tedirgin etmiştir. Özellikle, ülkemizin güvencesi olmuş, törelerine bağlı, inançlı, çalışkan, mert ve sâdık fertlerini oluşturan milyonlarca Çerkes, Lâz ve Gürcüleri tenzih ederek makalemizin ilgi alanı çerçevesinde bu yakın tarihimize mal olmuş konuya da kılı kırk yararak ve temkinlice yer ayırmak istiyorum. Ortak kültür içerisinde yoğrulmuş Türkler, Rumlar, Ermeniler, Lâzlar, Çerkesler ve Gürcülerin oluşturduğu milyonlara şâmil bu güzide millet içerisinde illegal gayretler ve şekâvette bulunan şâki ve çetelerin bahse konu edildiğini hassaten vurgulamak isterim. Belge ve yararlandığım kaynaklarda kasdını aşan cümleleri mümkün mertebe elimine etmeye çalışıyorsam da belgenin aslına sâdık kaldığımın bilinmesini istirham ediyorum.

Ünye yakın tarihinde yaşanmış çete, eşkıya ve kabadayılık olaylarına ilişkin sözlü aktarımlar ve belge niteliğinde yazılı dokümanlardan istifade suretiyle Ünye’de bir şekilde bulunmuş ve iz bırakmış çete reis ve elemanları ile eşkıyalar ve kabadayılara ait araştırdığımız bulguları ve derlediğimiz birikimleri bu makale serisinde sizlerle paylaşacağız.

Doğu Karadeniz’de gerek Osmanlı döneminde gerek Millî Mücadele yıllarında gerekse Cumhuriyet döneminde halk ve hükûmet tarafından eşkıya olarak nitelendirilenler arasında Tirebolulu Hoçuroğlu Hüseyin; Fatsalı Hekimoğlu İbrahim, Lâz Mehmed; Ünyeli Gürcü Deli Reşid; Giresunlu Fahir, Kara Mahmud, GoloğluAnzırlıMehmed, Bulancaklı Hacı Velioğlu Nuri Efendi; Rizeli Sandıkçı Şükrü; Tonyalı Şişmanoğlu Ahmed, Reşadiyeli GüpürMehmed; Şalpazarlı Kadiroğlu Ali Osman; KeşablıTomoğlu İsmail, Soytarıoğlu, Bostanoğlu ve Micanoğlu Hüseyin sayılabilir. Bu dönemlerde gayrimüslim Rum ve Ermeni eşkıyalara da rastlanır. Bunlar arasında ErsandıklıPiç İlya, Taşoğlu Mihail, Deli Paşo, Peço, Aliko, Eleni Çavuş, Kel Sava, Deli Yanı, Eleni Çavuş, YordanoğluPiç Vasil, Lefter, Sarı İstil, İstavri, Kürdün oğlu ve GürdekoğluSimyon, TodoroğluAgabiyos, Endik, Andon, Yanidis, PançoYanidis’i, YanidisoğluHaçika’yı, Sarı Yani’yi, Haçik gibilerini saymak mümkündür.1

Hekimoğlu İbrahim ile ilgili makalemizi Ünye Vizyon Gazetesi’nin 02 Kasım 2009 tarihli ilk sayısında2 yayımlamıştık; aynı bilgileri mükerreren aktarmayacağım. 1946, ÜnyeVelibayraktar (Genehor) köyü doğumluOzan Hamdi TANSES, Eylül 2010’da yayımlanan “Ünye Şarkı ve Türküleri3 adlı kitabın 63. sayfasının dipnotunda bana da şifahen aktardığı şu bilgilere yer verir: “Hekimoğlu ağıtı 1917 yılında Erzurum’da şehit düşen Hamdi TANSES’in dedesi Kalyoncuoğlu Recep (Töreli Hafız) tarafından yakılmıştır. Hekimoğlu ağıtının sözlerinin halk dilinde yaygın olanlarını Hamdi TANSES Korgan / Çitlice köyünden derlemiştir.4

1955, Ünye Eskikızılcakese köyü doğumlu Hâtırat Yazarı Halil ERHAN ise 2015’te yayımlanan “1915’ten 1980’e Karadeniz Ermeniler, Eşkıyalar, İnsanlar, Yaşamlar5 adlı eserinde farklı bir sav ortaya koyar.HEKİMOĞLU DEĞİL “DAVUTOĞLU” başlıklı makalesinde özetle şu bilgilere yer verir:

