Din gerçek anlamda Kur’an ve sünnet ile yaşanır. Ancak derin değil yüzeysel düşünen, ürettikleri ilavelerle dini karmakarışık hale getiren bağnaz zihniyet sürekli yeni bir hurafe ortaya atar. Kur’an dışı yepyeni bir din geliştiren, ne Kur’an’da ne de Resulullah (sav)’in hayatında/sünnetinde bulunmayan hurafelere uyanların yaşadıkları din değil, kendi kâbuslarıdır.
İnsanların karşılaştığı problemleri çözmede doğru yolların dışında, yanlış yollara sapmaları hurafeleri iyice yaygınlaştırmıştır. Peygamber Efendimizin bir hadis-i şeriflerinde “İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.”
Hurafelerin birçok çıkış sebebi vardır. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
1.Önceki dinlere ait kültürlerden bazı unsurların İslam Dinine taşınması.
2.Cehalet, yani dini temel kaynaklarından öğrenmemek.
3.Özellikle bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimize dayandırılan uydurma hadisler.
Bu gün toplumumuzda yaygın olan belli başlı hurafe ve batıl inanışları açıklamaya çalışalım.
*Ateşe su dökülürse cin çarpar, yiyeceklerin ağzı kapatılmadığında gece onlardan cinlerin yediği anlayışı.
*Kuran ve sünnet ile örtüşmediği halde dövme yaptırmak, erkeklerin küpe takması, burçların insan karakterine etkili olduğu inancı.
*Türbe, yatır gibi yerlerden medet ummak. Bir yatırın mezar taşına mum yakıp, dilek tutmak.
*Yeni doğan çocuğun dindar olması için göbek bağını keserek cami avlusuna bırakmak.
*Konuşmayan çocukların konuşabilmesi için cuma namazından sonra müezzin tarafından cami anahtarını çocuğun ağzına sokup çıkarmak.
*Yürümeyen çocukların ayaklarına ip bağlayarak cuma namazından ilk çıkan kişiye ipi kestirmek.
*Küçük çocukların üzerinden atlanıldığında boylarının kısa olacağına inanmak,
*Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmadan evden çıkarılmaması gerektiğine inanmak,
*Nikah esnasında gelin ve damadın birbirlerinin ayağına bakması halinde, önce basanın sözünün geçeceğine inanmak,
*Evlenmeyen genç kızların kısmetinin açılması için müezzine minareden para attırmak, mendil veya eşarp sallatmak,
*Sağ elinin içi kaşındığında para geleceğine, sol elinin içi kaşındığında da para çıkacağına, ayak altı kaşındığında da yola çıkılacağına inanmak,
*Sakız çiğnemeyi ölü eti çiğnemek gibi kabul etmek, gece vakti tırnak kesmek.
*Cenazenin 7., 40., 52. gecesi ile ölüm yıldönümünde hatim ve mevlit okutmak,
*Cenazenin alkışlarla uğurlanması, cenazenin arkasından slogan atmak ve çiçek serpmek, cenaze için üçüncü gününde helva ve yemek dağıtmak, kefen arasına dua, ayet ve vasiyetname koymak, ölen kimse için arefe günü kurban kesmek,
*Hastanın başı üzerinde tuz gezdirmek, köz söndürmek, kurşun döktürmek,
*Dileğin kabulü için ağaçlara bez-çaput bağlamak, türbelere adakta bulunmak, türbe ziyaretlerinden şifa beklemek,
*Hıdrellez günü sahile gidilerek kuma veya toprağa ev, araba veya kadın resimleri çizilerek böylece çizilen resimler sayesinde ileride onlara sahip olunacağına inanmak,
*Misafirin, askere gidenin veya yola çıkanın arkasından su dökmek,
Yukarıda saymış olduğumuzu davranışlar Müslüman’a yakışan hareketler değildir. Her gün 5 vakit namazımızda Fatiha süresinde okuduğumuz إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden Yardım dileriz” ayetine muhalif olarak yardımı başka kapılarda aramak çelişki değil midir? İhtiyaçların karşılanmasını ölüden veya başka inançlardan ummak kişiyi şirke sürükleyebilir. Şirk ise Allah’ın bağışlamayacağı en büyük günahlardandır.