Ünyeli Şâir, Tiyatro Yazarı ve Yönetmen Şerafettin KAYA (Kötü Şâir Şero), Ünye ve Fatsa arasındaki tatlı rekabeti mizahî bir üslûpla konu eden “ÜNYE DE FATSA ARASI” adlı Türkiye’nin ilk Mizah Belgesel Filmi’nin senaryosunun ve ana temasınının kendisine ait olduğunu, Ünye'de yayımlanan Haftalık Gazete Okuyorum Gazetesi ve sanal yayın yapan Önce Halk Gazetesi’nde 17.12.2011’de şu şekilde dile getirmişti.1
“Ünye ve Fatsa’da çekimi yapılan bu belgesel filmin senaryosu ve ana teması bana aittir. Bu filmin senaryosunu 2010 yılında yazdım. Ünyeli şâir ve yazar olarak amacım Ünye’yi ülke çapında gündeme getirmek, tanıtımına katkıda bulunmaktı. Bunun dışında senaryoyu yazarken Yeşilçam’ın ünlü aktörü Levent İNANIR’dan Fatsa’yla ilgili bilgiler aldım. Bilgileri eserimin Fatsa ayağını oluşturmakta kullandım. Eseri yazdıktan sonra Ünyeli olan değerli aktör Mustafa ŞİMŞEK’ten eserime ve yapım süreçlerine katkı vermesini rica ettim. ŞİMŞEK, müsait olmadığını söyleyerek, beni İsmail CANBULAT’a yönlendirdi.2
CANBULAT’ı yazdığım eserin uygulanabilirlik aşamasında metin yazarı olarak projeye dahil ettim. Yapımcı - Yönetmen Esra ALKAN’ın film şirketi üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na müracaat edip destek almak istedik. Müracaat için CANBULAT’ı, Esra ALKAN’a yönlendirdim. Ve bakanlığa müracaat ettiler. Aradan zaman geçti, projenin bilgim dışında Ünye’de çekilmeye başladığını duyduğumda şaşırdım. Ve daha kötüsü de ismimin projeden çıkarılarak yerime Metin Yazarı Esat KORKMAZ’ın yazıldığını öğrendiğimde şoke oldum, böyle bir şeye inanmak istemedim.”2
64 dakikalık Mizah Belgesel’in Yapımcı ve Yönetmeni Esra ALKAN’a Kötü Şâir Şero’nun iddiası hakkında ne düşündüğünü sorduğumda bana şu cevabı vermişti : “Başka bir projede birlikte çalışacakken Ünyeli olduğundan tanıdık senarist sordum herkese sorduğum gibi. Belgeselin yazılı bir senaryosu yok! Tamamen doğal ortamlarda kurgulanmakta; zaten Şerafettin Bey de belgeseli izlediğinde görecek ki bu yapım bir Esra ALKAN Belgeseli’dir. Neyse; o bile seyrederse anlayacak kendi aklıyla, uzaktan yakından bir ilintisi olmadığını.”1
Proje Koordinatörü İsmail CANBULAT’tan konu hakkındaki yorumlarını talep ettiğimde aktarımları şöyle oldu : Esra ALKAN'la bu proje vesilesiyle iki sene önce tanıştık.. Esra, müthiş çalışkan ve iş disiplini yüksek, iyi yürekli bir insan. Bu projeyi vizyona girebilecek hale getiren ve Ünye’mizin bu kadar çok reklâmının yapılabilmesine vesile olan odur. "Ünye de Fatsa Arası" belgesel filmimizin bazı eksiklerine ve aslında bir turistik tanıtım filmi bekleyenlerce çok ağır eleştirilmesine rağmen.. bu bir bakanlık projesidir.. unutulmasın! Şartlı destek alınmış ve bakanlığın istediği konseptte çekilmiştir. Daha sonra istendiği şekilde bir turistik - kültürel şehir tanıtım filmi de çekilir Ünyem için elbet...
Bu arada; ortalıkta dolaşan "bakanlıktan alınan desteğin tamamının belgeselde kullanılmadığı iddia edildi" yalanı ve terbiyesizliğini de esefle kınıyorum... Sadece; ‘kıskançlık’ ve ‘çekememezlik’le sıvanmış komik, zavallı bir iftiradır. Filmin çekimi başlayınca desteğin üçte biri verilir. Film, bu üçte birle başladı. Film bittiğinde desteğin tamamı bile ödenmemiş ve yapımcı cebinden para harcayarak bu filmi bitirmişti.
Şerafettin meselesine gelince; onunla da Esra ile eşzamanlı tanıştım. Benim kadîm ve çok iyi arkadaşım Mustafa ŞİMŞEK projeye ayıracak vakti olmadığı için beni yazar olarak önermiş; Şerafettin kardeşim de proje tanıtım metnini yazamadığı için bana müracaat etti.. ben de böylece Esra’yla ve projeyle tanışmış oldum. Zaten, bir Ünye aşığı ve Ünye için sinema - belgesel projeleri olan ve bu konuda klâsörler dolusu çalışması olan biri olarak hemen bakanlığa "proje tanıtım ve başvuru metni"ni yazdım. Şerafettin'in bana verdiği.. projeyle ilgili kaydedilen bölük pörçük bazı notlardı. Ve teliflik bir durum yoktu. Ortada senaryo yoktu.. güldürmeyelim kendimize; belgeselin senaryosu olmaz. Bir yol haritası ve rehber bir ilk metni olur. Onu da önce İsmail’le Esra, film ‘bitince de’ Esat KORKMAZ yazdı. Ve film Ünyeli ve Fatsalıların mizahî hayatlarıyla şekillendi ve konsepti ihlâl etmeden doğaçlama şekilde çekilip kurgulandı.. senaryo diye bir şey yoktu.. dikkatinizi çekerim...