Kurtuluş Savaşı’nın son yıllarında, Karadeniz Bölgesi’ndeki tüm eşkıyalar, kuvvetleriyle beraber Ankara’ya çağrılmışlar. Benim yaşadığım bölgedeki “Topal Osman grubu” emre icabet etmiş, kelimenin tam anlamıyla acımasız bir eşkıya karakteri taşıyan ‘Davutoğlu’ysa emre uymamış (Genç Ağa dedem, “Atatürk bizi Ankara’ya çağırdı” diye anlatırdı).(sh. 62)

Davutoğlu, o günlerde “belde” yapılmış olan Fatsa’nın Kösebucağı köyünde doğup büyümüş, Alevî kökenli bir aileye mensup birisi. 1930’lardan 1950’li yıllara kadar tamamı Alevî olan köy nüfusu bu tarihten sonra hükûmetlerin “dönüştürme” politikalarının sonucu olarak “Sünnî” inancını benimsemiş durumda. Bunu nereden çıkarıyorum? Bizim köye yani, Ünye’nin Eskikızılcakese köyüne yerleşmiş olan Davutoğlu’nun torunlarının ifadelerinden: “Bizim dedelerimiz, sülâlemiz aslında Alevîymiş. Sonradan Sünnî olmuşuz…”

Davutoğlu, askerlik çağı geldiğinde askere gitmeyi kabul etmeyerek, etrafına topladığı bölgenin asker kaçaklarıyla, hırsızlarıyla, katilleriyle, Batum’dan, Trabzon’dan kaçan Gürcü ve Lâz tetikçilerle bir olarak kendi “eşkıya grubu”nu oluşturmuş. Ünye – Fatsa, Terme – Çarşamba, Tokat – Niksar – Akkuş bölgelerini kapsayan bir alan içinde hâkimiyet kurmuş. (sh. 62) Nitekim bu bölge içerisinde başka da bir çete oluşumundan asla ve asla bahsedilmemektedir. Bazı Ermeni aileleri, daha önce de bahsettiğim gibi Müslüman olmayı kabul etmeleri sonucu Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma adlarını alarak resmî kayıtlara geçerek günümüzde de yaşamlarını sürdürmektedirler. Ünye’nin köylerinde benim bildiğim buna örnek birkaç aile mevcuttur. (sh. 63)

Davutoğlu ve çetesinin oturdukları, ekip biçtikleri, fındık topladıkları bazı yerlerin adı “kilise düzü, kilise yanı” diye ifade edilir günümüzde. Davutoğlu’nun kasasıysa bizim köydeki bir zamanların Teşkilât-ı Mahsusa üyesi hatipmiş.(sh. 64)

Davutoğlu’nun, Alevîlerin oturduğu Göbü köyünde, akrabasının evinde saklandığı haberini hatipten alan Ünye’nin bütün jandarma kuvvetleri Davutoğlu’nun saklandığı evin etrafını sarmış. Yanında bulunan çete mensupları öldürülmüş. Davutoğlu ise yaralı ele geçirilerek Ünye Devlet Hastanesi’ne getirilmiş. Davutoğlu bir süre sonra vefat etmiş. Cesedi de Ünye’de Çakırtepe Mezarlığı’nda, yeri belli olmayacak şekilde bir çukura gömülmüş. Hatip, daha sonraları Davutoğlu’nun hanımını kendi nikâhına da almış, tabi paralar ve tapularla beraber. (sh. 65)

Eşkıyalıktan başka hiçbir vasfı olmamasına rağmen, ölümünden sonra Davutoğlu bölgede destanımsı bir kişilik haline dönüşür. Sonraları da adına, Yusuf Dayı’nın söylediği işte o meşhur türkü yakılır: Davutoğlu derler benim aslıma, / Aynalı martin yaptırdım da narinim, / Kendi neslime…(sh. 66)

TRT repertuvarında yer alan ve herkesin “Hekimoğlu” olarak bildiği türkünün doğuş hikâyesi işte böyle. Ortada bir uydurma, kurgu var yani. Yusuf Dayı ölmüş olsa dahi, ondan bu türküyü dinleyen komşularımın bazıları yaşıyor. Annem yaşıyor. Ben yaşıyorum. Davutoğlu Dursun’un torunları yaşıyor. Halk müziği otoriteleri de böylesi kurguları yapagelmiş olmalılar ki notaya aldıklarında, hikâyesini de yazıvermişler. “Nasıl olsa bu memlekette itiraz edecek, ‘Doğru değil’ diyecek vatandaşlar bulunmaz, yaşamaz” hükmünün rahatlığı içinde eklemişler hikâyeyi de. (sh. 67)

Makalemizin konu başlığı eşkıyalar, çete reisleri, çeteciler ve kabadayılardı. Hâtırat Yazarı Ünyeli Halil ERHAN’ın dedesi, babaannesinin büyük erkek kardeşi GENÇ AĞA’dır. Dedesi, Mustafa Kemal Paşa’nın Koruma Birliği Komutanı, Giresunlu, “Öncü Kuvvacı” Gazi Milis Yarbay Topal Osman’ın muhafızıdır.

