Önce gün düştü denize, ardında çiğle gelen yağmur damlaları belirdi çatılarda. Islak ve soğuk bir havanın içinden gelen sis gözüktü en son.
Dilsizdi gecenin karanlığı.
Denizin dalgalarının serpintisi, evlerin camlarını yalarken, pencerelerden sızan gaz lambasının loş ışığında duygular atışıyordu sevgiliye yazılan satırlarda, gönülleri yaralayacak kadar ağdalı.
Yorgun bir yüreğin yaralarından kan gibi akan duygular, yıllarca mühürlenmiş olmanın verdiği küf kokusuyla kapatıldığı sandıktan baktı geceye doğru. Ahşap odanın duvarlarında yankılandı gizli çığlığı.
Yanaklardan aşağı sızan yaşların çizdiği yollar, çekilenlerin belki de özetiydi, simasında yaşamın bıraktığı derin izlerin içinden geçip giderken. Bazen derin vadilerden, bazen susuzluktan çatlamış toprak gibi tende ilerledi damla damla, ağır aksak, tıpkı bedenine ihanet etmiş bacakları gibi.
Hislerdi ayakta tutan bunca yıla rağmen yaşamasını sağlayan.
Bir bekleyişti bitmek bilmeyen.
Bir gün geri geleceğinin umuduyla yaşamak zor olsa da hatıralara arkasını dönmedi. Evinin iki göz odasında süren inziva hiç tükenmeyecekti, siyahlara bürünmüş meleğin ziyaretine kadar. Hazırlıklıydı, nasılsa bavul hazırlamak gibi bir dert olmayacak, olduğu her şeyi ardında bırakıp evin kapısını çekip çıkacaktı.
Geri dönmeyecek yıllara çekilen ahlar vardı zihninde yankılanan.
Hatıralar; dimağında asılı çerçevelerdeki resimler gibiydi. Her gün tozunu alıp, hafif bir gülümsemeyle yâd etmek hoşuna gitse de yapılan hatalar geldikçe aklına, zihindeki anılar odasını terk edip uzaklara dalıyordu gözleri.
Sevgiyle, aşkla söylenen tüm şarkıları unutmayı düşünse de bu nasıl mümkün olacaktı?
Uyuşturucuya alışmış bir beden nasıl unutamazsa o tadı, aşkı tatmış bir ruh da tutkun oluyordu o hisse.
Yaşam tıpkı bir nehir gibi, aktıkça nasıl bir coğrafyaya götürdüğü bilinmeyen, bazen dingin, bazen çalkantılı ama akıntıya asla karşı durulamayan bir döngü. Ne hızlı gideceksin nehirde, ne de yavaş. Kendi halinde, huzurlu, rahat ve dingin olarak tadacaksın anı. Ya kalbinin dediklerini uygulayıp huzur veren hislerle, ruhunun güzel ama tehlikeli sarp yollarını seçeceksin, ya da en güvenli, kestirme, duygusuz, mantık yolunu seçeceksin.
O da bunun bilincinde, nehrin akışına bırakmıştı yaşamını. Esen bir rüzgara teslim olmuş, sevgisini alıp yanına, dingin bir hayatın tadını çıkarıyordu bir başına.
Aşk; en tatlı, dinlemeye doyulmayan bir müzik. Sevgiyle birlikte atan kalpse, bedenin dansıdır.
O, son anına kadar bedeninde bitmek bilmeyen dansını yaşadı, aşkıyla sonsuza değin.