Bakanlığa verilen projede Şerafettin'in adı DANIŞMAN olarak projeye dahil edilmiş ve sonrasında bu proje "reddedilmiş" ve o defter kapanmıştır. Bu süreçten sonra Şerafettin'in, Esra’yla yaşadıkları ticarî ve kişisel anlaşmazlık sonucunda yolları ayrılmış, aylar sonra da bakanlık, başvuru dışı özel bir davetle belgeselin ‘tür adı’nı da kendi belirleyerek "motor!" demiştir. Esra da yapımcı ve yönetmen olarak Şero'yu bu yeni duruma dahil etmemiştir. O kadar! Bu, kendi bileceği iştir, şahsî bir konudur. Kimse Şero'nun her hangi bir hakkını ihlâl etmiş ve ona haksızlık etmiş değildir. Ortada da bir “telif meselesi” yoktur. Aksi suçlamalar ayıptır, vebali büyüktür. Ama ben her şeye rağmen Mustafa’yı ve Şero’yu seviyorum.. çünkü onlar da benim gibi Ünye âşıkları ve onlarla birlikte nice belgeseller ve mizahî Ünye sinema filmleri çekeceğime inanıyorum...
Popüler Eleştirel Bakışla ‘Ünye de Fatsa Arası’ Mizah Belgeseli
Mizah belgeselin İstanbul Galası’nda beyaz perdeye yansıması ardından sanat alanında, eleştirinin genel tanımı içinde yer alan, fakat aslında eleştiri sayılmaması gereken birçok kritik yapma atılımlarını birlikte izledik ve gözlemledik.
İçerisinde âsiliği ve boyun eğmezliği barındıran, eleştirel yapısıyla var olan düzeni yıkma ve insanlık için daha iyi bir yaşam imkânı kurma çabası içinde olan mizah, Karadenizli’nin yaşamında yoğun bir biçimde zaten yer almaktaydı.3
Mizahı belgeselde kurgulamak için belgesel unsurlarının ortaya çıkarılması ve bu unsurlar içerisinde yaşatılan mizahın doğaçlama ile canlandırılması görsel sanat câmiasında profesyonellik gerektiren bir beceri işidir.
Mizah Belgesel’de yaratılan yeni ortam son yıllarda sinema ile ilişkilendirilse de zaman içinde ‘Ünye de Fatsa Arası” mizah belgeselinin de yankılarıyla aslında yepyeni ve farklı bir yapıda olduğunun bilincine varılmıştır.
Filmdeki, senaryo desteksiz, doğal ortamlarda yakalanan anlık diyalog ya da monologlar, içerdikleri mizahî derinlik ile yüzlerdeki tebessümün tezahürünü kısmen seyirciyle paylaşabilmiştir. Yönetmen ALKAN; çekimlerde senaryodan kurguya, biçimden harekete kadar tüm yönleriyle gerçeğe ulaşma çabası içindedir.
Yönetmen bazen mizahî karakterlerini kameraya çekilen gerçek oyunculardan elde edilen referanslar üzerinden (Ünye Lokumu – Fatsa Lokumu mizansenlerindeki gibi) çizerek oluşturmaktadır. Bu gerçekçilik, tiplendirmelerin biçim dilini dolayısıyla mizahı da etkilemektedir (Belediyelerin kuruluş tarihleri sahnesindeki gibi).
Gerçekçi yaklaşımla oluşturulan karakterlerde abartma ve deformasyon olamayacağı için biçim dili açısından mizahtan uzaklaşıldığı görülmektedir (Hekimoğlu, Ağa ilişkilerinin arka plânda görsel materyal desteksiz bugüne yansıtılması gibi).
Ünye ve Fatsa ortamının (Ünye ve Fatsa’nın birleşmesi örneğindeki gibi) olmazı oldurtan, (Fatsa nüfus sayımında ölülerin sayılması örneğindeki gibi) yok olanı var eden, (Ünye’nin Dünya’dan 250 gıram avur olması örneğindeki gibi) fizik kurallarına ve yerçekimine meydan okuyabilen sihirli yapısı belgeselde mizahın oldukça kolay bir biçimde uygulanabilmesine imkân sağlamıştır.
Bildiğiniz gibi güzele değil çirkin ve garip olana ulaşmayı hedefleyen karikatür, vücut oranlarında ya da yüzde isteyerek kabaca çarpıtma, abartma ve deformasyonu kullanarak komiğe ulaşmayı hedeflemektedir. Çünkü; ancak garip biçimli bir karakter kişide gülme hissi uyandırmaktadır. Belgeselde ‘Halat Çekme Yarışması’nda bu espritüel figür çok buudlu ve sesli formasyonuyla başarıyla karikatürize edilmiştir.
Bu nedenle mizah içerikli bu tür çekimlerde biçim ve hareket derinliğinde biçim söz konusu olduğunda deformasyon, abartı, karikatüre yakın bir form anlayışı, zıt deneklerin kullanımı gibi espriler görülmektedir (Filmin Kapanış Sahnesi’nde yemek masasının devrilişi ve öncesindeki tartışmalar gibi). Ama yöresel karikatüristler belgeselde görülememektedir.
Devam edecek