Yazar, kitabının 111 – 120. sayfalarında “Topal Osman ve Muhafızı Genç Ağa Dedem” bahsini anlatır: “Genç Ağa dedem 1985 yılında 90 yaşındayken vefat etti. Oğulları, kızları, torunları Giresun’un merkezinde, Dereli’nin Yuva köyünde yaşamlarını sürdürmektedirler. Sorulduğunda, ‘Babamız asla eşkıya olmadı, eşkıyalık yapmadı, Topal Osman’ın emrinde sekiz sene askerlik yaptı. Aynı zamanda Atatürk’ün de askeriydi’ demektedirler. (sh. 119 – 120)5

Bir gün evimizin önündeki fındık harmanının üstüne serdiğimiz kilime oturup Eskikızılcakese sahilinden denize bakarak konuşurken dedeme sordum; “Dede, sende hiç eşkıya acımasızlığı, gaddarlığı yok. Nasıl oldu da Topal Osman’ın çetesine katıldın?

Genç Ağa dedem başladı anlatmaya: – Çevremde göze batan, boylu poslu, cesur bir gençtim. Bir akşam üstü Topal Osman Ağa, yanındakilerle beraber kapımıza geldi. Beni ve babamı dışarıya çağırdı. Babama dedi ki “Oğlun benimle gelecek, bundan sonra benim adamım, benim askerim olacak.” Mecbur onlara katıldım. İtiraz etme şansımız yoktu, karşı gelirsek sonumuz kötü olurdu.(sh. 112) – Osman Ağa’nın muhafızıydım. Hiç yanından ayrılmazdım. Gece gündüz onunla beraberdim. (sh. 113)– Senin veya sülâlenizin malı mülkü niye olmadı peki? – Bize de savaştan sonra verecekti bir yerler ama olmadı. Yunanlarla savaştıktan sonra Atatürk tarafından Ankara’da öldürüldü. Osman Ağa ölünce biz de kendi halimize kaldık. Hepimizi köylerimize gönderdiler cascavlak!(sh. 116)5

Ünyeli Ozanımız Hamdi TANSES isetürkü yakma konusunda bana yazılı olarak ilettiği mesajında şu kanı ve aktarımlara sahip: “Halkın malına, canına kasteden ve ırzına geçenlere halk türkü yakmaz! Böylesi tiplerin adını bile anmaz.Hekimoğlu ağıdı Osmanlı arşiv belgelerinde geniş bir biçimde yer alıyor. Ağıt, dört sayfadan daha fazla yer almakta. 1933 yıllarında Muzaffer SARISÖZEN bu türküyü Ünye’den derlemiş. TRT arşivinde sansür edilmiş. Daha sonraları sözleri düzenlenerek Ümit TOKCAN tarafından plâk’a okunmuş ve TRT arşivine alınmış. Bu ağıtın tamamı Ünye Ağzı’yla benim Dedem Töreli Hafız(Kalyoncuoğlu Recep) tarafından yakılmıştır. Merhum Sarıkamış’ta donarak şehit düşmüştür.

Devam edecek

 

KAYNAKÇA :

1RaNDoM21 – Eşkıya Belgelerindeki Araştırmalarımhttp://www.defineburada.com/forum/showthread.php?t=2399

2MİSTEPE, M. Ufuk – Hekimoğlu İbrahim, Ünye Vizyon Gazetesi, 02 Kasım 2009, Sayı: 1.

3MİSTEPE, M. Ufuk – Ünye Şarkı ve Türküleri, Ünye Belediyesi Kültür Yayınları, No. 12, Eylül 2010, 255 sh.

4TANSES, Hamdi –Halk Türküleri / Güfte ve Besteleriyle, 1. Kitap, SAY Yay., Müzik Dizisi, 4. Baskı, 2004, İst., 303 sh.

5ERHAN, Halil -1915’ten 1980’e Karadeniz Ermeniler, Eşkıyalar, İnsanlar, Yaşamlar, I. Baskı, İstanbul, 2015, 245 sh.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Davulcu ve Zurnacılardan Vergi Tarhı – II

14 Aralık 2018 okunma
Türkiye Büyük Millet Meclisi ruznâmesinde (gündem)görüşülecek mühim bir madde kalmadığından Dokuzuncu Devre’nin nihayete ermesi dolayısıyla Büyük Millet Meclisi Reisi Refik KORALTAN tarafından toplantıya son verilmesine ve yeni Meclis’in 14 Mayıs 1954... Devamını Oku

Ordu Kaymakamı Mehmed Ali Efendi – III

7 Aralık 2018 okunma
Sayın TOSUN, belgelerde yer alanMehmed Ali Efendi ile ilgili tanışıklığını şöyle anlatır: Daha önce arşivden almış olduğum belgeyi okuma sırası gelince Ordu Kaymakamı Mehmed Ali Efendi’yle tanıştım (Ek-1). Belgeyi okuyunca onun çalışkanlığı ve... Devamını Oku

Ünye’de Karantina ve Tahaffuzhâne – III

30 Kasım 2018 okunma
20 Haziran 1894 tarihinde Sıhhiye Nezâreti’ndenSadaret’e(Başbakanlık) gönderilen yazıda; Bafra, Ünye ve Fatsa’da kolera hastalığının ortaya çıkması ahalinin hastalıktan dolayı sağa sola kaçmalarının hastalığı yayma tehlikesi olduğu ve bölgenin 10... Devamını Oku

Ünye Gümrüğü – II

23 Kasım 2018 okunma
Bundan dört-beş yüz sene önce Osmanlı ülkesinin her köşesinde mevcut sipahi veya mülk ve vakıf sahibi ile toprağa bağlanmış olan köylüyü, ülkenin bir ucundan diğer ucuna uzanan yollar boyunca derbent bekleyen, yol ve köprü tamir eden ve kervansaraylara... Devamını Oku

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya ve Çete Reisleri – IV

16 Kasım 2018 okunma
Âyânların devlet otoritesine gölge düşüren bir zümre olmasından dolayı her ne kadar devlet, onların mahallî otoritelerinden idarî, malî ve askerî hususlarda faydalansa da öldüklerinde âyânlıklarını suç sayarak, muhallefatlarına el koymak suretiyle... Devamını Oku

Osmanlıca Belgelerde Ünye – II

9 Kasım 2018 okunma
Divanî üslûpla yazılmış okunması zor bir diğer belge de Ünye asıllıHazinedârzâde Süleyman Paşa’ya ait. Konusu: Ölen Canikli Ali Paşa’nın üvey vâlidesi ve Hazinedârzâde Süleyman Ağa’nın zevcesi Hanım’a Karaköy çiftliğinden miri matlubunun... Devamını Oku

ÜNYE İSKELESİ’NİN SAMSUN EKONOMİSİNE ETKİLERİ – II

2 Kasım 2018 okunma
Müfettiş Ali Rıza Efendi’nin ve Canik Meclisi’nin son mazbatasında Samsun’un pek çok Anadolu şehrinin ve Irak’ın ana geçiş noktası olduğu, limanının olmamasının yanında bir de sağlam iskelesinin bulunmamasının ticarete darbe vurmak anlamına geldiği... Devamını Oku

Ünye İskelesi’nin Samsun Ekonomisine Etkileri – I

26 Ekim 2018 okunma
Üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu’da H. 1002 / M. 1594-1595 tarihli Menzil ve İskele Defteri’ne göre üç kara yolu güzergâhı ve iki de deniz rotası bulunmakta olup bu rotalardan ilki –Anadolu sol kol rotası– Üsküdar’dan başlamakta ve... Devamını Oku

Eski Ünye İskelesi

19 Ekim 2018 okunma
‘Alybě’ ve ‘Khalyb’ adlarının kökleri eski Anadolu dili Luvice’deki iki sözcükten gelmiş olabilir mi? Bunlar ‘tuz’ ve ‘deniz’ anlamlarına gelen ‘ali’ ile ‘iskele’ ve ‘kıyı’ anlamlarına gelen ‘kala’ sözcükleri. Bu sözcüklerin her... Devamını Oku

Karadeniz’e Damgasını Vuran Nücûmîler

12 Ekim 2018 okunma
Günümüzde “astroloji” olarak nitelendirdiğimiz ‘yıldızların hareketinden geleceği öğrenme işi’ne eskiler “ilm-i nücum” derlerdi. Nücûmî; Arapça nucūm “yıldızlar, yıldız ilmi, astroloji” sözcüğünden alıntıdır ve... Devamını Oku